فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kalem Sûresi, 48. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kalem suresi, öfke, kalem suresi 48. ayet, kalem 48, ilahi hükme sabır, hz yunus, dua, balık sahibi, sabır
-
"Sen, Rabb'inin hükmüne sabret; balığın yoldaşı (Yûnus peygamber) gibi olma. Hani o, öfkeli olarak seslenmişti."
Peygamberlere Özel Hükümler
Rabb'inin hükmüne sabret! Cenâb-ı Hakk'ın peygamberler hakkındaki hükmü üçtür: Birisi, kendilerine izin verilmedikçe, kavimlerinin verdikleri eziyetler şiddetli bile olsa helâk olmaları için beddua etmemeleridir. İkincisi, başlarına şiddetli belâlar gelse bile Allah'ın izni olmaksızın kavimlerinden ayrılmamalarıdır. Üçüncüsü, hayatlarından endişe etseler bile tebliğ görevinden geri kalmamalarıdır. Bunun dışında onların yapmaları gereken iki şey daha vardır: Birincisi, onlara sadece Allah için buğzetmelerinin emredilmiş olması. İkincisi, kavimleri kendilerine eziyet ettiklerinde kendileri için üzülmemeleridir. Aksine kavimlerine olan şefkatlerinden peygamberlerini yalanladıkları için hak ettikleri azaptan dolayı kavimlerinin durumuna üzülmeleridir. İşte bu, Rabb'inin hükmüdür. Rabb'inin hükmüne sabret! meâlindeki cümlenin şu mânaya gelmesi muhtemeldir: Yaptıklarından dolayı onları cezalandırma ve onlar için acele etme, bilakis Rabb'inin onlar hakkında hükmettiği azabı sabırla bekle!
Balığın yoldaşı (Yûnus peygamber) gibi olma. Hani o, öfkeli olarak seslenmişti. Bu beyan, iki anlama gelebilir. Bunlardan biri şudur: Denildi ki: Hz. Yûnus (a.s.) helâk olmaları için beddua ederek kavmine seslenmişti. Ancak bize göre kavmine yaptığı beddua gerçekleşmedi. “Zünnûn'u da (Yûnus) zikret! Hani öfkeli bir halde geçip gitmişti” meâlindeki beyanda belirtildiği üzere sadece kavmine kızmış ve onlardan ayrılmıştı. Ama kavminden ayrılmamalıydı. Dolayısıyla Allah Teâlâ Resûlullah'a (a.s.) şöyle diyor: Rabb'inin kavminden ayrılmaman konusunda verdiği hükme sabret! Allah Teâlâdan kendisine izin verilmeden kavminden ayrılan Balığın yoldaşı gibi olma!
İkincisi ise Hz. Yûnus (a.s.), kavminin eziyetlerine sabretmedi, aksine onlardan ayrıldı ve balığın kendisini yutması olayı ile karşı karşıya kaldı. Sonra kendisini balığın karnından kurtarması için Allah Teâlâya duaya yöneldi. Allah Teâlâ Hz. Peygamber'e (a.s.) şöyle buyuruyor: Kavminle beraber olmaya sabret ve balık yoldaşı gibi olma! Çünkü o, kavmine sabretmedi ve anılan durum başına geldi. Öyle ki karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım” diye yalvardı. Onun başına gelenler senin başına da gelebilir.
Hz. Yûnus'un (a.s.) balığın karnında iken dua etmesi sebebiyle kınanması ve azarlanması mümkün değildir. Çünkü bu, başına gelen bir azaptır. Kişinin azaba sabretmesi gerekmez. Aksine bunun kaldırılması için Allah'a yalvarması gerekir. Kınanması ise sadece kavminden ayrılması ve onlarla birlikte olmaya sabretmemesi yüzündendir.
Yorumu Yorumla
-
Fasbir (فَاصْبِرْ)
İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan s-b-r kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi bir yerde tutmak, hapsetmek ve nefsi heyecandan veya sızlanmaktan alıkoymak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî sabrın, nefsi aklın ve dinin gerektirdiği çizgide tutma iradesi olduğunu, ayetteki emir formunun ise Hz. Peygamber’e, karşılaştığı yalanlamalar karşısında sarsılmadan davasına tutunması gerektiğini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu sabır kavramının Kur’an’ın ahlaki dünyasında merkezi bir kararlılık ve sebat sıfatı olduğunu, bunun sadece pasif bir bekleyiş değil, ilahi iradeye tam bir odaklanma ile gelen aktif bir direnç hali olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu kelimenin, elçinin omuzlarındaki ağır yük karşısında varoluşsal bir sığınak ve manevi bir zırh işlevi gördüğünü, onu ümitsizlikten koruyan ilahi bir direktif olduğunu ifade eder.
Hükmi (حُكْمِ)
İbn Fâris kelimenin dayandığı h-k-m kökünün temel etimolojik manasının engellemek, alıkoymak ve düzeltmek için müdahale etmek olduğunu belirtir. Atın ağzındaki gemin (hakeme) onu kontrol etmesi gibi, hükmün de haksızlığı ve düzensizliği engelleyen bir iradeyi temsil ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî hükmün burada Allah'ın kaderi, takdiri ve peygamberi hakkındaki nihaî kararı manasına geldiğini, elçinin bu sürecin sonunu beklemekle mükellef olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk kelimenin bağlamsal olarak, Allah'ın o inkârcı kitle hakkındaki cezalandırma veya mühlet verme kararına işaret ettiğini, peygamberin kendi arzusuna göre değil, bu ilahi yasaya uygun hareket etmesi gerektiğini vurguladığını aktarır.
Rabbike (رَبِّكَ)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan r-b-b kökünün temel anlamının bir şeyi ıslah etmek, onu kemale erdirmek ve korumak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî senin Rabbin (rabbike) şeklindeki muhatap zamiriyle gelen kullanımın, Hz. Peygamber'e yönelik özel bir şefkat, terbiye ve koruma altında olduğu vurgusunu taşıdığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu ismin, elçiyi içinde bulunduğu zorluklardan çekip çıkaracak olan ve ona en başından beri kol kanat geren sahip ve mürebbi vasfını hatırlattığını, ona manevi bir güç aşıladığını ifade eder.
Sâhibi’l-hût (صَاحِبِ الْحُوتِ)
İbn Fâris s-h-b kökünün bir şeyle beraber olmak, ona eşlik etmek ve onunla ilişkilendirilmek anlamına geldiğini; h-v-t kökünün ise büyük balık veya deniz canlısı manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî sahip kelimesinin burada Hz. Yunus’u nitelemek için kullanıldığını, onun balıkla olan o olağanüstü imtihan ve beraberlik sürecine atıf yaptığını açıklar. Arthur Jeffery hût kelimesinin etimolojik kökeninde Aramice ve Süryanice huta formuyla olan ilişkisine dikkat çekerek, bunun Sami dilleri havzasında büyük deniz mahluklarını niteleyen kadim bir terim olduğunu tespit eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu terkibin doğrudan Hz. Yunus’a işaret ettiğini, onun sabırsızlık göstererek kavmini terk etmesi ve sonucunda balığın karnına düşmesi kıssasının, Hz. Muhammed’e onun gibi aceleci olma uyarısı için bir örneklem olarak sunulduğunu ifade eder.
Nâdâ (نَادَىٰ)
İbn Fâris bu fiilin kökeni olan n-d-y kökünün temel etimolojik anlamının seslenmek, nida etmek ve bir topluluğun bulunduğu yerde yüksek sesle çağırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu eylemin sadece fiziksel bir ses değil, bir yardım talebi, bir yakarış ve içten gelen sarsıcı bir dua olduğunu; Hz. Yunus’un balığın karnındaki o karanlık ve dar mekânda Allah’a yönelişini nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, beşerî imkanların bittiği ve çaresizliğin zirveye ulaştığı noktada gerçekleştirilen o samimi ilahi irtibatı temsil ettiğini belirtir.
Mekzûm (مَكْظُومٌ)
İbn Fâris bu kelimenin dayandığı k-z-m kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi tıkayıp kapatmak, boğazın nefes almasını engellemek ve öfkeyi veya kederi içe hapsetmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî mekzûm vasfının, içindeki keder ve sıkıntı boğazına düğümlenmiş, adeta nefesi kesilecek kadar büyük bir üzüntü ve pişmanlıkla dolmuş kişiyi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin psikolojik semantiğinde, kişinin yaşadığı derin travma ve pişmanlığın yarattığı o boğucu atmosferi resmettiğini, Hz. Yunus’un balığın karnındaki o sıkışmışlık ve kederli suskunluk halini mükemmel bir şekilde yansıttığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, bir insanın yaşayabileceği en ağır içsel daralmayı, kederin insanı adeta fiziksel olarak düğümlemesini ifade ettiğini ve Hz. Yunus’un o anki ruhsal durumunun vahametini simgelediğini aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla