وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kamer suresi, yalanlama, sihir iddiası, yüz çevirme, kamer 3, ilahi karar, kamer suresi 3. ayet, heva
-
"Hep yalan saydılar ve kişisel arzularına uydular; oysa her iş yerli yerindedir.”
Hep yalan saydılar ve kişisel arzularına uydular; muhtemelen burada kastedilen Resûlullah’ı (s.a.) ve onun peygamberliğine delil getirdiği mûcizeleri inkâr etmeleridir. Allah’ın birliğini inkâr etmeleri da kastedilmiş olabilir. Kişisel arzularına uydular; Cenâb-ı Hak burada onların, sözünü ettiği mûcizeleri ancak kendi kişisel arzularına uyarak inkâr ettiklerini, hiçbir delile ve kanıta dayanmadıklarını haber vermektedir.
Oysa her iş yerli yerindedir. Yani her iş, sahibine göredir, sahibi hayırlı ise işi de hayırlı, kötü ise işi de kötüdür. Her işin istikrarlı olduğu, sahibi ile istikrar bulduğu mânasına da gelebilir. Bazıları şöyle dedi: Her işin ve her fiilin oluş hakikati vardır, dünyada olmuşsa görülecektir, âhirette olmuşsa bilinecektir.
Yorumu Yorumla
-
Kezzebû (كَذَّبُوا)
İbn Fâris, k-z-b kökünün asıl anlamının doğruluğun ve sıdkın zıttı olduğunu, bir haberin veya iddianın gerçeği yansıtmadığını bildirmek için kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin tef'il kalıbında gelerek (takzib) bir şeyi kasten ve ısrarla yalanlamak, gerçekliğini reddetmek anlamına geldiğini belirtir. Ona göre bu, sadece basit bir hata değil, bile isteye gerçeği örtbas etme girişimidir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik-dini yapısında "kezzabe" fiilinin, ilahi mesajı ve ayetleri sistemli bir şekilde reddetme ve peygamberin otoritesini tanımama eyleminin semantik bir ifadesi olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, bu kelimenin müşriklerin zihinsel bir tıkanıklığını ve hakikati kabule yanaşmayan peşin hükümlü tutumlarını yansıttığını, mucizeyi görseler bile onu yalanlama eğiliminde olduklarını dile getirir.
İttebeû (اتَّبَعُوا)
İbn Fâris, t-b-a kökünün bir şeyin arkasından gitmek, ona eklenmek ve izini sürmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin hem fiziksel bir takip hem de zihinsel bir tabi olma, bir fikrin veya liderin peşinden gitmek için kullanıldığını söyler. Buradaki kullanımın, vahyin rehberliğini bırakıp nefsani dürtülerin peşine takılmayı imlediğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'da genellikle olumsuz bağlamda, yani körü körüne bir taklit ve delilsiz bir bağlılık durumunu ifade etmek için seçildiğini belirtir. Hidayet Aydar, "itba" eyleminin bir irade teslimiyetini gerektirdiğini ve müşriklerin bu eylemi vahiy yerine kendi sübjektif arzularına yönelttiklerini ifade eder.
Ehvâehüm (أَهْوَاءَهُمْ)
İbn Fâris, h-v-y kökünün aslen "yüksekten aşağıya düşmek" veya "içi boş nesne" anlamına geldiğini ifade eder. Nefsin arzusuna "heva" denilmesinin sebebinin, insanı manevi bir düşüşe sürüklemesi veya sonu gelmez bir boşluğa itmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "heva" kelimesinin özellikle akıl ve dinden bağımsız, kontrolsüz nefsani istekler için kullanıldığını vurgular. Bu kelimenin kökündeki "düşüş" anlamının, kişiyi sefalete götüren arzularla doğrudan bağlantılı olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu ancak dini terminolojideki kullanımının putperestlik ve heva arasındaki ilişkiyi yansıtan özel bir semantik alan oluşturduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, bu kavramın hakikatin nesnelliğine karşı öznel ve keyfi istekleri temsil ettiğini, müşriklerin mucizeleri reddetme gerekçesinin bu öznel eğilimler olduğunu ifade eder.
Küllü (كُلُّ)
İbn Fâris, k-l-l kökünün bir şeyi bütünüyle kuşatmak, çevrelemek veya bir şeyin ağırlığı/yükü anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin sayısal bir çokluktan ziyade, bir bütünün tüm parçalarını kapsayan kuşatıcı bir doğası olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, "kül" kelimesinin bir şeyin parçalarının toplamını ifade ettiğini ve Kur'an'da genellikle ilahi kanunların (sünnetullah) genel geçerliliğini ve kaçınılmazlığını vurgulamak için kullanıldığını ifade eder.
Emrin (أَمْرٍ)
İbn Fâris, e-m-r kökünün bir şeyin vuku bulması, bir işin olması veya bir şeyin buyurulması anlamlarını taşıdığını söyler. Kelimenin aslen "belirginlik ve büyüklük" vurgusu taşıyan bir kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin Kur'an'da hem "buyruk/emir" hem de "iş/hadise" anlamlarında kullanıldığını; bu bağlamda gerçekleşecek olan olayların veya ilahi takdirin bir parçası olan durumların kastedildiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki kullanımının kozmik bir düzenin ve ilahi iradenin her türlü hadiseye sirayet etmesini ifade ettiğini savunur.
Müstekirr (مُسْتَقِرٌّ)
İbn Fâris, k-r-r kökünün iki ana anlamı olduğunu belirtir: Biri soğukluk, diğeri ise bir yerde kalıp yerleşmek, istikrar bulmaktır. "Müstekirr" kelimesinin, bir hareketin son bulup sükunete ulaştığı noktayı imlediğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "istikrar" anlamıyla bağlantılı olarak, her işin nihai bir amaca yönelik olduğunu ve o amaca ulaştığında orada sabitleneceğini belirtir. Bu bağlamda her davanın veya her iddianın sonunda kesin bir karara bağlanacağına işaret eder. Mustafa Öztürk, kelimenin "karar kılınmış" veya "vakti belirlenmiş" anlamlarına geldiğini, hiçbir şeyin boşlukta kalmayacağını ve her durumun ilahi bir sonuçla neticeleneceğini ifade eder. Sadık Kılıç, müstekirr ifadesinin varlığın içindeki tutarlılığa ve ilahi adaletin tecellisindeki kararlılığa etimolojik bir gönderme yaptığını savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla