وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: heva, kamer suresi, yalanlama, kamer suresi 2. ayet, sihir iddiası, yüz çevirme, kamer 2, ilahi karar, ayet
-
"Onlar bir mûcize görseler hemen yüz çevirip, 'Bu öteden beri bilinen bir sihirdir' derler.”
İman Yolundaki Engel: İnatçılık
Onlar bir mûcize görseler hemen yüz çevirirler. Cenâb-ı Hak burada müşriklerin ne kadar inatçı olduklarını ifade etmektedir, bir mûcize görseler bile kabul etmeyip hemen yüz çevirirler. Bu âyet iki şekilde yorumlanır. Birincisi, şayet onlara istedikleri bir mûcize gelecek olsa bile hemen yüz çevirecekler, bundan dolayı Allah o mûcizeyi onlara göstermemektedir. Çünkü insanların isteği üzerine gelen mûcizeyi şayet kabul etmezlerse hepsinin helak edilmesi Allahın kanunudur. Bu husus Allah’ın kanunu olduğuna ve Cenâb-ı Hak bu ümmetin cezasını kıyamete kadar erteleyeceğini vâdettiğine, hemen azap etmekten onları muaf tuttuğuna göre teklif ettikleri o mûcizeleri onlara göstermemiştir. En doğrusunu Allah bilir. Burada yüz çevirecekleri belirtilen mûcizelerin hissi mûcizeler olması da muhtemeldir, çünkü Resûlullah’ın (s.a.) getirdiği mûcizelerin hepsi veya ekserisi aklî ve haberi mûcizelerdir. İşte hissi mûcizelerden bile yüz çevireceklerini söyleyerek onların ne kadar beyinsizce davrandıklarını ve ne kadar inatçı olduklarını haber vermektedir. Allah Teâlâ muhtelif âyetlerde meâlen şöyle buyurmaktadır: “Eğer (istedikleri gibi) onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi”, “Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de ‘Herhalde gözlerimiz perdelendi, hatta bize büyü yapılmış olmalı!’ derler”.
Bu öteden beri bilinen bir sihir! derler. Bu cümlenin işaret ettiği anlama dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Öteden beri bilinen bir sihir, yani geçmiş peygamberler de buna benzer sihirler getirmişlerdi. Bazıları da şöyle dedi: Buradaki “müstemir” (مُسْتَمِرٌّ) kelimesi, kuvvetli demektir, “mirra” (مرة) kökünden gelmektedir, o da kuvvet anlamına gelir. “Mirra”nın aslı öldürmektir. Bazıları “müstemir” kelimesine gelip geçici, yok olan, kalıcı olmayan diye mâna verdi.
Yorumu Yorumla
-
Yerav (يَرَوْا)
İbn Fâris, r-e-y (رأى) kökünün temel anlamının bir şeyi gözle görmek, kalp gözüyle idrak etmek veya bir görüşe sahip olmak olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımın, bir olaya bizzat şahitlik etme ve onu çıplak gözle müşahede etme anlamını taşıdığını vurgular. Râgıb el-İsfahânî, r-e-y kökünün hem duyusal hem de zihinsel görmeyi kapsadığını söyler; ancak buradaki bağlamın, mucizevi bir işareti bizzat görmekle ilgili olduğunu belirtir. Görmek eyleminin burada inkârın önündeki tüm mazeretleri kaldıran kesin bir bilgiye dayandığını ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin geniş zaman kalıbında gelmesine rağmen, bir şart cümlesinin parçası olarak müşriklerin inatçı tutumunu ve her mucize karşısındaki peşin hükümlü yaklaşımlarını yansıtan bir süreklilik arz ettiğini dile getirir.
Âyeten (آيَةً)
İbn Fâris, bu kelimenin aslı olan e-y-y kökünün bir şeye yönelmek veya bir şeyi belirgin kılan alamet anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin, üzerinde düşünüldüğünde başka bir hakikate ulaştıran açık bir işaret olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet"in hem görünür alemdeki mucizeler hem de vahyedilen sözler için kullanılan teknik bir terim olduğunu söyler. Buradaki kullanımın, Ay'ın yarılması gibi duyularla algılanabilen ve peygamberliğin ispatı olan harikulade bir olayı nitelediğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice "âthâ" veya Süryanice "âthâ" (işaret, mucize) kelimelerinden Arapçaya geçmiş olabileceğini, ancak Kur'an'da tamamen İslamî bir içerik kazandığını savunur. Toshihiko Izutsu, âyet kavramının Kur'an'ın dünya görüşünün temel taşı olduğunu, Allah ile insan arasındaki iletişimin ontolojik göstergelerinden biri olarak işlev gördüğünü belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), âyetin her zaman bir "delil" ve "ikna edici mucize" bağlamında kullanıldığını, bunun muhatabın inatçılığını kırmaya yönelik ilahi bir kanıt olduğunu ifade eder.
Yu'ridû (يُعْرِضُوا)
İbn Fâris, a-r-d (عرض) kökünün bir şeyin yanı, kenarı veya bir şeyden yüz çevirmek anlamına geldiğini belirtir. Kişinin baktığı yönden başka bir yöne, yani yan tarafa dönmesiyle ilintili fiziksel bir eylemden türediğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "i'râd" (yüz çevirme) eyleminin sadece başı çevirmek değil, kalben de bir şeyi reddetmek ve o hakikate sırt dönmek olduğunu vurgular. İnatçı bir tutumun sonucu olarak bilinçli bir uzaklaşmayı ifade ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, bu fiilin inkârcı psikolojisini yansıttığını, hakikati gördükten sonra ona kayıtsız kalma veya onu yok sayma iradesini gösterdiğini ifade eder. Sadık Kılıç, i'râdın hakikate karşı geliştirilen bir tür savunma mekanizması olduğunu, etimolojik olarak hakikatin alanından çıkıp kendi sınırlı dünyasına çekilmek anlamına geldiğini savunur.
Yekûlû (يَقُولُوا)
İbn Fâris, k-v-l (قول) kökünün her türlü sesli ifade, söz ve beyan olduğunu belirtir. Ancak bu kelimenin sadece dille söylenen değil, bir kanaati savunmak veya bir iddiayı ortaya atmak anlamını da taşıdığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, kavl kelimesinin bir düşüncenin söze dökülmüş hali olduğunu, buradaki kullanımın ise mucizeyi gördükten sonra onu itibarsızlaştırmak amacıyla ortaya atılan bir iddiayı temsil ettiğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin muzari yapısının, bu inkâr ve iftira söyleminin müşriklerin zihinsel yapısında ne kadar yerleşik ve tekrarlanan bir tepki olduğunu gösterdiğini vurgular.
Sihrun (سِحْرٌ)
İbn Fâris, s-h-r (سحر) kökünün temel anlamının bir şeyi hakikatinden saptırmak, göz boyamak veya bir şeyin gerçeğini örtmek olduğunu ifade eder. Ayrıca seher vaktiyle olan ilişkisine dayanarak, bir şeyin gizli ve ince bir yolla gerçekleşmesini imlediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sihrin buradaki kullanımının "göz bağcılığı" ve "hayal oluşturma" anlamında, yani bir şeyi olduğundan farklı gösterme çabası olduğunu söyler. Müşriklerin bu kelimeyi, gördükleri mucizeyi rasyonel bir temele oturtamayıp onu bir "yanılsama" olarak nitelendirmek için seçtiklerini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin Süryanice "sehrâ" (büyücü) veya Pehlevice kökenli olabileceğini, antik Ortadoğu kültürlerinde geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, sihrin cahiliye toplumunda doğaüstü güçlerle kurulan bir ilişkiyi temsil ettiğini, peygamberlerin mucizelerinin bu yaftayla değersizleştirilmeye çalışıldığını ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'da peygamberlere yöneltilen sihir suçlamasının, mesajın etkisi karşısında muhatapların düştüğü acziyeti gösteren ortak bir tema olduğunu savunur.
Müstemirrun (مُسْتَمِرٌّ)
İbn Fâris, m-r-r (مرر) kökünün bir şeyin geçip gitmesi, sürmesi veya bir şeyin kuvvetlenmesi gibi anlamlara geldiğini söyler. "İstimirâr" kalıbının, bir sürecin sonuna kadar gitmesini veya bir şeyin kendi yolunda devam etmesini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin iki temel anlamı olduğunu aktarır: Birincisi, "gelip geçici, kalıcı olmayan"; ikincisi ise "sağlam, sürekli ve etkili" olmasıdır. Müşriklerin bu ifadeyi mucize için "gelip geçici bir sihirdir" diyerek onu küçümsemek için kullandıklarını veya "süregelen, güçlü bir sihirdir" diyerek etkisini itiraf ettiklerini belirtir. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "m'marer" (acı, şiddetli) köküyle ilişkili olabileceğini ve "şiddetli" bir olayı nitelediğini iddia eder. Mustafa Öztürk, kelimenin "güçlü" anlamının yanı sıra, müşriklerin diliyle "öteden beri devam edip gelen, alışılagelmiş bir sihir" anlamını taşıdığını vurgular. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin mucizenin etkisinin büyüklüğünü ve inkâr edilemez kuvvetini ifade eden bir niteleme olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin m-r-r kökünden gelerek olayların sürekliliğini temsil ettiğini, buradaki bağlamda ise mucizenin muhataplar üzerindeki sarsıcı ve devam eden etkisine işaret ettiğini savunur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla