اَمْ لَـكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَـكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kalem Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: seçme hakkı yokluğu, yemin yasağı, kalem suresi, yanlış hüküm, kalem 39, kalem suresi 39. ayet, ilahi kitap, hüküm, hikmet, gün, kıyamet
-
"Yoksa 'Ne hüküm verirseniz o mutlaka sizindir' diye tarafımızdan lehinize verilmiş kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?"
Yoksa 'Ne hüküm verirseniz o mutlaka sizindir' diye tarafımızdan lehinize verilmiş kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var? Bu beyan da aynı şekilde önceki ifadeyle irtibatlıdır. Yani “Allahın hüküm verdiğiniz gibi yapacağına dair yemin ettiğini mi gördünüz?” Bu beyan “Yoksa Allah'ın size böyle buyurduğuna şahit mi oldunuz?” meâlindeki beyan gibidir. Allah Teâlâ bu âyette öncelikle onlara bir kıyas yapmakta ve “De ki, 'O, bunlardan iki erkeği mi iki dişiyi mi haram kıldı?” diye sormaktadır. Kıyas ve akıl yoluyla söylediklerini ispat edemedikleri zaman “Yoksa Allah'ın size böyle buyurduğuna şahit mi oldunuz?” şeklinde delil getirmektedir. Onlar buna şahit olmadıklarını ve iddia ettiklerinin de anılan yöntemin dışında ispatının mümkün olmadığını biliyorlardı. İddialarının hiçbirini ispat edemeyince, iddialarının geçersiz olduğunu anlamış oldular. Burada da durum aynıdır: Cenâb-ı Hak, kendilerinden hikmet, kitap veya müşahede yöntemiyle delil getirmelerini istemektedir. Bu yöntemlerden hiçbiriyle iddialarını ispatlamayadıklarına göre, hangi açıdan Allah Teâlâ'nın bunu yapacağına şahitlik etmektedirler. “Eymânun bâliğa” (أَيْمَانٌ بَالِغَةٌ) “tekitli yeminler” ya da “Allah'tan size ulaşmış sözler” anlamındadır.
Yorumu Yorumla
-
Eyman (أَيْمَانٌ)
İbn Fâris bu kelimenin dayandığı y-m-n kökünün temel etimolojik anlamının sağ el, güç ve bereket olduğunu; kadim gelenekte bir anlaşma veya sözleşme yapılırken tarafların sağ ellerini birbirine vurmaları veya sağ elin fiziksel gücü temsil etmesi sebebiyle "yemin" eylemine de bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî kökün kuvvetle olan bağına dikkat çekerek, ayetteki nitelemenin Allah katında verildiği iddia edilen, bozulamayacak kadar güçlü, bağlayıcı ve kesin taahhütleri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu kavramın cahiliye dönemindeki hukuki ve kutsal ahitleşme (hılf) geleneğiyle olan köken birliğine değinerek, burada müşriklerin kendilerini Allah ile özel bir sözleşme yapmış gibi gören sapkın ve kibirli iddialarının deşifre edildiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin ayetteki işlevinin, muhatapların kendi geleceklerini garanti altına aldıklarını sandıkları asılsız ama kendilerince "mukaddes" gördükleri sözde ilahi senetleri ve bu sahte özgüveni temsil ettiğini aktarır.
Baliga (بَالِغَةٌ)
İbn Fâris bu kelimenin türediği b-l-g kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyin sonuna, amacına veya olgunluk noktasına ulaşması, yeterli ve kâfi gelmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî kökün "hedefe tam varış" manasından yola çıkarak, ayetteki nitelemenin söz konusu yeminlerin hedefine ulaşmış, tam tesirli, kesintisiz ve bozulamaz bir geçerliliğe sahip olduğu yönündeki iddiayı yansıttığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu sıfatın bağlamsal gücüne işaret ederek, müşriklerin Allah ile olan sözde ahitlerinin sadece bugünü değil, Kıyamet'e kadar olan tüm süreci kapsayan ve hiçbir açık kapı bırakmayan "kesinleşmiş" bir hukuki hüküm niteliği taşıdığı yönündeki küstahça vehimlerini betimlediğini ifade eder.
Kıyamet (الْقِيَامَةِ)
İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan k-v-m kökünün temel etimolojik anlamının ayakta durmak, doğrulmak ve bir şeye devam etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî kelimenin terminolojik olarak insanların hesap vermek üzere kabirlerinden kalkıp Allah'ın huzurunda divan duracakları büyük ve dehşetli günü nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik serüvenini inceleyerek, bu terimin doğrudan Arapça kökenli olmakla birlikte, diriliş anlamındaki teknik kullanımının Aramice ve Süryanicedeki "kyamtâ" formuyla semantik bir paralellik gösterdiğini ve Kur'an'da mutlak hesaplaşma anını karşılayan merkezi bir kavram olduğunu tespit eder. Gabriel Said Reynolds bu nitelemenin geç antik dönemin diriliş ve son gün tasavvurlarıyla olan dilsel akrabalığına ve muhatabın zihnindeki "nihai son" algısına hitap ettiğine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise kelimenin buradaki işlevinin, müşriklerin iddia ettikleri o sahte yeminlerin ve imtiyazların, bütün hakikatlerin ortaya çıkacağı o en büyük ve sarsıcı günde bile geçerli olacağına dair besledikleri boş hayali sarsmak olduğunu aktarır.
Tahkumun (تَحْكُمُونَ)
İbn Fâris bu fiilin dayandığı h-k-m kökünün temel etimolojik anlamının engellemek, karar vermek ve adaleti tesis etmek olduğunu; adaletin zulmü engellemesi sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî ayetteki "neye hükmederseniz o sizin olur" şeklindeki yapının, muhatapların kendilerini Allah'ın yerine koyarak verdikleri o keyfi, hiçbir hakikate dayanmayan ve sadece kendi arzularını (heva) onaylayan yargıları nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu hükmün ilahi bir otoriteye dayanmak yerine, sadece insan kibri ve sığ bir muhakemeye dayandığı için Kur'an nazarında geçersiz ve batıl bir karar olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk fiilin bu bağlamdaki kullanımının, müşriklerin Allah'ı kendi isteklerine boyun eğdirmeye çalışan, kendi istedikleri gibi hükmedip sonra da bu hükmü Allah'a fatura eden hastalıklı dini tasavvurlarını deşifre ettiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla