كَذَّبَتْ عَادٌ فَـكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: azap, kamer suresi, yalanlama, ad kavmi, şiddetli rüzgar, kamer 18, uyarı, kamer suresi 18. ayet, uğursuz gün
-
"Âd kavmi de (peygamberlerini) inkâr etti. Azabım ve uyarılarım nasılmış bir bakın!"
Âd Kavminin Helâki
Allah Teâlâ burada önceki ümmetlerin haberlerine, onların peygamberlere kötü muamele etmeleri, onları yalanlamaları ve inatçılıkları yüzünden başlarına gelen belâlara işaret etmektedir. Bu âyet, “Andolsun ki onlara tuttukları yoldan vazgeçirecek nice haberler geldi” meâlindeki âyetin sılasıdır. Dolayısıyla bu âyet, daha önce belirttiğimiz iki şekilde tefsir edilir.
Yorumu Yorumla
-
Kezzebet (كَذَّبَتْ)
İbn Fâris, k-z-b (k-z-b) kökünün temel anlamının bir şeyin doğruluktan sapması, haberin gerçeğe uygun düşmemesi ve dürüstlüğün zıttı olduğunu belirtir. Kökeninde bir "gevşeklik" ve "aslı olmama" durumu bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, takzib eyleminin bir haberi yalan saymak veya o haberin doğru olmadığını bilinçli bir iradeyle iddia etmek olduğunu söyler. Bu ayette Âd kavminin, kendilerine gönderilen peygamberi ve ilahi mesajı peşinen reddetmesi ve onu asılsızlıkla suçlaması anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın etik-dini terminolojisinde ilahi otoriteyi sistemli bir şekilde devre dışı bırakma eylemini temsil ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, fiilin müennes (dişil) kalıpta gelmesinin Âd kavmine (topluluğuna) işaret ettiğini ve bu yalanlamanın kitlesel bir direnç ve inatçı bir tutumla gerçekleştiğini ifade eder.
Âdun (عَادٌ)
İbn Fâris, a-v-d (a-v-d) kökünün temelinde bir şeye dönmek, tekrarlamak veya bir şeyin eskimesi, kadim olması anlamlarının yattığını ifade eder. Kavme "Âd" denilmesinin, onların kadim ve köklü bir geçmişe sahip olmalarından kaynaklanabileceğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ismin kökenindeki "dönüş" veya "tekrarlama" anlamına dikkat çekerek, bu topluluğun gücüne güvenen ve yeryüzünde kalıcılık iddiasında bulunan bir yapıyı temsil ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Güney Arabistan kökenli bir kavim adı olduğunu ve Kur'an'da tipik bir helak edilen kavim prototipi olarak kullanıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, "Âd" isminin Kur'an'ın etik yapısında "kibir ve azgınlık" (istikbar) ile özdeşleşmiş bir topluluğu simgelediğini vurgular. Angelika Neuwirth, kelimeyi kadim Arap şiirindeki "yok olmuş kavimler" (el-umemu'l-bâide) geleneğiyle ilişkilendirerek, tarihsel bir gerçekliğin Kur'an'da sarsıcı bir ibret motife dönüştüğünü ifade eder. Theodor Nöldeke, kelimenin arka planında Güney Arabistan'daki kabile konfederasyonlarına dayanan tarihsel bir çekirdek olduğunu savunur.
Kâne (كَانَ)
İbn Fâris, k-v-n (k-v-n) kökünün bir şeyin vuku bulması, varlık kazanması ve gerçekleşmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kâne fiilinin burada gerçekleşen azabın kesinliğini ve o hadisenin tarihsel bir vakıa olarak sabitlendiğini ifade etmek için kullanıldığını söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin burada geçmişte olup biten ama etkileri ve ibreti devam eden bir "oluşu" nitelediğini, "nasıl oldu bir bakın" anlamında bir vurgu taşıdığını vurgular. Hidayet Aydar, fiilin kökündeki "oluş" ve "gerçekleşme" vurgusunun, azabın sadece bir tehdit olmadığını, bizzat yaşanmış ve tamamlanmış bir hakikat olduğunu etimolojik olarak pekiştirdiğini ifade eder.
Azâbi (عَذَابِي)
İbn Fâris, a-z-b (a-z-b) kökünün temelinde engellemek ve bir şeyden mahrum bırakmak anlamlarının bulunduğunu belirtir. Cezaya azab denilmesinin sebebinin, suçluyu yanlış eylemlerinden vazgeçirmesi veya onu huzurdan mahrum bırakması olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, azabın insana ağır gelen ve sürekliliği olan her türlü acı ve meşakkat olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, azabın bu bağlamda ilahi adaletin bir sonucu olarak gelen toplumsal yıkımı nitelediğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin sonundaki "yâ" (benim) ekinin azabı doğrudan Allah'a nispet ederek, bu cezanın sıradan bir doğa olayı değil, ilahi bir hükmün infazı olduğunu vurguladığını söyler. Sadık Kılıç, azabın ontolojik olarak kişinin kendi elleriyle bozduğu dengenin karşılığı olarak gelen sarsıcı bir tecelli olduğunu savunur.
Nuzuri (نُذُرِ)
İbn Fâris, n-z-r (n-z-r) kökünün bir kimseyi başına gelecek kötü bir duruma karşı önceden bilgilendirmek ve korkutmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nuzur" kelimesinin burada hem "uyarı mesajlarını" hem de "uyarıcı peygamberleri" (nezir kelimesinin çoğulu) kapsayan geniş bir anlam dairesine sahip olduğunu vurgular. Âd kavminin uyarılara rağmen tavrını değiştirmemesinin getirdiği kesin sonuca bir atıf yapıldığını söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin uyarının yapılmadan azabın gelmediğine dair ilahi yasayı (sünnetullah) tescil ettiğini, yani "uyarılarımın sonucu nasılmış görün" anlamını taşıdığını ifade eder. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul gelmesinin, uyarının tek seferlik değil, çeşitli yollarla ve peyderpey yapıldığını, ancak her birinin reddedildiğini gösterdiğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimeyi ilahi ültimatomların bir serisi olarak değerlendirerek, inkârcıların uyarılara karşı gösterdiği bağışıklığın bedelini etimolojik olarak karşıladığını savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla