Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 14. Ayet

    تَجْر۪ي بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Tecrî bi-a’yuninâ cezâen limen kâne kufir(a)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gözetim ve korumamız altında akıp gidiyordu, kendisine inanılmamış olan o kulumuza bir mükâfat olmak üzere.”

      Gözetim ve korumamız altında. Yani bizim takdirimiz ve korumamızla akıp gidiyordu. Kendisine inanılmamış olan o kulumuza bir mükâfat olmak üzere. Yani Nuh aleyhisselâmı ve ona inananları taşımak ve onları boğulmaktan kurtarmak, kavmi tarafından inkâr edilen o kişilere bir mükâfat idi. Müfessirlerin geneli şöyle dediler: O, kavmi tarafından inkâr edilen ve iman edilmeyen Nuh aleyhisselâm için mükâfattı. Mücâhid bu cümleye şu anlamı verdi: Allaha inanılmamasının bir cezası olarak. Yani Allah Teâlâ'ya inanmadıkları için onların cezası tufanda boğulmak olmuştur. Ebû Muâz şöyle dedi: Buradaki kufira (كُفِرَ) kelimesi bazıları tarafından malum olarak “kefere” (كفر) diye okunmuştur. Bu kıraate göre âyetin anlamı şöyle olur: Nuh'un kavminden helak edilenler, Allah Teâlâ'yı yahut Nuh aleyhisselâmı inkâr ettikleri için ceza olarak helâk edilmişlerdir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tecrî (تَجْرِي)

        İbn Fâris, c-r-y kökünün temel anlamının suyun akışı gibi bir şeyin bir yöne doğru kesintisiz, akıcı ve seri bir şekilde yer değiştirmesi olduğunu belirtir. Bu kökün özünde süreklilik ve engelsiz hareket etme niteliği yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "cery" eyleminin sadece sıvılar için değil, gemilerin su yüzeyindeki hareketi, rüzgârın esmesi veya gök cisimlerinin yörüngelerindeki akışı gibi pürüzsüz süreçler için de kullanıldığını söyler. Ayetteki bağlamda geminin, tufan suları gibi kaotik bir ortamda bile ilahi bir sevk ile emniyet içinde ilerlemesini nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, bu kelimenin geminin kontrolsüz bir sürüklenişini değil, ilahi bir irade tarafından belirlenmiş bir rota üzerindeki bilinçli "seyir" halini etimolojik olarak karşıladığını belirtir. Sadık Kılıç, c-r-y kökünün varoluşsal bir devinimi temsil ettiğini ve geminin bu akışının aslında ilahi iradenin tabiat üzerindeki mutlak yürürlüğünü simgelediğini savunur.

        A'yuninâ (أَعْيُنِنَا)

        İbn Fâris, a-y-n kökünün temel anlamının bir şeyin özü, bakmaya yarayan organ (göz) ve suyun kaynadığı yer (pınar) olduğunu belirtir. Kelimenin "gözetleme" ve "koruma" anlamlarının, gözün bir şeyi sürekli takip etme niteliğinden türediğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "gözlerimizle" ifadesinin bir teşbih olduğunu ve "gözetimimiz, korumamız ve nezaretimiz altında" anlamına geldiğini ifade eder. Bu kullanımın, en büyük kozmik felaket anında bile ilahi himayenin kesintisiz ve her yönden kuşatıcı bir şekilde devam ettiğini simgelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, "ayn" kelimesinin burada "ilahi nezaret" semantiği içinde merkezi bir konumda olduğunu, Allah'ın her şeyi kuşatan bilgisi ve koruyuculuğunun görsel bir temsili olarak işlev gördüğünü belirtir. Gabriel Said Reynolds, "gözler" (a'yun) imgesinin Geç Antik Çağ ve Süryani dini literatüründe ilahi korumayı ifade eden "m'aynē" motifleriyle semantik bir paralellik taşıdığını ve bu ifadenin ilahi bir eşlikçiliği vurguladığını savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul formda kullanılmasının, korumanın kusursuzluğunu ve her türlü tehlikeye karşı tam bir emniyet sağlandığını anlatan mecazi bir derinlik taşıdığını ifade eder.

        Cezaen (جَزَاءً)

        İbn Fâris, c-z-y kökünün bir şeyin karşılığını tam olarak vermek, yettiği kadarını takdim etmek ve bir fiilin bedeli olmak anlamına geldiğini belirtir. Kökeninde "denklik" ve "yeterlilik" anlamının bulunduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ceza" kelimesinin yapılan işin hacmine, niteliğine ve niyetine tam uygunluk arz eden bir karşılık (mükâfat veya mücazat) olduğunu ifade eder. Buradaki kullanımın, bir yandan Nuh peygamberin sabrına ilahi bir armağan, diğer yandan onu reddedenlere karşı adaletin tecellisi olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerinde (İbranice "gâzal" veya Süryanice "gzâ") karşılık ve hüküm anlamlarıyla ilişkili köklere sahip olduğunu ve Kur'an'da teknik bir dini terim olarak "kesin karşılık" anlamında yerleştiğini not eder. Mustafa Öztürk, ceza kelimesinin burada mutlak bir adalet vurgusu taşıdığını, yaşanan kurtuluşun tesadüfi değil, amellerin ilahi terazideki karşılığı olduğunu belirtir.

        Kufira (كُفِرَ)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak olduğunu belirtir. Nimeti örtmek (nankörlük) veya hakikati gizlemek (inkâr) anlamlarının bu kökten türediğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, fiilin meçhul kalıpta (kufira) gelmesinin, reddedilen ve kadri bilinmeyen o yüce zatın (Nuh peygamber) uğradığı haksızlığa bir atıf olduğunu vurgular. Burada "inkâr edilen" veya "kadri bilinmeyen" anlamına gelerek, peygamberin kavmi tarafından maruz bırakıldığı dışlanmışlığı nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, kufira fiilinin burada inançsızlığın bir eylemi olarak değil, o eylemin hedefi olan peygamberin durumunu anlatan pasif bir kullanım olduğunu ve bu durumun ilahi bir müdahale ile son bulduğunu ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin "nankörlük edilen" anlamında, peygamberin sunduğu hidayet nimetinin kavmi tarafından nasıl bir tepkiyle karşılandığını ve bu nankörlüğün bedelinin nasıl ödendiğini etimolojik olarak pekiştirdiğini belirtir. Hidayet Aydar, k-f-r kökündeki "örtme" eyleminin, gerçeği görmezden gelme iradesine işaret ettiğini ve bu iradenin sahiplerinin tufanla nasıl örtüldüğünü simgeleyen bir tezat barındırdığını savunur.

        Yorum

        İşleniyor...
        X