Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kalem Sûresi, 47. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kalem Sûresi, 47. Ayet

    اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em ‘indehumu-lġaybu fehum yektubûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yahut gayb bilgisine sahipler de oradan mı alıp yazıyorlar?"

      Yahut gayb bilgisine sahipler de oradan mı alıp yazıyorlar? Bu cümle, birkaç anlama gelebilir: Bunlardan biri, onların gayb bilgileri mi var ki bununla müslümanları mücrimlerle bir tutacağımızı iddia etmektedirler? Onların veya geçmişlerinin yanında gaybın bilgisi yazılı da onu kitaplarında bulup sonradan gelenlere öğrettiler de bununla mı sana hasım oluyorlar? Sonra onlar ne kitaba ne de peygamberlere iman eden bir kavimdir. O halde kendilerine verdiğin haberler konusunda nasıl sana hasım olup seni yalanlamaktadırlar? Halbuki yalancılıkla itham etmek, ancak aksini ispat eden bir bilgi ile yapılabilir ve sözünü ettiğimiz iki durumdan biriyle teyit edilir. Ya da bu âyet, “Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ve bize şefaatçi olsunlar diye ibadet ediyoruz” diye beyan ettikleri zanlarına karşı delil getirmek için nâzil olmuştur. Onları, bu iddiayı ileri sürmeye sevk eden nedir? Yoksa onların bir gayb bilgisi var da oradan mı alıp yazıyorlar? Yahut da söz konusu topluluk, dünyevî varlık itibariyle Allah'ın dinini ve O'nun ilâh olduğunu ikrar etmeye kendilerini zorlayıp mecbur ettiler. Üzerlerine aldıkları bu yükümlülük, onları Allah'ı yücelten davranışları ve insanların Allah'a kendileriyle şükrettikleri amelleri yapmaya mecbur eder. Söz konusu ameller ise ancak Allah Teâlânın peygamberleri (a.s.) aracılığıyla bilinir. Böylece kendilerine gayb bilgisini öğretecek birisine muhtaç olduklarını öğrendiler. Öyle ise Resûlullah'a (a.s.) muhtaç oldukları halde neden onun davetine icabet etmiyorlar? Yoksa onların gayb bilgileri var da onunla mı Resûlullah'a (a.s.) muhtaç olmaktan kurtuluyorlar?

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Em (أَمْ)

        İbn Fâris bu edatın temel işlevinin bir şeyi diğerine alternatif kılmak veya bir konudan başka bir konuya geçişi (idrâb) sağlamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî buradaki "em" edatının bir istifham (soru) manası taşıdığını, ancak bu sorunun muhatabın elindeki delilsizliği yüzüne vurmak için "yoksa" vurgusuyla polemikçi bir karakter kazandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu edatın ayetteki işlevinin, müşriklerin bilgi kaynaklarını sorgulamak olduğunu; "Yoksa gayba dair gizli bilgilere mi sahipsiniz?" diyerek onların rasyonel olmayan iddialarını çürüten retorik bir meydan okuma başlattığını aktarır.

        İndehum (عِنْدَهُمْ)

        İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan a-y-n-d kökünün bir şeyin huzurunda olmayı, yakınlığı ve mekânsal varlığı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî "inde" kelimesinin hem fiziksel bir mekânı hem de manevi bir sahipliği veya birinin bilgi ve yetki alanını nitelediğini açıklar. Ayetteki "onların katında mı?" vurgusunun, müşriklerin kendilerini ilahi bilgi üzerinde söz sahibi sanan kibirli tutumlarını deşifre ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu ifadenin muhatapların zihin dünyasındaki "biz her şeyi biliyoruz, hakikat bizim tekelimizde" şeklindeki epistemolojik kibri simgelediğini ve bu bilginin aslında onlarda olmadığını vurguladığını ifade eder.

        El-Ğayb (الْغَيْبُ)

        İbn Fâris kelimenin dayandığı ğ-y-b kökünün temel etimolojik anlamının gözden gizlenmek, duyulardan uzaklaşmak ve bir şeyin içinde kaybolmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî gayb kavramının sadece duyularla algılanamayanı değil, aynı zamanda insanın kavrama kapasitesini aşan, sadece Allah'ın bildiği hakikatleri nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu "gayb" kelimesinin Kur'an'ın ontolojik yapısında merkezi bir kavram olduğunu, insanın sınırlı bilgi dünyası (şehadet) ile Allah'ın mutlak bilgi alanı arasındaki sınırı temsil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery kelimenin Sami dilleri havzasında (İbranice ve Süryanice dahil) "gizli olan" ve "görünmeyen" manasındaki köklerle ortak bir semantik yapı taşıdığını belirtir. Gabriel Said Reynolds bu kavramın Kur'an'da peygamberlik ve vahiy kanıtı olarak sunulduğunu, muhatapların gayba sahip olma iddiasının ise ilahi otoriteye ortaklık taslamak manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk gayb vurgusunun burada gelecekteki sonuçları veya ilahi kararları bildiğini iddia eden müşrik aristokrasisine yönelik sarsıcı bir eleştiri olduğunu, onların hiçbir metafizik bilgiye sahip olmadıklarını tescillediğini aktarır.

        Yektubûn (يَكْتُبُونَ)

        İbn Fâris bu fiilin türediği k-t-b kökünün temel etimolojik anlamının dikmek, bir araya getirmek ve parçaları birleştirerek bir bütün oluşturmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî yazma eyleminin (kitabet) harfleri ve kelimeleri birleştirerek bir hükmü veya bilgiyi kalıcı hale getirmek olduğunu, ayette ise müşriklerin kendi kafalarından uydurdukları asılsız hükümleri güya "kesinleşmiş bir hakikat" gibi kaydettiklerini veya iddia ettiklerini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin buradaki kullanımının sembolik bir anlam taşıdığını; müşriklerin kendi kaderlerini ve ahiret ödüllerini bizzat "yazıp çizerek" (karar vererek) belirleme yetkisine sahip olduklarını sanmalarındaki saçmalığı nitelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk fiilin geniş zaman kalıbında gelmesinin, muhatapların bu asılsız iddiaları sistematik bir biçimde üretmeye ve çevrelerine bu yalanları "bilgi" diye sunmaya devam ettiklerini resmettiğini, onların bu "yazma" eyleminin aslında bir uydurma faaliyeti olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X