Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 7. Ayet

    خُشَّعاً اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ḣuşşe’an ebsâruhum yaḣrucûne mine-l-ecdâśi ke-ennehum cerâdun munteşir(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gözlerini korku bürümüş halde kabirlerinden çıkıp etrafa yayılmış çekirgeler gibi koşarlar.”

      Gözlerini korku bürümüş halde; buradaki “huşşean” (خُشَّعًا) kelimesi “hâşian” (خاشعا) diye de okunmuştur. Bu kıraat İbn Abbâs’tan (r.a.) da rivayet edilmiştir. İbn Mesûd’un (r.a.) kırâati de bunu doğrular mahiyettedir: “Hâşiaten ebsâruhum” (خاشعة أبصارهم). Allah Teâlâ onların dünyada iken kibirlenip büyüklenmelerine karşılık âhirette boynunu bükmüş zavallılar gibi olacaklarını, ayrıca dünyada inkâr etmiş oldukları kıyameti tasdik ve ikrar edeceklerini ve dünyada iken reddettikleri davetçiye âhirette koşarak gideceklerini haber vermekte, “O çağırıcıya koşarlar” buyurmaktadır. Kabirlerinden çıkıp etrafa yayılmış çekirgeler gibi koşarlar. Buradaki çekirge benzetmesi iki şekilde yorumlanır. Birincisi, Allah onları çekirgelere benzetmektedir, çünkü şaşkın haldedirler, nereden geldiklerini ve nereye gideceklerini bilmemektedirler; tıpkı nereden gelip nereye gideceğini bilmeyen çekirgeler gibidirler. Nitekim Allah bir âyette şöyle buyurmaktadır: “İnsanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi göreceksin”. İkincisi, Allah onları çok kalabalık oldukları, izdiham halinde bulundukları için çekirgeye benzetmiştir, çünkü herkes tek celsede haşrolacaktır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Huşşe'an (خُشَّعًا)

        İbn Fâris, h-ş-a kökünün temel anlamının bir şeyin boyun eğmesi, alçalması ve sesin kısılması olduğunu belirtir. Bu kelimenin özellikle korku veya saygı dolu bir tevazuyu ifade ettiğini, buradaki bağlamda ise kıyamet dehşeti karşısında gözlerin yere dikilmesini ve bakışlardaki o büyük perişanlığı simgelediğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "huşû" eyleminin genellikle uzuvlarda ve gözlerde tezahür eden bir boyun eğme hali olduğunu söyler. Gözlerin bu sıfatla nitelenmesinin, kişinin iç dünyasındaki derin korku ve çaresizliğin dışa vuran en belirgin işareti olmasından kaynaklandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın etik yapısında Allah karşısındaki mutlak acziyeti temsil ettiğini savunur. Buradaki kullanımı "eskatolojik bir dehşet" olarak tanımlayarak, insanın o günkü manevi yıkımının fiziksel bir yansıması olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin "zillet içinde, perişan bir halde" anlamına geldiğini, o günkü mahşer kalabalığının psikolojik durumunu tasvir ettiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki diğer kullanımlarıyla kıyaslandığında, burada özellikle "gözler" ile ilişkilendirilmesinin, insanın en aziz duygusu olan onurun o gün yerle bir oluşunu betimlediğini vurgular.

        Ebsâruhum (أَبْصَارُهُمْ)

        İbn Fâris, b-s-r kökünün bir şeyi görmek, sezmek ve kavramak anlamlarına geldiğini belirtir. Kelimenin sadece fiziksel görmeyi değil, aynı zamanda kalbin bir şeyi derinden idrak etmesini de içerdiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "basar"ın hem gözün görme gücü hem de aklın görme yetisi (basiret) için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki çoğul kullanımın, her bir ferdin o gün hakikati tüm çıplaklığıyla göreceğini ve artık kaçacak bir yer kalmadığını idrak edişini temsil ettiğini belirtir. Sadık Kılıç, ebsâr kelimesinin burada bir nevi "şahitlik" makamı olduğunu, gözlerin o gün sahibinin yaşadığı dehşeti ve pişmanlığı ele veren birer ayna vazifesi gördüğünü savunur. Mustafa Öztürk, bu kelimenin huşû sıfatıyla birlikte zikredilmesinin, müşriklerin dünyadaki kibirli bakışlarının o gün tam tersine bir zillete ve korkuya dönüşeceğini etimolojik ve bağlamsal olarak vurguladığını ifade eder.

        Yahrucûne (يَخْرُجُونَ)

        İbn Fâris, h-r-c kökünün temel anlamının "dahil" (içeride olma) durumunun zıttı, yani bir yerden dışarı çıkmak olduğunu belirtir. Bu eylemin bir sınırın aşılmasını ve yeni bir alana geçişi ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "hurûc" kelimesinin burada kabirlerden (ecdâs) çıkışı, yani ölüm uykusundan diriliş meydanına doğru gerçekleşen zorunlu hareketi simgelediğini ifade eder. Bu çıkışın, ilahi bir emre boyun eğerek, hiçbir irade göstermeksizin gerçekleşen ontolojik bir değişim olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, fiilin geniş zaman kalıbında (muzari) gelmesinin, diriliş sahnesinin zihinde canlı bir şekilde canlandırılmasını sağlayan "tasviri bir hareket" barındırdığını belirtir. Hidayet Aydar, bu fiilin kökenindeki "belirme ve ortaya çıkma" anlamının, gizli kalmış her şeyin mahşer meydanında ifşa edileceği gerçeğine de işaret ettiğini savunur.

        El-Ecdâsi (الْأَجْدَاثِ)

        İbn Fâris, c-d-s kökünün mezar ve kabir anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin aslen toprağın altındaki çukuru veya defin yerini temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice "gadşâ" (yığın, mezar) kelimesiyle etimolojik bir bağı olabileceğini, ancak Arapçada "kabir" kelimesinin eş anlamlısı olarak tamamen yerleştiğini savunur. Christoph Luxenberg, kelimenin kökeninde Süryanice "gdâşâ" (olay, tesadüf veya mezar yığını) anlamlarının izlerini sürer ancak Kur'an'daki bağlamın doğrudan "toprak altındaki sığınaklar" olduğunu kabul eder. Mustafa Öztürk, Kur'an'da kabir için "kubûr" kelimesi de kullanılmasına rağmen burada "ecdâs"ın seçilmesinin, daha çok "eski ve tozlu mezarların içinden fırlayıp çıkma" sahnesini güçlendiren bir tınıya sahip olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin apokaliptik bir dille ölülerin uyanış mekanını nitelediğini, insanın toprakla olan fiziksel bağının koptuğu son noktayı imlediğini belirtir.

        Cerâdun (جَرَادٌ)

        İbn Fâris, c-r-d kökünün bir şeyi soymak, yüzeyini temizlemek ve çıplak bırakmak anlamına geldiğini belirtir. Çekirgeye "cerâd" denilmesinin sebebinin, geçtiği yerdeki bitki örtüsünü tamamen sıyırıp orayı çıplak bırakması olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki çekirge benzetmesinin iki yönü olduğunu söyler: Birincisi sayılarının çokluğu ve kalabalığı, ikincisi ise birbirlerine çarparak, düzensiz ve şaşkın bir halde hareket etmeleridir. Bu kelimenin mahşer meydanındaki insan selinin o anki kaotik durumunu anlatmak için seçilmiş en çarpıcı metafor olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu imgenin Kur'an'da insanoğlunun o günkü bireysel iradesizliğini ve kitleler halindeki çaresiz sürüklenişini sembolize ettiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, çekirge motifinin Eski Ahit'teki (özellikle Yoel kitabı) çekirge istilası tasvirleriyle olan anlamsal benzerliğine dikkat çekerek, bu kelimenin büyük bir yıkım ve ardından gelen ilahi hesabı simgeleyen arkaik bir imge olduğunu savunur.

        Münteşirun (مُنْتَشِرٌ)

        İbn Fâris, n-ş-r kökünün bir şeyi açmak, yaymak, dağıtmak ve bir şeyi katlı halinden çıkarmak anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin özünde "dağılarak her tarafa sirayet etme" anlamının yattığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, "intişâr" eyleminin burada çekirgeler gibi her yöne savrulan, tutarsız ve yoğun bir kalabalığı nitelediğini ifade eder. Ayrıca bu kökün "neşr" (ölülerin diriltilip yayılması) ile olan bağına dikkat çekerek, varlığın yeniden canlanıp yeryüzüne dağılmasını simgelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, "münteşir" sıfatının o günkü sahnede hiçbir nizamın olmadığını, insanların korku içinde nereye gideceklerini bilemeden her yöne dağıldıklarını betimleyen bir etimolojik vurgu taşıdığını belirtir. Sadık Kılıç, bu yayılmanın rastgele bir dağılış olmadığını, aksine ilahi bir sevkle (davetçinin çağrısıyla) meydana gelen, önüne geçilemez bir "varoluşsal yayılım" olduğunu savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X