Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kalem Sûresi, 51. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kalem Sûresi, 51. Ayet

    وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in yekâdu-lleżîne keferû leyuzlikûneke bi-ebsârihim lemmâ semi’û-żżikra ve yekûlûne innehu lemecnûn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O inkârcılar Kur'ân'ı işittikleri zaman, seni gözleriyle devireceklermiş gibi bakar, 'Şüphe yok o bir delidir' derler."

      Göz Değmesi - Nazar Etme

      O inkârcılar Kur'ân'ı işittikleri zaman, seni gözleriyle devireceklermiş gibi bakar. Bazıları gözleriyle devirmenin gerçek mânada olduğunu söylemiştir. Bu ifade, şerefli ve saygın kimselere göz değdiren kötü bakışlı ve âfet inmesine sebep olan özel kimselerle ilgilidir diye yorumlanmıştır. Ancak Cenâb-ı Hak, peygamberini lütfuyla bundan korumuş ve ona nazar etmeye imkân bulmamışlardır. Bu beyanda, söz konusu kâfirlere yönelik olarak Resûl-i Ekrem'in elçiliğinin ikrarı ve nübüvvetine dair bir delil vardır.

      Biri şöyle bir soru sorabilir: Müşrikler Resûlullah'ı (a.s.) deli saymakta ve onun deli olduğunu söylemekteydiler. Delilere nazar değmez; aksine şerefli, akıllı, fikrî ve aklî olgunluğa sahip olan kimselere nazar değer. Resûlullah'ın (a.s.) deli olmadığını kabul etmediler ki! O'na neden nazar değdirmeye kalksınlar?

      Bu soruya şöyle cevap vermek mümkündür: Müşrikler her ne kadar Hz. Peygamber'i deliler arasında saymakta iseler de ondan şaşırtıcı derecede güzel bir söz işitmekteydiler. İşittikleri bu güzel öğüt, Kur'ân'dı. Kendisine böylesi söz ve şeref verilen bir kimseye haset edilirdi ve onlar da bundan dolayı ona nazar etmeye çalışıyorlardı. Ancak tuzakları ona zarar vermedi ve hileleri tutmadı. İşte bu durum, onun Allah'ın elçisi olduğuna dair dikkatlerinin çekilmesini gerektirdi. Bazıları ise göz değmeyi gerçek mânada değil, temsilî anlamına yorumlayarak şöyle demişlerdir: Sana olan kin ve düşmanlıklarından dolayı “O inkârcılar, seni gözleriyle devireceklermiş gibi bakar”. Bu durumda bu beyan temsilî anlatımla “Falan kişi, bana beni öldürecekmiş gibi baktı” ifadesine benzer. “Le yüzlikūneke bi ebsarihim” (لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ) cümlesi, “seni düşürecekler ve yere sereceklermiş gibi” anlamındadır. Azîz ve Celîl olan Allah'ın "Zikri işittikleri zaman anlamındaki cümlede geçen “zikir”den kastedilen Kur'ân'dır. Yüce Allah'ın Şüphe yok o bir delidir derler beyanına gelince, inkârcıların hangi sebeple Resûl-i Ekrem'i delilikle nitelediklerini anlattık ve iddialarını çürüten, kafalarındaki şüphe ve tereddütleri giderecek şeyleri belirttik.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İn-Yekâdu (إِنْ يَكَادُ)

        İbn Fâris bu ifadenin temelini oluşturan k-v-d kökünün, bir şeyin gerçekleşmesine çok yaklaşmak, niyet etmek ve bir eylemin eşiğinde bulunmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî "yekâdu" fiilinin bir işin vuku bulmasına ramak kaldığını ifade eden bir mukarebe (yakınlık) fiili olduğunu, ayetteki "in" edatıyla birlikte müşriklerin öfke ve nefretlerinin ne denli şiddetli olduğunu, adeta fiziksel bir müdahale noktasına vardığını nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu yapının Arap dilindeki retorik gücüne dikkat çekerek, müşriklerin Peygamber’e karşı besledikleri düşmanlığın sadece sözde kalmadığını, bakışlarına ve tüm benliklerine sinmiş yıkıcı bir enerjiye dönüştüğünü ifade eder.

        Leyuzlikûneke (لَيُزْلِقُونَكَ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan z-l-k kökünün temel etimolojik anlamının bir yerin kaygan olması, ayağın sabitliğini yitirmesi ve yerinden oynaması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "izlâk" eyleminin birini bulunduğu konumdan kaydırmak, onu devirmek ve istikrarını bozmak anlamına geldiğini; ayette müşriklerin Peygamber’i davasından vazgeçirmek veya onu fiziksel/manevi olarak sarsmak için sergiledikleri o "gözle devirme" çabasını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin cahiliye toplumundaki "nazar" (evil eye) inancıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, bakışların bir nesne veya kişi üzerinde fiziksel bir tahribat yaratabileceğine dair o kadim ve karanlık inancın ayette semantik bir karşılık bulduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin, muhatabın içindeki yoğun nefretin bakışlar vasıtasıyla dışa vurularak karşı tarafı "ayaklarını yerden kesecek" kadar sarsma niyetini resmettiğini, bunun hem psikolojik hem de sosyolojik bir baskı aracı olduğunu ifade eder.

        Ebsârihim (بِأَبْصَارِهِمْ)

        İbn Fâris kelimenin türediği b-s-r kökünün temel etimolojik manasının görmek, bir şeyi açıkça fark etmek ve gözün görme yetisi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "ebsâr"ın sadece bir görme organı değil, aynı zamanda kişinin iç dünyasındaki niyetlerin ve duyguların dışa açılan penceresi olduğunu; ayetteki kullanımın ise sevgi ve rahmetle bakan gözlerin tam zıddı olarak, haset ve kinle dolu, adeta delici bir güce sahip olan "düşman bakışları" nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç bakışların (ebsâr) burada bir silah gibi kurgulandığını, müşriklerin Peygamber’i manevi bir kuşatma altına almak için gözlerini birer saldırı aracı olarak kullandıklarını vurgular.

        Ez-Zikra (الذِّكْرَ)

        İbn Fâris bu kelimenin dayandığı z-k-r kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi korumak, onu zihinde tutmak, unutmamak ve anmak olduğunu; ayrıca "zikr"in bir şeref ve şan kaynağı anlamına da geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî "zikr"in hem kalpteki hatırlama hem de dille anma olduğunu ifade ederek, bu ayette doğrudan Kur'an-ı Kerim'i nitelediğini, onun insanlığa asıl kimliğini hatırlatan ilahi bir öğüt olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu "zikr" kavramının Kur'an semantiğinde "unutuşa" (nisyan) karşı bir direnç noktası olduğunu, müşriklerin bu ilahi hatırlatmayı duyduklarında yaşadıkları o sarsıcı rahatsızlığın, kendi batıl düzenlerinin sarsılmasından kaynaklandığını belirtir. Angelika Neuwirth bu kelimenin vahyedilen metnin litürjik (dini törensel) gücüne işaret ettiğini, Kur'an'ın sesli olarak okunmasının (semâ) müşrikler üzerinde yarattığı o kaçınılmaz etkinin onları çılgına çevirdiğini ifade eder.

        Mecnûn (لَمَجْنُونٌ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan c-n-n kökünün temel etimolojik anlamının örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak olduğunu belirtir; "cin" ve "cennet" kelimeleriyle olan bağını da bu "örtülülük" vasfıyla açıklar. Râgıb el-İsfahânî "mecnûn" vasfının, aklı örtülmüş, cinlerin etkisi altına girmiş veya ne yaptığını bilmeyen kimse anlamına geldiğini; müşriklerin Peygamber’e bu sıfatı yakıştırmasının, onun getirdiği sarsıcı hakikati "akıl dışı" ilan ederek etkisizleştirme çabası olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu cahiliye Arap toplumunda şairlerin ve kâhinlerin cinlerden ilham aldığına dair yaygın inanca dikkat çekerek, bu yaftanın Peygamber’in ilahi vahyini "cinlerin bir hezeyanı" gibi gösterme niyetli bir stratejik aşağılama olduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds bu kelimenin Kur'an polemiklerinde, peygamberlik iddiasının beşerî ve toplumsal normları sarsması karşısında egemen güçlerin kullandığı en yaygın savunma refleksi (etiketleme) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin ayetteki işlevinin, müşriklerin çelişkili ruh halini yansıtmak olduğunu; bir yandan Kur'an'ın etkileyiciliği karşısında "gözleriyle devirecek" kadar sarsılan, diğer yandan bu etkiyi kırmak için ona "mecnun" diyen bir zihniyetin tutarsızlığını deşifre ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X