خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kalem Sûresi, 43. Ayet
Daralt
X
-
"O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. Halbuki onlar, yapabilecek durumda iken de secdeye çağrılmışlardı."
Halbuki onlar, yapabilecek durumda iken de secdeye çağrılmışlardı. Bu beyandan, farzların uzuvların sağlıklı olmaları halinde farz olduğu sonucu çıkmaktadır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Hâşia (خَاشِعَةً)
İbn Fâris bu kelimenin türediği h-ş-a kökünün temel etimolojik anlamının alçalmak, boyun eğmek, sessizleşmek ve durgunlaşmak olduğunu belirtir. Özellikle gözlerin ve sesin dışarıya vurduğu bir tevazu ve korku halini nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî huşû kavramının aslen kalpteki bir boyun eğme ve korku olduğunu, ancak bu içsel durumun organlara, özellikle de gözlere yansımasına hâşia dendiğini açıklar. Ayetteki bağlamıyla bu kelimenin, Kıyamet günü suçluların yaşadığı derin utanç, zillet ve çaresizliğin bir sonucu olarak gözlerinin aşağı kaymasını ve kimsede bakacak yüz kalmamasını tasvir ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu sıfatın, dünyadaki kibirli ve meydan okuyan bakışların yerini alan, suçluluk psikolojisiyle yere çakılmış sönük bakışları nitelediğini, kişinin yaşadığı ruhsal çöküntünün fiziksel bir dışa vurumu olduğunu aktarır.
Ebsâr (أَبْصَارُهُمْ)
İbn Fâris bu kelimenin tekili olan "basar" sözcüğünün dayandığı b-s-r kökünün temel etimolojik manasının görmek, bilmek ve bir şeyi açıkça ayırt etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî basarın hem gözle görme (fiziksel) hem de kalp ile idrak etme (basiret) anlamına geldiğini, ayetteki çoğul kullanımın ise suçluların o gün karşılaştıkları dehşeti her yönden ve tüm benlikleriyle müşahede etmelerini simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu Kur'an'ın semantik dünyasında gözlerin ve bakışların kişinin onurunu veya zilletini yansıtan temel bir araç olduğunu, burada "ebsâr"ın hüzün ve zilletle nitelenmesinin, kişinin tüm dünyevi itibarının yok oluşunu ve hakikatin çıplaklığı karşısında duyulan dehşeti ifade ettiğini vurgular.
Terhekuhum (تَرْهَقُهُمْ)
İbn Fâris fiilin kökeni olan r-h-k kökünün temel etimolojik anlamının bir şeye yaklaşmak, onu kuşatmak, örtmek ve baskı altına almak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "rehek" kavramının bir şeyi istenmeyen ve hoşlanılmayan bir şeyin bütünüyle kaplaması anlamına geldiğini, ayette zilletin suçluları tıpkı bir elbise veya toz bulutu gibi her yönden sarmasını nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin, kişinin üzerine çöken o ağır, kasvetli ve kaçınılmaz aşağılanma duygusunu tasvir ettiğini; zilletin sadece bir his değil, kişiyi bütünüyle teslim alan fiziksel bir baskı ve kuşatma gibi betimlendiğini ifade eder.
Zille (ذِلَّةٌ)
İbn Fâris bu kelimenin dayandığı z-l-l kökünün temel etimolojik anlamının boyun eğmek, alçalmak, yumuşamak ve güçsüz kalmak olduğunu belirtir; izzet ve üstünlük kavramının tam zıddını temsil eder. Râgıb el-İsfahânî zilletin bir kişinin başkası karşısında mutlak manada aciz kalması ve hor görülmesi olduğunu, ayette ise dünyada peygambere ve vahye karşı kibirlenenlerin o gün bizzat bu kibirlerinin tam karşıtı olan en aşağılık duruma mahkum edildiklerini vurgular. Toshihiko Izutsu "zille" kavramının Kur'an'ın sosyal ve dini hiyerarşisinde, Allah'ın otoritesini reddedenlerin uğrayacağı ontolojik bir alçalışı ifade ettiğini, bu durumun hem içsel bir eziklik hem de dışsal bir horlanma biçimi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu kelimenin, insanın kendi varlığını ilahi iradeden bağımsız kurgulamasının uhrevi bir bedeli olarak, varoluşsal bir haysiyet kaybını simgelediğini ifade eder.
Sâlimûn (سَالِمُونَ)
İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan s-l-m kökünün temel etimolojik manasının her türlü kusur, ayıp ve hastalıktan beri olmak, güvende ve sağlam bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "selâmet" kavramının bir şeyin tam ve noksansız olması anlamına geldiğini, ayetteki kullanımın ise suçluların dünyadayken sahip oldukları fiziksel imkanlara, sağlığa ve secde etme yeteneğine işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin bağlamsal gücüne dikkat çekerek; suçluların dünyada elleri ayakları tutarken, sağlıkları yerindeyken ve secde etmelerine engel hiçbir fiziksel engel yokken kibirlerinden dolayı bunu reddetmelerine yönelik bir sitem barındırdığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar ise bu nitelemenin, uhrevi acizlik ile dünyevi imkan arasındaki o trajik uçurumu gösterdiğini; sâlim (sağlam) iken eğilmeyen başların, o gün isteseler de eğilemeyecekleri o sarsıcı pişmanlık anını pekiştirdiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla