وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kamer 17, kolaylaştırılmış kuran, azap, kamer suresi, kamer suresi 17. ayet, uyarı, öğüt alan, kuran, zikir
-
"Andolsun ki Kur’ân’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?”
Bu âyet de farklı mânalara gelir. Birincisi, Andolsun ki Kur’ân’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık; yani biz Kuranı ezberlemek için kolaylaştırdık; onu küçük-büyük, kâfir-mümin herkesin ezberleyebileceği hale getirdik ve herkesi onu korumakla sorumlu tuttuk.
İkincisi, Allah’ın nimetlerinden ve Allah’ın kulları üzerindeki haklarından unuttuklarını hatırlamaları için ve ayrıca Allah’ın buyruklarını tasdik eden veya inkâr eden önceki ümmetlere ait haberleri hatırlamaları için onu kolaylaştırdık.
Üçüncüsü, bu âyetin sadece Resûlullah’a (s.a.) mahsus olması da muhtemeldir, yani biz Kuranın hepsini ezberlemesi ve ezberden okuyabilmesi için Resûlullah’a (s.a.) kolaylaştırdık. O kadar ki, Kurandan bir şeyi hatırlamak istediği her zaman ve her saatte onu hatırlardı. Allah Teâlâ başka âyetlerde şöyle buyurmaktadır: “Vahyi tam alma telâşı yüzünden dilini kımıldatma. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir”, “Onu, senin kalbine Rûhulemîn indirmiştir”, “Sana okutacağız ve Allah dilemedikçe unutmayacaksın”. Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ı unutmayacağına dair Resûlullah’a (s.a.) güvence vermiş ve onu kendisine kolaylaştırmayı lütfetmiştir.
Düşünecek yok mu? En doğrusunu Allah bilir ya, yukarıdaki ilk yorumuna göre bu cümleye şöyle bir anlam veririz: Allah Kuranı ezberlemeyi kolaylaştırmış ise de onu ezberlemek için göndermemiştir, fakat onu içindekilerinden ders ve öğüt almak için göndermiştir; ondan öğüt alacak kimse yok mu? Âyetin yukarıda geçen ikinci yorumuna göre de şunu deriz: Bu ifade emir anlamına gelir, yani onun içinde yer alan haberleri düşünün ve onlardan öğüt alın! En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yesser’nâ (يَسَّرْنَا)
İbn Fâris, y-s-r kökünün temel anlamının "kolaylık, yumuşaklık ve bir şeyin önündeki engellerin kalkması" olduğunu belirtir. Kelimenin aslen "yüsr" (kolaylık) kavramından türediğini, zorluğun (usr) zıttı olduğunu ve bir işin pürüzsüzce akıp gitmesini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "teysîr" (tef'il kalıbı) eyleminin, bir şeyi hedeflenen amaca uygun hale getirmek ve onun üzerindeki meşakkati kaldırmak anlamına geldiğini ifade eder. Kur’an’ın "yesser’nâ" (kolaylaştırdık) fiiliyle nitelenmesinin, onun hem lafzının ezberlenmeye hem de manasının anlaşılmaya müsait bir fıtratta kılındığını simgelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, fiilin biz (nâ) zamiriyle Allah’a nispet edilmesinin, bu kolaylaştırmanın beşerî bir çabanın sonucu değil, ilahî bir lütuf ve programlama olduğunu belirttiğini ifade eder. Kelimenin bu ayetteki bağlamının, önceki ayetlerde anlatılan ağır helak tablolarından sonra gelen bir rahmet vurgusu taşıdığını ekler. Sadık Kılıç, y-s-r kökünün ontolojik bir "uyum" barındırdığını, ilahî kelamın insan zihni ve diliyle en üst düzeyde uyumlu hale getirilmesinin bu kelimeyle tasvir edildiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin mazi (geçmiş zaman) kalıbında gelmesinin, Kur’an’ın vahyedildiği andan itibaren bu kolaylık vasfına sahip olduğunun tescili olduğunu belirtir.
El-Kur’âne (الْقُرْآنَ)
İbn Fâris, k-r-e kökünün temel anlamının "toplamak, bir araya getirmek" olduğunu ifade eder. Okuma eylemine "kıraat" denilmesinin sebebinin, harflerin ve kelimelerin bir araya getirilerek bir anlam bütünlüğü oluşturması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur’an isminin hem "okunan kitap" hem de "önceki semavî kitapların özünü içinde toplayan mucizevi kelam" anlamına geldiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "qeryânâ" (okuma, kutsal metin dersi) kelimesiyle etimolojik bir bağı olduğunu, ancak Arapça k-r-e köküyle tam bir anlamsal uyum sağladığını ve İslamî literatürde özgün bir isim haline geldiğini savunur. Christoph Luxenberg, kelimenin kökenini Süryanice "leksiyonel" (kilise ayinlerinde okunan metinler topluluğu) kavramına dayandırarak, onun "okunacak metin" mahiyetine vurgu yapar. Toshihiko Izutsu, Kur’an kavramının bir "resmî hitap" ve "ilahî sesleniş" olarak Arap dilindeki en üstün semantik seviyeyi temsil ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ’ın sözlü kültür geleneği içinde değerlendirerek, "Kur’an" isminin metnin sadece yazılı değil, aslen "sesli olarak icra edilen" bir hitabe olduğunu etimolojik olarak kanıtladığını savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin belirlilik takısıyla (el) gelmesinin, onun bilinen, tanınan ve eşi benzeri olmayan o özel vahyî bütünlüğü nitelediğini ifade eder.
Ez-Zikri (الذِّكْرِ)
İbn Fâris, z-k-r kökünün "bir şeyi dille anmak, kalpte tutmak, hatırlamak ve unutmamak" gibi temel anlamlara sahip olduğunu belirtir. Kelimenin aslen "insanın zihninde hazır olan bilgi"yi temsil ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, zikrin üç boyutu olduğunu ifade eder: Dilin zikri (telaffuz), kalbin zikri (hatırlama) ve aklın zikri (öğüt alma/ibret). Ayetteki "lizzikri" ifadesinin, Kur’an’ın hem ezberlenmesi hem de ondan ahlaki bir ders çıkarılması için kolaylaştırıldığını imlediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, zikir kavramının "hatırlama" yönüne dikkat çekerek, bunun insanın fıtratında var olan ancak dünyevi meşgalelerle unutulan ilahî hakikatlerin yeniden bilince çıkarılması eylemi olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda "öğüt, nasihat ve uyarı" anlamını taşıdığını, Kur’an’ın temel fonksiyonunun insanı sarsarak ona sorumluluklarını hatırlatmak olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, zikr kökünün etimolojik olarak "şeref ve itibar" anlamıyla da ilişkili olduğunu, bu metnin kendisine yönelen insana manevi bir yücelik kazandırdığını belirtir.
Muddekir (مُّدَّكِرٍ)
İbn Fâris, z-k-r kökünden türeyen bu kelimenin, bir şeyi derinlemesine düşünen ve ondan kalıcı bir sonuç çıkaran kimse olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "iftiâl" kalıbından (muztakir) dönüşerek "muddakir" halini aldığını, bu dilsel değişimin eylemdeki "çabayı, sürekliliği ve samimiyeti" pekiştirdiğini söyler. Sadece basit bir hatırlama değil, hatırlanan şeyi bir bilinç biçimine dönüştürme eylemini nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "öğüt alan, ibret alan, uyarılara kulak veren" anlamlarına geldiğini ve ayetteki soru formunun, "bu kadar açık ve kolaylaştırılmış bir hitap varken hala öğüt alacak kimse yok mu?" şeklinde bir sitem ve teşvik barındırdığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, muddakir kelimesinin "m" harfiyle başlamasının, bu niteliği taşıyan "kişiyi/faili" ön plana çıkardığını ve ibret almanın bireysel bir irade meselesi olduğunu vurguladığını belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "muhafaza etme" anlamının, alınan öğüdün sadece o anlık değil, yaşamın bütününe yayılan bir koruma kalkanı olması gerektiğini etimolojik olarak içerdiğini savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla