فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kalem Sûresi, 44. Ayet
Daralt
X
-
"Sen bu sözü yalan sayanı bana bırak! Biz onları bilemeyecekleri bir şekilde yavaş yavaş azaba doğru çekeceğiz."
Sen bu sözü yalan sayanı bana bırak! Bu beyanda geçen söz anlamındaki “hadîs”, Kur'an olabilir. Bununla yeniden dirilmenin kastedilmiş olması da mümkündür, hatta bu daha kuvvetli bir ihtimaldir.
Biz onları bilemeyecekleri bir şekilde yavaş yavaş azaba doğru çekeceğiz ifadesine gelince; İbn Kuteybe şöyle demiştir: “İstidrâc, Allah Teâlânın onları helâke aşama aşama yaklaştırmasıdır”. “Yavaş yavaş azaba doğru çekeceğiz” ifadesinin nimet verme ve mühlet vermek sûretiyle bu nimetin şükrünü unutturma olduğu, bundan dolayı azap ve helâkin üzerlerine yağacağı anlamında olduğu da söylenmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Fezernî (فَذَرْنِي)
İbn Fâris bu kelimenin türediği v-z-r kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi olduğu gibi bırakmak, terk etmek ve ondan vazgeçmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî kökün bir işin sorumluluğunu veya sonucunu bir başkasına bırakma manasına geldiğini, ayetteki "beni ve o yalanlayanları baş başa bırak" ifadesinin, aslında suçluların cezasını bizzat Allah'ın üstlendiğini ve onlara mühlet verdiğini niteleyen bir tehdit üslubu olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu ifadenin bir "terk" eylemi gibi görünse de aslında ilahi bir hesaplaşma ilanı olduğunu, peygamberin muhataplarla olan polemiğini bitirip işi mutlak otoriteye havale etmesini simgeleyen sarsıcı bir meydan okuma barındırdığını aktarır.
Yukezzibu (يُكَذِّبُ)
İbn Fâris kelimenin dayandığı k-z-b kökünün temel etimolojik manasının doğrunun ve gerçeğin zıttı, bir haberin vakıaya uygun olmaması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî yalanlama eyleminin sadece sözle değil, bir gerçeği bilerek reddetmek ve onu örtbas etmeye çalışmak olduğunu, ayetteki geniş zaman formunun müşriklerin bu inkâr eylemini sürekli bir tavır haline getirdiklerini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu "tekzib" kavramının Kur'an'ın semantik yapısında sadece bir haberi yalanlamak değil, peygamberin şahsında temsil edilen ilahi hakikate karşı bir "varoluşsal red" duruşu olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin, muhatabın rasyonel bir gerekçeyle değil, bütünüyle duygusal ve siyasi çıkarlar gereği hakikati "yalan" olarak yaftalamasını ifade ettiğini belirtir.
Hadîs (الْحَدِيثِ)
İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan h-d-s kökünün temel etimolojik anlamının yeni olan, sonradan meydana gelen ve bir şeyin ardından sökün eden söz veya olay olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî kelimenin haber ve söz manasında kullanıldığını, ayette ise doğrudan Kur'an vahyine işaret ederek onun taze, diri ve her an muhataba seslenen dinamik yapısını nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik arka planını incelerken, Arapçadaki "söz" ve "hikaye" anlamının Sami dilleri havzasında da benzer köklerle ilintili olduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyi ilahi mesajın bir bütünü olarak kendi otoritesini tanımlamak için seçtiğini belirtir. Angelika Neuwirth bu kavramın Kur'an'ın kendi kendisini isimlendirme stratejisinin bir parçası olduğunu, vahyin sadece bir "kitap" değil, aynı zamanda canlı bir "hitap" (hadis) olduğunu vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise buradaki "bu hadis" vurgusunun, inkârcıların "öncekilerin masalları" iddialarına karşı Kur'an'ın kendi vahyini "en gerçek ve en güncel söz" olarak konumlandırması anlamına geldiğini aktarır.
Senestedricuhum (سَنَسْتَدْرِجُهُمْ)
İbn Fâris bu kelimenin türediği d-r-c kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi basamak basamak, aşama aşama bir noktaya ulaştırmak ve derece derece ilerlemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "istidrac" kavramının, birini fark ettirmeden, yavaş yavaş ve adım adım kendi felaketine veya arzulanan sonuca sürüklemek manasına geldiğini, ayette ise Allah'ın inkârcılara nimet vererek onları gaflete düşürmesini ve böylece kendi sonlarını hazırlamalarını niteleyen bir ilahi taktik (mekir) olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu bu kavramın Kur'an'ın "ilahi tuzak" semantiğinde merkezi bir yere sahip olduğunu, suçlunun kendisine verilen mühlet ve nimetler sayesinde kendisini güvende hissettiği anda gelen o sinsi ve aşamalı yıkımı simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç istidracın bir "iman testi" olduğunu, kişinin elindeki imkanların bir üstünlük değil, bir düşüşün hazırlığı olabileceği yönündeki sarsıcı ilahi yasayı (sünnetullah) ifade ettiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds bu nitelemenin, cezalandırma öncesindeki o sessiz ve planlı hazırlığı ifade eden arkaik bir adalet anlayışıyla örtüştüğüne dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin, Mekkeli zengin ve kibirli aristokratların içine düştüğü o büyük yanılgıyı deşifre ettiğini; onlara verilen her nimetin aslında ilahi bir "ip" olduğunu ve derece derece o ipin çekilerek en sonunda helake ulaştırılacakları o trajik süreci betimlediğini aktarır.
Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)
İbn Fâris bu kelimenin dayandığı a-l-m kökünün temel etimolojik manasının bir şeyi diğerlerinden ayıran "iz", "alamet" ve "nişan" olduğunu, bilginin de gerçekliği bu alametlerle ayırt etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî eylemin bir şeyin hakikatini kavramak olduğunu ifade ederek, ayetteki "bilmedikleri bir yönden" vurgusunun, ilahi azabın ve istidracın muhatabın duyularıyla veya aklıyla kavrayamayacağı kadar gizli ve öngörülemez bir şekilde işlediğini nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu ifadenin, inkârcıların kendi zekalarına ve planlarına duydukları aşırı güvenin ne kadar kof olduğunu gösterdiğini, ilahi operasyonun onların bilgi ve öngörü sınırlarının çok ötesinde gerçekleştiğini vurguladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla