Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kalem Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kalem Sûresi, 41. Ayet

    اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em lehum şurakâu felye/tû bişurakâ-ihim in kânû sâdikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yoksa onların (kendilerine akıl veren) ortakları mı var? Doğru söylüyorlarsa, haydi getirsinler ortaklarını!"

      Yoksa onların (kendilerine akıl veren) ortakları mı var? Doğru söylüyorlarsa, haydi getirsinler ortaklarını! Yani onların kıyâmet günü kendilerine şefaat edecek ortakları mı var? Bazıları ise âyete şöyle mâna vermişlerdir: “Yoksa onların yanlarında kitap bulunan şahitleri var da durumun kendilerinin dediği gibi olduğuna şahitlik mi ediyorlar?”

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şürekâ (شُرَكَآءُ)

        İbn Fâris bu kelimenin türediği ş-r-k kökünün temel etimolojik anlamının, bir şeyin iki veya daha fazla kişi arasında bölüşülmesi, paydaşlık ve bir şeyin bir şeye karışması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "şirket" kavramının bir mülkte veya bir eylemde başkasının hisse sahibi olması manasına geldiğini, ayette ise müşriklerin Allah'a eş koştukları, kendilerine yardım edeceklerini veya şefaat edeceklerini iddia ettikleri hayali varlıkları veya otorite sahiplerini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin semantik yapısını incelerken, cahiliye zihnindeki "ortaklık" anlayışının ilahi otoriteyi parçalayan bir unsur olduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak tevhid inancına karşı duran her türlü beşeri veya ilahi olmayan yardımlaşma iddiasını mahkum ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin ayetteki işlevinin, Mekke aristokrasisinin kendi bencil iddialarına dayanak yaptıkları o sahte yardımcıları ve kabilevi ittifakları sorgulamak olduğunu, "Eğer varsa o ortaklarınızı getirin de görelim" diyerek onların sosyal ve dini güvencelerini yerle bir ettiğini aktarır.

        Ye'tû (يَأْتُوا)

        İbn Fâris bu fiilin kökeni olan e-t-y kökünün temel etimolojik anlamının bir yere gelmek, bir şeye ulaşmak veya bir şeyi beraberinde getirmek olduğunu, bu gelişin genellikle zorlanmadan ve kolaylıkla gerçekleşen bir hareketi nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî kökün "ihzar" (hazır etme) manasına dikkat çekerek, ayetteki emir formunun (felye'tû) muhatabı susturmak ve aciz bırakmak amacıyla bir "meydan okuma" (ta'ciz) işlevi gördüğünü, iddia edilen ortakların veya delillerin somut bir şekilde ortaya konması talebini ifade ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth bu ifadenin Mekke dönemi surelerindeki retorik yapısını inceleyerek, muhatabı kendi iddialarını ispatlamaya zorlayan hukuki bir "delil sunma" çağrısı olduğunu ve vahyine karşı çıkanların epistemolojik boşluğunu ortaya çıkardığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin bağlam açısından, boş sözlerle değil eylemle ve somut kanıtla konuşulması gerektiğini vurguladığını, müşriklerin iddialarını ispatlayacak hiçbir yardımcı gücü fiziksel veya manevi olarak "getiremeyecekleri" gerçeğini yüzlerine vurduğunu ifade eder.

        Sâdikîn (صَادِقِينَ)

        İbn Fâris kelimenin dayandığı s-d-k kökünün temel etimolojik manasının güç, sertlik ve dayanıklılık olduğunu; sözün doğru (sıdk) olmasına, gerçeğe tam mutabık kalması ve sarsılmaz bir nitelik taşıması sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî "sıdk"ın bir hükmün dış dünyadaki gerçeklikle veya kişinin içindeki inançla tam olarak uyuşması olduğunu açıklayarak, ayette muhatapların iddialarındaki samimiyetin ve doğrunun test edildiği bir kriter olarak kullanıldığını vurgular. Toshihiko Izutsu bu kavramın Kur'an ahlakında merkezi bir öneme sahip olduğunu, kişinin özüyle sözünün bir olması ve iddiasının arkasındaki ontolojik gerçekliği temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç "sıdk" kavramının sadece dürüstlük değil, varoluşsal bir bütünlük olduğunu, bu ayette ise müşriklerin iddialarının hiçbir gerçekliğe dayanmadığını ve dolayısıyla sarsılmaya mahkum olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise bu kelimenin ayetin sonunda yer alarak, müşriklerin tüm o tumturaklı iddialarının "doğruluk" süzgecinden geçemeyeceğini tescillediğini, eğer iddialarında gerçekten haklı ve samimi iseler delillerini sunmaları gerektiği yönündeki ilahi yargıyı pekiştirdiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X