Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 15. Ayet

    وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve lekad teraknâhâ âyeten fehel min muddekir(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Andolsun, bunu bir ibret levhası olarak bıraktık; ibret alacak yok mu?”

      Hz. Nuh'un Gemisi

      Andolsun, bunu bir ibret levhası olarak bıraktık. Bu cümle iki mânaya gelir. Birincisi, sonra gelen insanlar için ibret olmak üzere biz Nuh aleyhisselâmın gemisini uzun müddet ortada bıraktık. Katâde böyle der ve şunu ilave eder: Allah Teâlâ Nuh aleyhisselâmın gemisini, bizden önceki ümmetlerin görmeleri için Elcezirede Bakırda dağında açıkta ve sağlam bıraktı. Ondan sonra yapılan nice gemiler ise çürüyüp yok oldu. Bazıları şöyle bir anlam verdi: Biz o geminin kalıntılarını ve onunla ilgili haberleri sonrakiler için bir ibret levhası olarak bıraktık. Bu gemi üe ilgili haberler sonraki ümmetlerin hepsine ulaşmıştır ve herkes kurtulanın nasıl kurtulduğunu, helâk olanın da ne sebeple helâk olduğunu bilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      İbret alacak yok mu? Esved şöyle rivayet eder: Abdullah b. Mesûd’a (r.a.) dedim ki: Buradaki kelime “müddekir” (مُدَّكِرٍ) midir, yoksa “müzekkir” (مذكر) midir? Dedi ki: Resûlullah (s.a.) bana dal harfi ile müddekir şeklinde okuttu. Ebû Ubeyde şöyle dedi: Arapça’da bu kelimenin aslı “müztekir” (مُذْتَكِر) şeklindedir ve iftiâl bâbından “müfteilun” veznindendir. “Tâ” harfi ile “zâl” harfi bir araya geldiğinde, kural gereği idğam yapılır ve “zâl” harfi “tâ” harfine idğam edilir, sonra o da “dâl” harfine dönüştürülür. Başka bir âyette geçen “iddehara” (ادَّخَرَ) fiili de böyledir; bunun aslı da “iztehara’dır (اذتخر). En doğrusunu Allah bilir. Bu âyete şöyle bir mâna da verilir: Onların başına gelen belâlardan ibret ve ders alarak onların yaptıklarından sakınan yok mu? Katâde bunu şöyle tefsir etti: Hayır isteyen yok mu, kendisine yardım edilsin?​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Teraknâ (تَرَكْنَاهَا)

        İbn Fâris, t-r-k kökünün temel anlamının bir şeyi kendi haline bırakmak, terketmek ve bir şeyden vazgeçmek olduğunu belirtir. Bu kökün özünde bir "bırakma" ve "geride kalma" niteliği bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyi kasten veya bir zorunluluk sonucu terk etmeyi ifade ettiğini söyler. Ayetteki bağlamda, Nuh tufanı hadisesinin veya geminin kendisinin bir ibret vesilesi olarak tarih sahnesinde "bırakılmasını" ve korunmasını nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sadece bir nesneyi fiziksel olarak bırakmak değil, onu gelecek nesiller için bir "hafıza kaydı" ve "ibret mirası" olarak kalıcı kılmak anlamına geldiğini belirtir. Sadık Kılıç, t-r-k kökünün burada ilahi bir pedagojiye işaret ettiğini, hadisenin fiziksel olarak bitse de hükmünün ve dersinin insanlık bilincinde taptaze bırakıldığını savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "geride kalma" vurgusunun, tufan gibi yıkıcı bir olaydan sonra bile Allah’ın bir işaret olarak o vakayı tarihin hafızasına nakşettiğini gösterdiğini ifade eder.

        Âyeten (آيَةً)

        İbn Fâris, e-y-y kökünün bir şeyin doğruluğuna delalet eden açık işaret, alamet ve nişane olduğunu belirtir. Kelimenin özünde "belirginlik" ve "yönlendirme" anlamı yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, âyetin görünmeyen bir hakikate ulaştıran zahirî bir delil olduğunu söyler. Burada Nuh tufanı mucizesinin Allah'ın kudretini ve adaletini gösteren sarsılmaz bir kanıt olarak nitelendirildiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice "âtâ" (işaret) kelimesiyle etimolojik bir bağı olabileceğini, ancak Kur'an'da tamamen teolojik bir ders ve mucize anlamında merkezileştiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, âyet kavramının Kur'an'ın ontolojik dilinde ilahi olanın dünyevi alandaki izdüşümü olduğunu, bu ayette ise tarihsel bir olayın dikey bir mesaja dönüştüğünü savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), âyetin her zaman ikna edici bir netlik taşıdığını ve bu bağlamda tufan hadisesinin inkarı imkansız kılan somut bir ibret vesikası olarak sunulduğunu ifade eder.

        Muddekir (مُّدَّكِرٍ)

        İbn Fâris, z-k-r kökünün bir şeyi dille anmak, kalple hatırlamak ve bir bilginin zihinde hazır bulunması anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin aslen bir şeyi "muhafaza etmek" ve "unutmamak" vurgusu taşıdığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, "muddakir" kelimesinin "iftiâl" kalıbından (muztakir) dönüştüğünü, "z" ve "t" harflerinin ses uyumu gereği "d" harfine kalbedildiğini açıklar. Bunun sadece hatırlamak değil, hatırlanan şeyden derin bir ders çıkarmak ve onu bir hayat düsturu haline getirmek (tezekkür) olduğunu vurgular. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "meddkar" (hatırlayan, anan) formuyla fonetik ve anlamsal bir paralellik taşıdığını iddia eder. Mustafa Öztürk, bu kelimenin "ibret alan, öğüt alan ve zihnini hakikate açan" kimse demek olduğunu, ayetin soru formunda gelmesinin ise insanlara yönelik sarsıcı bir irade çağrısı taşıdığını belirtir. Sadık Kılıç, muddakir ifadesinin insanın fıtri bilgisini aktif hale getirmesi ve geçmişin olayları üzerinden geleceğini inşa etmesi şeklinde bir "aktif bilinç" halini etimolojik olarak karşıladığını savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "anma" ve "koruma" anlamlarının, bu büyük mucizeden ders çıkararak ilahi uyarıyı belleğinde diri tutan kimselere işaret ettiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X