Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 1. Ayet

    اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İkterabeti-ssâ’atu venşakka-lkamer(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Vakit yaklaştı ve ay yarıldı.”

      Ayın Yarılması

      Bazıları bu âyete şöyle mâna verdi: Kıyâmetin vakti yaklaştı, ayın yarılma vakti de yaklaştı. Burada takdim tehir bulunduğu da söylenmiştir: Vakit yaklaştı, “Onlar bir mûcize görseler hemen yüz çevirirler”, hatta ayın yarıldığını görseler bile... Bu iki yoruma göre ayın yarılması henüz olmadı, daha sonra, gelecekte kıyâmet koparken olacak demektir. Bu, Ebû Bekir el-Esamm’ın görüşüdür. O, Ay yarıldı cümlesine, kıyâmet koparken ay yarılacak anlamını verdi. Çünkü eğer Resûlullah (s.a.) döneminde ay yarılmış olsaydı, herkes bilir, kimseye gizli kalmazdı. Eğer insanlar onu görmüş olsalardı, bunun tevatürle nakledilmesi gerekirdi. Çünkü bu, hayrete şayan bir durumdur, insan da hayrete şayan olan olayları konuşup yaymaya meyilli tabiatta yaratılmıştır. Müfessirlerin geneline göre ise ayın yarılması gerçekleşmiştir ve bu olay Resûlullah’ın (s.a.) mûcizelerinden biridir. Abdullah b. Mesûd’un (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah (s.a.) ile beraber Minada idik, birden ayın yarıldığını gördük, bir parçası dağın arkasına geçmişti. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.) “Şahit olun, şahit olun!” buyurdu. İbn Mesûd’un (r.a.) dışında, Allah hepsinden razı olsun Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbâs, Enes b. Mâlik, Huzeyfe, Cübeyr b. Mut’ım gibi sahâbe-i kirâmdan bir cemaatın da ayın yarıldığını gördükleri rivayet edilir. Ebu Bekir el-Esamm’ın, şayet ay yarılmış olsaydı herkes görürdü, kimseye gizli kalmazdı, sözüne şöyle cevap verilir. Görüldü ve birden çok sahâbî de gördüklerini söyledikleri rivayet edildi. Bu konudaki hadis de hâsdan âmma dönüşerek tevatür derecesine ulaşmış, bu mesele müslümanlar arasında yayılmış, o kadar ki bu hadisi duymayan çok az kişi kalmıştır. Kitabın zahiri de bunu söylemektedir. Ancak kitabın söylemediği sözü korumakta tekellüf gösterilir, lafzın hakikati ile amel etmek ise vaciptir. Bazıları şöyle dedi: Allah Teâlânın bir çeşit idare ve yönetimle ve kendisinden gelen bir lütuf olarak çevre halkının onu görmesini bulutlarla engellemiş olması yahut bazı işlerle onları meşgul ederek görmekten alıkoyması mümkündür. Cenâb-ı Hak, çevredeki bazı karıştırıcıların onu kendisinin yaptığını iddia etmemesi ve Hz. Peygamberin peygamberlik davasının yalana dayandığını ileri sürmemesi için böyle yapmış olabilir. Allah Teâlânın onu, mûcizeyi açıkça söyleyecek kişiler hariç çevre halkından gizlemiş olması da muhtemeldir, nitekim kâfirler onu gizlemişler, ashâb-ı kiram ise görmüşler ve nakletmişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.

      Vakit yaklaştı, Allah Teâlâ burada sanki şunu söylemektedir: İnsanların cezalandırılacağı gün yahut herkesin ortaya çıkacağı gün veyahut herkesin hesaba çekileceği gün olan kıyamet yaklaştı. Şöyle bir soru sorulursa: Hz. Peygamberin orta parmakla işaret parmağını göstererek “Ben ve kıyamet şöyle (beraber) gönderildim” buyurduğu rivayet edilmedi mi? Resûlullah (s.a.) vefat etti, ama kıyâmet kopmadı.

      Buna şöyle cevap verilir: Muhtemelen Hz. Peygamberin maksadı, nübüvvet ve risâletin kendisiyle mühürlendiğini, getirdiği hükümlerin ve şeriatin kıyamete kadar baki olduğunu göstermekti. Onun şeriatının kıyamete kadar bakı kalması, kendisinin bakı kalması gibidir. Dolayısıyla sanki şunu söylemiştir: Benim şeriatim ve kıyamet, şöyle beraberdir. Şöyle bir yorum da yapılabilir: Nübüvvet ve risâlet Hz. Peygamber’le mühürlenince, onun peygamber olarak gönderilmesi kıyamet için bir alâmet ve işaret olur. Nitekim Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurmuştur; "Bilin ki, o kıyâmete ait bir bilgidir. Sakın ondan şüphe etmeyin. Bu da az önceki Hz. Peygamber’in kıyamet için bir alâmet ve işaret olarak gönderildiği yorumunu teyit etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İkterebet (اقْتَرَبَتِ)

        İbn Fâris, k-r-b kökünün temel anlamının bir şeye yaklaşmak, mesafece kısalık ve bir şeyin vaktinin gelmesi olduğunu belirtir. Bu kelimenin mekânsal bir yakınlıktan ziyade, zamanın daralmasına ve beklenen bir olayın vuku bulma anının iyice yaklaştığına işaret ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, k-r-b kökünden türeyen bu fiilin, "iftiâl" kalıbında gelmesiyle bir şeyin kendi kendine veya doğal bir süreçle nihayete doğru hızla yaklaşmasını ifade ettiğini söyler. Ona göre bu, sadece basit bir yakınlık değil, gerçekleşmesi kaçınılmaz olanın eşiğinde durmaktır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın eskatolojik (ahiret bilimi) yapısında merkezi bir öneme sahip olduğunu savunur. Bu ifadeyi, insanlığın dünyevi zamanının artık dolmak üzere olduğunu ve ilahi hükmün yaklaştığını bildiren semantik bir uyarı olarak değerlendirir. Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ apokaliptik diliyle ilişkilendirerek, kıyamet saatinin aniliği ve yakınlığına dair kullanılan teknik bir terim olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, fiilin geçmiş zaman kipiyle (mâzi) gelmesinin, Arap dili geleneğinde "gerçekleşmesi kesin olan gelecek olaylar" için kullanıldığını ve bu bağlamda kıyametin veya o büyük saatin artık kapıda olduğunu hissettirdiğini ifade eder.

        Es-Sâatu (السَّاعَةُ)

        İbn Fâris, s-v-a kökünün bir şeyin dağılması veya zamanın bir cüzü, parçası anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin aslen zamanın herhangi bir dilimini temsil ettiğini ancak bu kullanımın özel bir olaya has kılındığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin genel olarak "vakit" anlamına gelse de, Kur'an jargonunda özellikle "kıyamet anı" için tahsis edildiğini vurgular. İnsanların amellerinin karşılığını göreceği o dehşetli anın kısalığına veya aniliğine bir atıf olduğunu belirtir; çünkü o an, göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir hızla gelecektir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice "şa'ta" (zaman, an, saat) kelimesinden Arapçaya geçmiş olabileceğini, ancak Kur'an'da tamamen teolojik bir teknik terime dönüştüğünü savunur. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice kökenli olduğunu ve "hesap vakti" veya "karar anı" anlamında, dinsel bir terminoloji olarak metne dahil olduğunu iddia eder. Gabriel Said Reynolds, "Sâat" kelimesinin Yahudi-Hristiyan geleneğindeki kıyamet tasvirleriyle paralel olarak, belirlenmiş sonun gerçekleşme vaktini imlediğini dile getirir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'da her zaman belirli bir belirlenmişliğe ve ilahi takdire işaret ettiğini, alelade bir kronolojik zaman dilimi olmadığını ifade eder.

        İnşakka (انْشَقَّ)

        İbn Fâris, ş-k-k kökünün bir bütünü ikiye bölmek, yarmak, çatlatmak veya bir şeyin içinden bir parçanın çıkması anlamına geldiğini belirtir. Bu eylemin nesnenin orijinal yapısında meydana gelen radikal ve sarsıcı bir değişimi imlediğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin zorla parçalanarak birbirinden ayrılması durumunu ifade etmek için bu kelimenin kullanıldığını söyler. Ay'ın yarılmasını fiziksel bir ayrışma olarak tanımlar ve bunun tabiat kanunlarının üstünde bir müdahale olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin kozmik bir felaket tasvirinin parçası olduğunu ve o dönemdeki apokaliptik dilde göksel cisimlerin parçalanmasını ifade eden standart bir terim olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin literal anlamda bir "yarılma"yı ifade ettiğini, ancak bu yarılmanın o an gerçekleşmiş bir mucize mi yoksa kıyamet anında gerçekleşecek bir infial mi olduğu hususunda dilsel verilerin her iki ihtimale de açık olduğunu tartışır. Sadık Kılıç, inşikak eyleminin varlığın mevcut düzeninin bozulması ve fizik ötesi bir hakikatin ortaya çıkması için fiziksel perdenin yırtılması olarak etimolojik bir derinlik taşıdığını savunur.

        El-Kameru (الْقَمَرُ)

        İbn Fâris, k-m-r kökünün temelinde beyazlık ve parlaklık anlamının yattığını söyler. Ay'a bu ismin verilme sebebinin, özellikle dolunay evresindeki yoğun beyazlığı, berraklığı ve geceyi aydınlatan ışığı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin güneşten aldığı ışığı yansıtan ve karanlığı gideren gök cismi olarak tanımlandığını, kökündeki "beyazlık" vurgusunun ise onun nuruna ve belirginliğine işaret ettiğini ekler. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Arapça bir köke sahip olduğunu ancak diğer Sami dillerindeki (özellikle Etiyopya dili - Ge'ez) "kamr" kelimesiyle fonetik ve anlamsal benzerlik taşıdığını not eder. Toshihiko Izutsu, Ay'ın Kur'an'daki ontolojik statüsüne değinerek, "kamer" kelimesinin bir "ayet" (işaret) olarak kozmik düzenin düzenliliğini ve aynı zamanda bu düzenin bozulabilirliğini temsil eden sembolik bir değer taşıdığını vurgular. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "beyazlık" ve "parlaklık" anlamının, söz konusu ayetteki yarılma olayının ne kadar sarih, net ve herkes tarafından görülebilir olduğunu pekiştiren bir etimolojik arka plana sahip olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X