Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 5. Ayet

    حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hikmetun bâliġa(tun)(s) femâ tuġnî-nnużur(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      4-5. "Andolsun ki onlara tuttukları yoldan vazgeçirecek nice haberler geldi; eksiksiz bir hikmet! Ama uyarılar fayda vermiyor.”

      Andolsun ki onlara tuttukları yoldan vazgeçirecek nice haberler geldi; eksiksiz bir hikmet! Bu âyetteki onlara tuttukları yoldan vazgeçirecek nice haberler geldi cümlesi ile kastedilen, muhtemelen tam bir hikmet olan Kur’ân’ın gelmiş olmasıdır. Bu cümlenin, o haberlerde tam bir hikmet vardır mânasına gelmesi de mümkündür. Sonra içinde insanları yaptıklarından vazgeçirecek olan ve tam bir hikmet barındıran bu haberler, bu sûrede yer verilen Âd ve Semûd kavmi ile Lût, Nuh ve Mûsâ aleyhisselâmın kavimleri hakkındaki haberlerdir. Onlara bu kavimlerin haberleri geldi ve onlar da bunların başına gelen azabı ve helâk edilişlerini, niçin helâk edildiklerini bildiler; onlar peygamberleri inkâr etmeleri yüzünden helak edilmişlerdi. İşte bu haberler, onların yaptıklarını yapmaktan sakınmaları ve onlarla aynı akıbete uğramamaları için geldi. Dolayısıyla bunda tam bir hikmet vardır. Âyette geçen “bâliğa” (بَالِغَةٌ) kelimesi, bir şeyin son noktası mânasındadır. “Fulânun bâleğa fi’l-ilmi” (فلان بلغ في العلم) ifadesi, filan ilimde zirveye ulaştı anlamına gelir. İbn Kuteybe şöyle dedi: “Müzdecer” kelimesi, ibretlik olay demektir. Ebû Avsece ise vazgeçiren mânasına gelir dedi.

      Ama uyarılar fayda vermiyor. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak burada şunu söylemektedir: İçinde insanları yaptıklarından vazgeçirecek uyarıcı haberlerin bulunduğu kitap onlara geldi, ama bu haberler bile onları yaptıklarından vazgeçirmedi ve bir fayda vermedi. Uyarılar onlara nereden ve nasıl fayda verecek? Yani bu haberler onlara fayda vermeyecek. Buradaki uyarılar kelimesi ile iki mâna kastedilmektedir. Birincisi, Allah’ın selâmı üzerlerine olsun peygamberlerdir. Ayetteki ‘nüzür” (النُّذُرُ) sözcüğü, “nezîr” (نذير) kelimesinin çoğuludur. İkincisi, bu uyarıyı sağlayacak olan haberlerdir, peygamberler insanları bu haberlerle uyardılar ve bunlarla sakındırdılar. Ama peygamberin sözü onlara fayda vermedi. Peygamberleri inkâr etmeleri ve onlara tâbi olmamaları sebebiyle inkârcıların başlarına gelen azabı haber veren bu kıssalardaki azabın onların başına gelmiş olması, kendilerini hiç korkutmadı. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hikmetün (حِكْمَةٌ)

        İbn Fâris, h-k-m kökünün bir şeyi sağlamlaştırmak ve bir engel koymak anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda hikmetin, insanı cahillikten, yanlış inançlardan ve hatalı davranışlardan alıkoyan (men eden) bir yapıya sahip olduğunu ifade eder. "Hakeme" kelimesinin atın dizginindeki demiri ifade etmesi gibi, hikmetin de zihni ve nefsi dizginleyen bir mahiyet taşıdığını vurgular. Râgıb el-İsfahânî, hikmetin ilim ve akıl yoluyla gerçeğe isabet etmek olduğunu söyler. Ona göre bu, varlığı olduğu gibi bilmek ve gereği gibi hareket etmektir; yani teorik ve pratik yetkinliğin en üst seviyesidir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasında "sağlamlık" ve "denge" unsurlarını temsil ettiğini, ilahi mesajın içsel tutarlılığını ve sarsılmaz mantığını vurguladığını savunur. Mustafa Öztürk, buradaki hikmetin "tam, kusursuz ve hedefine ulaşan ilahi bilgi" anlamında kullanıldığını, ayetin bağlamında ise bu bilginin insanlara hiçbir eksiklik kalmadan, en açık biçimde sunulduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, hikmeti varlığın temel yasalarıyla uyumlu olma ve bu yasaları kavrama yetisi olarak tanımlayarak, onun ontolojik bir derinlik taşıdığını belirtir.

        Bâligatün (بَالِغَةٌ)

        İbn Fâris, b-l-g kökünün bir işin sonuna varmak, hedefine ulaşmak ve yeterli gelmek manasına geldiğini söyler. Bu kökten türeyen "belâgat" kelimesiyle olan ilişkisine değinerek, bir sözün muhatabın kalbine ve zihnine eksiksiz ulaşması durumunu nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bâliğ" kelimesinin bir şeyin kemal (olgunluk) noktasına erişmesini ifade ettiğini söyler. Burada "bâliğatün" sıfatının, söz konusu hikmetin veya uyarının muhatabın idrak seviyesine hitap edebilecek en üstün seviyede, tam ve kusursuz olduğunu imlediğini savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "hedeften şaşmayan, etkili ve yeterli" anlamlarını taşıdığını, uyarının muhataba ulaşmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, sorunun uyarının niteliğinde değil muhatabın alıcılığında olduğunu vurgular. Gabriel Said Reynolds, bu terimin vahiylerin niteliğini açıklarken "tamamlanmışlık" ve "ulaşmışlık" vurgusu yaptığını, ilahi mesajın kemale erdiğini ifade ettiğini belirtir.

        Tugni (تُغْنِ)

        İbn Fâris, g-n-y kökünün bir şeyin başka bir şeye ihtiyaç duymaması, kendi kendine yeterli olması ve fayda sağlaması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iğna" (fayda verme veya ihtiyacı giderme) eyleminin burada bir şeyin işe yaraması ve bir zararı defetmesi bağlamında kullanıldığını söyler. Ayetteki olumsuzlukla beraber düşünüldüğünde, uyarılara rağmen kalbi mühürlü olanlara bu muazzam hikmetin bir fayda sağlamayacağını, onları içine düştükleri durumdan kurtarmaya yetmeyeceğini ifade ettiğini vurgular. Mustafa Öztürk, fiilin kökenindeki "yeterlilik" ve "zenginlik" anlamının, inkârcıların tutumu karşısında uyarının fonksiyonunu yitirmesini (onlar nezdinde bir değer veya yarar üretmemesini) betimlediğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin burada bir acziyeti değil, muhatabın kapalılığı sebebiyle oluşan bir sonuçsuzluğu ifade ettiğini savunur.

        En-Nüzuru (النُّذُرُ)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün bir kimseyi korku duyacağı bir şeye karşı uyarmak, haberdar etmek ve sakındırmak anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin özünde "bilgilendirme yoluyla korkutma" olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, "nüzür" kelimesinin hem "uyarılar/mesajlar" hem de "uyarıcılar/peygamberler" (nezir'in çoğulu) anlamına gelebileceğini belirtir. Bu bağlamda, her iki ihtimalin de ayetin anlam dünyasını zenginleştirdiğini; gerek peygamberlerin bizzat kendilerinin gerekse getirdikleri tehdit edici mesajların, kalpleri katılaşmış topluluklar üzerinde etkisiz kalışını anlattığını söyler. Angelika Neuwirth, "nuzur" kelimesini kıyamet ve azap haberlerinin muhatabı sarsan birer "ihtar" olması bakımından apokaliptik bir terminoloji olarak değerlendirir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki adak ve kutsal uyarı gelenekleriyle olan bağına değinerek, Kur'an'da bu kavramın tamamen "ilahî tehdit ve sakındırma" anlamında teknik bir terim haline geldiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul olarak kullanılmasının, uyarıların çok yönlülüğüne, farklı kanallarla yapıldığına ve tekrarlandığına işaret ettiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X