كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَـكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
"Bunlardan önce Nuh’un kavmi de (peygamberlerini) yalancılıkla itham etmişti. O kulumuzu yalancı saydılar, 'Delinin biri' dediler ve o görevinden alıkondu.”
Bunlardan önce Nuh’un kavmi de (peygamberlerini) yalancılıkla itham etmişti. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak burada şunu söylemektedir: Senin kavminden önce Nûh aleyhisselâmın kavmi de onu inkâr etmişler ve kendisine eziyet yapmışlardı, ama o yine de insanların kendisini inkâr etmelerine, çeşitli eziyetler yapmalarına sabretti, Allah tarafından kendisine, onların helâk edilmeleri için beddua etmesine izin verilmeden beddua etmedi. İnsanların inkâr etmelerine ve eziyet yapmalarına karşı sen de sabır göster! Nitekim başka bir âyette meâlen şöyle buyurmaktadır: “Azim ve kararlılık sahibi (ülü'l-azm) peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret”.
Şöyle bir soru sorulursa: Bu konudaki hükümler tekrar edilmediği halde Kuranda bu haberlerin tekrar edilmesinin hikmeti nedir?
Buna şöyle cevap verilir: Bu haberler ve kıssalar, ancak risâleti, tevhidi ve ölümden sonra dirilmeyi ispat etmek için Mekkeli ve benzeri inkârcılara delil olarak gelmiştir. Çünkü onlar, bütün bunları inkâr ediyorlar, inatçılık yapıyorlar ve büyükleniyorlardı. Onların içinde doğru yolun gösterilmesini isteyenler de vardı. Sözünü ettiğimiz kişilere ve benzerlerine karşı delillerin sürekli tekrar edilmesi de gereklidir, çünkü bir zaman reddetmiş olsalar da belki başka bir zamanda kabul ederler, ilk anda kalpleri yumuşamasa da belki başka bir seferinde yumuşar. Doğru yolu bulmak isteyenlere verilen öğütlerden ders alınması için de onların tekrar edilmesi gerekir, çünkü insanın durumu değiştikçe öğütlerin etkisi de değişir. Öğütlerin tekrar edilmesinin, buna karşılık hükümlerin kısa tutulmasının faydalarına daha önce temas etmiştik. En doğrusunu Allah bilir.
Peygamberlerin Beddua Etmesi
Şöyle bir itiraz ileri sürülürse: Nuh aleyhisselâm, kavminin helak edilmesi için beddua etmişti.
Buna şu cevap verilir; Evet, ama Hz. Nuh, kavminin iman etmelerinden tamamen ümidini kestiği ve kendisine “Nuh’a vahyolundu ki, kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başkası artık inanmayacak” denildiği zaman beddua etmişti. Halbuki Resûlullah (s.a.) kavminin genelinin iman etmelerinden ümit kesmemişti, ancak sadece bazı kişilerin iman etmelerinden ümidini kesmişti, bunlar da asla iman etmeyeceklerini Cenâb-ı Hakk’ın bildiği kimselerdir, kavminin bütünü değildir. İşte bundan dolayı Allah onlara beddua edilmesine izin vermedi. En doğrusunu Allah bilir.
O kulumuzu yalancı saydılar. Ya kendisinin Allah’ın elçisi olduğu iddiasını reddettiler, ya da onun davet etmiş olduğu tevhit inancını ve şükrü yalnızca dengi bulunmayan ve Kahhâr olan Allaha yapmak gerektiğine dair davetinde onu yalancılıkla itham ettiler. Delinin biri, dediler. Yani onlar, kendi tâbilerine, o delinin biridir, dediler. Ve o görevinden alıkondu. Yani Nuh aleyhisselâm görevinden alıkondu, çünkü onlar millete, o delinin biridir diyerek ona tâbi olmalarını engellediler ve Nuh’u görevinden alıkoydular. Onların bu sözü, halkın ona tâbi olmasını engellemiştir, bu yolla Nuh aleyhisselâm ile kavmi arasına engel konulmuş, böylece kavmi de ondan engellenmişti. Bazıları şöyle dedi: Onlar Nuh aleyhisselâma engel oldular, yani peygamber olduğuna dair getirdiği mûcizeleri göstermesine engel oldular. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kezzebet (كَذَّبَتْ)
İbn Fâris, k-z-b kökünün bir şeyin gerçeğe aykırı olması, haberin vakıaya uygun düşmemesi ve doğruluğun zıttı anlamına geldiğini belirtir. Bu kökün temelinde bir "gevşeklik" ve "aslı olmama" durumu yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, takzib eyleminin bir haberi yalan saymak veya o haberin doğru olmadığını iddia etmek olduğunu söyler. Bu ayetteki kullanımın, Nuh kavminin kendilerine gelen ilahi mesajı peşinen reddetmesi ve peygamberi yalancılıkla itham etmesi anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın etik-dini terminolojisinde "kafir" tipolojisinin en belirgin özelliği olduğunu, ilahi otoriteyi ve onun sunduğu hakikati sistemli bir şekilde devre dışı bırakma iradesini temsil ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, fiilin müennes (dişil) kalıpta gelmesinin, "kavim" topluluğuna yönelik dilsel bir uyum olduğunu ve bu yalanlamanın sadece bireysel değil, toplumsal bir histeri halinde gerçekleştiğini ifade eder.
Kavmu (قَوْمُ)
İbn Fâris, k-v-m kökünün bir yerde durmak, ayakta kalmak ve bir işi üstlenmek anlamlarına geldiğini belirtir. Bir insan grubuna "kavim" denilmesinin, onların ortak bir amaç veya nesep etrafında beraberce "kıyam etmeleri" (durmaları) ve birbirlerine destek olmalarından kaynaklandığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen bir grup erkeği ifade ettiğini ancak Kur'an'da kadınları da kapsayan bir topluluk ismi olarak yerleştiğini belirtir. Bir peygamberin muhatap olduğu sosyal yapıyı ve o yapının ortak karakterini yansıttığını vurgular. Toshihiko Izutsu, "kavim" kavramının cahiliye dönemindeki kabile asabiyetine ve toplumsal bütünlüğe işaret ettiğini, Kur'an'ın bu yapıyı dini bir sorumluluk düzlemine çektiğini ifade eder. Hidayet Aydar, bu kelimenin sadece bir insan kalabalığını değil, ortak bir kültürü ve direnci temsil eden organize bir toplumu imlediğini belirtir.
Nûh (نُوحٍ)
İbn Fâris, bu ismin n-v-h kökünden türemiş olabileceğini, bunun da yüksek sesle ağlamak ve inlemek (nevha) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Nuh peygambere bu ismin verilme sebebinin, onun kavminin durumuna çokça üzülmesi ve onlar için uzun süre feryat ederek dua etmesiyle ilişkilendirildiğini söyler. Arthur Jeffery, ismin yabancı kökenli (Aramice/Süryanice "Noh") olduğunu ve "dinlenme, huzur bulma" anlamlarına gelebileceğini, ancak Arap dili geleneğinde "nevha" köküyle etimolojik bir bağ kurulduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, Nuh isminin Kur'an'da kadim bir peygamberlik geleneğinin temsilcisi olarak yer aldığını ve etimolojik kökeninden ziyade tarihsel-teolojik kimliğinin ön planda olduğunu belirtir.
Abdenâ (عَبْدَنَا)
İbn Fâris, a-b-d kökünün bir şeye boyun eğmek, itaat etmek ve bir yolu pürüzsüz hale getirmek (zül) anlamlarına geldiğini ifade eder. Kelimenin özünde "sahibine tam teslimiyet" vurgusu bulunduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, "abd" kelimesinin burada Allah'a olan mutlak bağlılığı ve O'nun iradesine ram olmayı ifade ettiğini belirtir. Allah'ın "kulumuz" (abdenâ) diyerek Nuh peygamberi kendisine nispet etmesinin, ona verilen en yüksek şeref ve koruma mertebesi olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, "abd" kavramının "Rab" kavramıyla olan semantik ilişkisine dikkat çekerek, bu kelimenin Kur'an'daki ideal insan tipini, yani ilahi iradeye tamamen teslim olmuş kişiyi tanımladığını ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada kavmin yalanlamasına karşı peygamberin arkasındaki ilahi desteği ve meşruiyeti pekiştiren bir etimolojik ve bağlamsal güce sahip olduğunu belirtir.
Mecnûnun (مَجْنُونٌ)
İbn Fâris, c-n-n kökünün bir şeyi örtmek ve gizlemek anlamına geldiğini belirtir. Deliye "mecnun" denilmesinin sebebinin, aklının bir örtüyle örtülmüş gibi işlevini yitirmesi ve idrakinin gizlenmesi olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "cinlenmiş" anlamına da geldiğini, müşriklerin peygamberlerin vahiyle olan bağını anlayamadıkları için onları görünmez varlıkların (cinlerin) etkisi altına girmiş kişiler olarak nitelediklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "mecnun" suçlamasının cahiliye dönemindeki şair-kâhin-mecnun üçlemesiyle ilişkili olduğunu ve ilahi mesajın orijinalliğini sarsmak amacıyla kullanılan bir yafta olduğunu savunur. Angelika Neuwirth, bu nitelemenin peygamberin sıra dışı davranışlarını ve mesajını toplumun yerleşik rasyonalitesiyle açıklayamama acziyetinden doğduğunu belirtir.
Vezducira (وَازْدُجِرَ)
İbn Fâris, z-c-r kökünün bir şeyi engellemek, yasaklamak, sert bir sesle geri çevirmek ve azarlamak olduğunu belirtir. Kelimenin aslen hayvanları bağırtıyla sürmek veya engellemek anlamından türediğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "iftiâl" kalıbından dönüşen bu fiilin, birinin şiddetle reddedilmesi, hakaretle susturulması ve toplumdan dışlanması anlamını taşıdığını ifade eder. Nuh peygamberin sadece sözle yalanlanmadığını, aynı zamanda tehdit ve baskıyla sindirilmeye çalışıldığını vurgular. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "zd'ar" (küçümsenmek, hor görülmek) köküyle ilişkili olabileceğini ve peygamberin kavmi tarafından aşağılandığına işaret ettiğini iddia eder. Mustafa Öztürk, kelimenin "azarlanıp susturuldu, baskı altına alındı" anlamına geldiğini, müşriklerin peygamberi sadece delilikle suçlamayıp, onun tebliğ faaliyetlerini zorla engellemeye çalıştıklarını da etimolojik olarak içerdiğini ifade eder. Sadık Kılıç, zecr eyleminin burada peygamberin maruz kaldığı toplumsal baskının ve psikolojik şiddetin en üst noktası olarak tasvir edildiğini savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla