Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 12. Ayet

    وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُوناً فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve feccernâ-l-arda ‘uyûnen feltekâ-lmâu ‘alâ emrin kad kudir(a)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      11-12. "Hemen göğün kapılarını bardaktan boşanırcasına inen bir yağmura açtık. Yerden de sular fışkırttık; derken sular önceden belirlenmiş bir iş için birleşti.”

      Nuh Tufanı

      Hemen göğün kapılarını bardaktan boşanırcasına inen bir yağmura açtık. Buradaki göğün kapılarını açtık sözü, muhtemelen üst taraftan kapıları açtık, senin üstünde gök vardır. Bunun yerle gök arasında olduğu nakledilen görülmeyen bir deniz olması da muhtemeldir. Yerden de sular fışkırttık, yani yerden kaynaklar fışkırttık. Burada Allah sanki şunu söylemektedir: Yukarıdan sular indirdik, aşağıdan da sular fışkırttık. Hemen göğün kapılarını açtık sözü, gerçekten gök kapılarını açıp oradan su indirmesi manasına da gelebilir, Allah Teâlâ'nın dilediği kişilere dilediği şekilde sular göndermesi mümkündür. En doğrusunu Allah bilir. Bardaktan boşanırcasına inen, yani bardaktan boşanırcasına dökülen sular indirdik. “Münhemir” (مُنْهَمِرٍ) kelimesine Ebû Ubeyde, hızlı dökülen ve çok fazla olan su anlamını verdi. İnsan çok ve çabuk konuştuğunda da aynı fiil kullanılır. Ebû Avsece şöyle dedi: Bu cümle göğün çok fazla yağmur yağdırması anlamına gelir.

      Derken sular önceden belirlenmiş bir iş için birleşti. Burada Allah iki suyu birden; gökten inen su ile yerden çıkan su tesadüfen değil, bir takdir ve tedbir neticesinde birleşti. Başka bir âyette Cenâb-ı Hak aynı kelimeyi kullanarak şöyle buyurur: “Sonra mukadder olduğu üzere buraya geldin, ey Mûsâ!”. Yani Allah’ın takdiri olmadan değil, aksine O’nun takdiri ve tedbiri üzerine buraya geldin. İbn Mesûd (r.a.) tesniye sığasıyla “felteka’l-mâân” (فالتقى الماءان) diye okudu, “alâ emrin kad kudir” (عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ) cümlesine bazıları, onların boğulmaları için takdir edilen su anlamını verdi, çünkü onlar inkârcı idiler. Bazıları da buna, yarısı yeryüzünün kaynaklarından, yarısı da gökten inenlerden olmak üzere yeterli miktarda su mânasını verdi. Bu ibarenin aslı söylediğimiz gibidir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Feccernâ (فَجَّرْنَا)

        İbn Fâris, f-c-r kökünün temel anlamının bir şeyi yarmak, açmak ve içinden bir şeyin genişçe çıkmasını sağlamak olduğunu belirtir. Bu kökten gelen "fecr" kelimesinin sabahın aydınlığının karanlığı yarması gibi, buradaki eylemin de toprağın yüzeyinin yarılarak suların fışkırmasını ifade ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "tefcîr" (tef'il kalıbı) kullanımının eylemdeki şiddeti, bolluğu ve sürekliliği imlediğini söyler. Suyun sadece sızması değil, büyük bir tazyikle ve çok sayıda noktadan fışkırması anlamını taşıdığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin Nuh tufanı bağlamında tabiat düzeninin tersine dönmesini ve yerin altındaki suların ilahi bir emirle kontrolsüzce yüzeye çıkışını betimleyen sarsıcı bir fiil olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, f-c-r kökünün ontolojik bir "yırtılma"yı temsil ettiğini, yerin sinesinin adeta patlayarak içindeki yükü dışarı atması şeklinde bir etimolojik tasviri barındırdığını savunur.

        El-Arda (الْأَرْضَ)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün temelinde alçaklık ve her şeye zemin teşkil etme anlamının yattığını söyler. Göğün zıttı olarak, üzerinde durulan ve her şeyi taşıyan mekan anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin üzerinde yaşanılan, bitki bitiren ve sonunda canlıların içine döneceği maddeyi ifade ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesinde (İbranice "eres", Aramice "ar'a") çok eski ve ortak bir köke sahip olduğunu, Kur'an'da ise kozmik ikiliğin (gök-yer) temel unsuru olarak geçtiğini belirtir. Mustafa Öztürk, ayetteki "yerin yarılması" ifadesinin, sadece belirli bir bölgenin değil, yerkürenin genel bir değişim ve infial içinde olduğunu hissettiren bir kullanım olduğunu ifade eder.

        Uyûnen (عُيُونًا)

        İbn Fâris, a-y-n kökünün temel anlamının bir şeyin özü, bakmaya yarayan organ (göz) ve suyun çıktığı yer (pınar) olduğunu belirtir. Su kaynağına "ayn" denilmesinin sebebinin, yerin sanki gözlerinden yaş akıtması gibi bir benzetmeden veya suyun berraklığından kaynaklandığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, "uyûn" kelimesinin (ayn'ın çoğulu) burada yerin her noktasının birer su kaynağına dönüştüğünü ifade ettiğini vurgular. Yerin adeta "göz göz" olduğunu ve her zerresinden su fışkırdığını anlatan metaforik bir derinlik taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Arap semantiğinde "hayat pınarı" ve "idrak merkezi" olan göz ile olan bağına dikkat çekerek, bu ayetteki kullanımın tabiatın insani bir tepki veriyormuşçasına (ağlama/fışkırma) tasvir edildiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin burada nekira (belirsiz) ve çoğul gelmesinin, kaynakların sayısızlığını ve her birinin muazzam bir hacme sahip olduğunu ifade ettiğini belirtir.

        Eltekâ (الْتَقَى)

        İbn Fâris, l-k-y kökünün bir şeyin başka bir şeyle karşı karşıya gelmesi, yüz yüze durması ve buluşması anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "iltika" eyleminin iki farklı cihetten gelen şeyin bir noktada birleşmesini nitelediğini söyler. Burada gökten inen (munhemir) su ile yerden fışkıran (uyûn) suyun birleşip tek bir kütle oluşturmasını anlattığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin iki devasa gücün (gök ve yer sularının) önceden planlanmış bir buluşma noktasında bir araya gelmesini, tesadüfün ötesinde ilahi bir randevuyu andıran bir kesinlikte ifade ettiğini vurgular. Sadık Kılıç, iltikanın varlıktaki iki zıt veya farklı unsurun ilahi bir amaç doğrultusunda kenetlenmesini temsil eden bir etimolojik vurgu taşıdığını savunur.

        El-Mâü (الْمَاءُ)

        İbn Fâris, m-v-h kökünden türeyen bu kelimenin akışkanlık ve saflık anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki "el-mâ" (belirli su) ifadesindeki takısının (elif-lam), hem gökten inen hem de yerden fışkıran suların toplamını kastederek "o meşhur tufan suyu" anlamını pekiştirdiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin tüm Sami dillerinde hayatın ve bazen de kaosun simgesi olduğunu, buradaki bağlamda ise suyun hayat verici özelliğinden sıyrılıp helak edici bir kütleye dönüştüğünü ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu ayetteki kullanımıyla, tabiatın en yumuşak unsurunun ilahi emirle nasıl en sert silaha dönüştüğünün etimolojik bir kanıtı olduğunu vurgular.

        Emrin (أَمْرٍ)

        İbn Fâris, e-m-r kökünün bir şeyi buyurmak veya bir işin ortaya çıkması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "emr" kelimesinin hem ilahi bir takdir/hüküm hem de meydana gelen muazzam bir "iş/hadise" olduğunu söyler. Suların birleşmesinin rastgele değil, önceden belirlenmiş (kad kudir) bir plan dahilinde gerçekleştiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an kozmolojisinde ilahi iradenin olaylar üzerindeki mutlak hakimiyetini temsil eden teknik bir terim olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "karar verilmiş bir durum" anlamında, tufanın bir doğal afet değil, ilahi bir projenin infazı olduğunu nitelediğini belirtir.

        Kudir (قُدِرَ)

        İbn Fâris, k-d-r kökünün bir şeyin miktarını belirlemek, güç yetirmek ve bir şeyi bir ölçüye göre yapmak anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kadera" fiilinin bir şeyin sınırlarını, vaktini ve niteliğini ilahi hikmetle tayin etmek olduğunu söyler. Meçhul kalıpta (kudir) gelmesinin, bu ölçünün ve planın bizzat Allah tarafından, insan idrakinin ötesinde bir hassasiyetle yapıldığını vurguladığını belirtir. Sadık Kılıç, k-d-r kökünün kainattaki determinizmi ve ilahi iradenin her zerreyi bir ölçüye bağlamasını ifade ettiğini, tufandaki su miktarının bile bu hassas ölçüye (kader) göre ayarlandığını savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "takdir edilmiş, hükme bağlanmış" anlamında, sonucun kaçınılmazlığını ve planın kusursuzluğunu etimolojik olarak perçinlediğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X