Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 21. Ayet

    فَـكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużur(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      21. "Azabım ve uyarılarım nasılmış bir bakın!”

      22. "Andolsun ki Kur’ân'ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?”



      Bu iki âyet, daha önce kaydettiğimiz gibi iki şekilde yorumlanır.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâne (كَانَ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün bir şeyin vuku bulması, gerçekleşmesi ve varlık kazanması anlamına geldiğini belirtir. Bu kelimenin aslen bir durumun gerçekliğini ve sabitliğini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "kâne" fiilinin burada gerçekleşen azabın sadece bir iddia değil, tarihen sabit ve inkar edilemez bir vakıa olduğunu vurgulamak için kullanıldığını ifade eder. Fiilin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, vaat edilen o dehşetli sonucun artık bir "oluş" haline dönüştüğünü simgelediğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki soru edatıyla (keyfe) birlikte kullanılmasının, "nasıl da gerçekleşti, gördünüz mü?" anlamında bir pekiştirme ve hayret uyandırma amacı taşıdığını, azabın nesnelliğini etimolojik olarak perçinlediğini ifade eder. Hidayet Aydar, fiilin kökündeki "oluş" vurgusunun, ilahi iradenin belirlediği her şeyin eninde sonunda varlık sahasına çıkacağını gösterdiğini savunur.

        Azâbi (عَذَابِي)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün temelinde bir şeyi engellemek ve tatlılıktan/rahatlıktan mahrum bırakmak anlamlarının bulunduğunu belirtir. Cezaya "azab" denilmesinin, kişinin huzurunu ve güvenini ortadan kaldırmasıyla ilgili olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, azabın bir kimseye acı veren ve onu kötülükten alıkoyan sert bir ceza olduğunu ifade eder. Kelimenin sonundaki "yâ" (benim) ekinin, bu cezanın doğrudan ilahi kaynaktan geldiğini ve beşerî bir müdahalenin ötesinde olduğunu vurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, azabın Kur'an'ın semantik dünyasında ilahi adaletin bir yansıması olduğunu, Âd kavminin azgınlığına karşı bir "karşılık" olarak etimolojik bir denge kurduğunu savunur. Mustafa Öztürk, buradaki azabın rüzgâr vasıtasıyla gerçekleşen o toplumsal yıkımı temsil ettiğini ve kelimenin k-z-b (yalanlama) eyleminin ontolojik bir bedeli olarak sunulduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, azabın kökenindeki "engelleme" vurgusunun, ilahi yasayı hiçe sayanların varoluşsal olarak nasıl bir tıkanıklığa ve felakete sürüklendiğini simgelediğini belirtir.

        Nuzuri (نُذُرِ)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün temel anlamının birini tehlikeye karşı önceden uyarmak ve sakındırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nuzur" kelimesinin burada hem "uyarıcı haberler" hem de "uyarıcı peygamberler" anlamına gelebileceğini, her iki durumda da muhatabın mazeretini ortadan kaldıran bir bildirim sürecini ifade ettiğini söyler. Ayetteki soru bağlamında, "uyarılarımın sonucu nasılmış, görün" anlamını taşıyarak, uyarının ciddiyetini vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul formda gelmesinin, Âd kavmine tek bir uyarı değil, çeşitli vesilelerle birçok ihtar yapıldığını, ancak her birinin göz ardı edildiğini etimolojik olarak desteklediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, nuzur kavramını ilahi bir ültimatomlar serisi olarak değerlendirerek, uyarının ardından gelen azabın kaçınılmazlığını pekiştiren bir teknik terim olduğunu savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "korkutarak haberdar etme" işlevinin, insanın sorumluluk bilincini diri tutmayı amaçlayan bir pedagojik yöntem olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X