اِنَّ لَـكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kalem Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
37-38. "Yoksa elinizde okuduğunuz bir kitap var da orada, dilediğinizin sizin olacağı mı yazılı?"
Yoksa elinizde okuduğunuz bir kitap var da. Allah Teâlâ, öncelikle onlarla hikmetin gereğine göre tartışmaktadır. Şöylesine: Sizler biliyorsunuz ki hikmet bu iki zümrenin birbirinden ayrı tutulmasını gerektirir. Şayet siz her iki zümrenin bir tutulmasının hikmete uygun olduğunu iddia ediyorsanız hikmetin onları birbirinden ayırmayı gerektirdiğini biliyorsunuz. Eğer bunun bir kitapta olduğunu iddia ediyorsanız, size Allah Teâlânın katından hangi kitap geldi de sizinle dostlarını bir tutmayı gerektirdi? Hangi elçi, âhiret nimetleri açısından dostlarla bir tutulacağınızı haber verdi? Daha sonra Allah Teâlâ tartışmayı kitap üzerinde yürütmektedir. Oysa Arap müşrikleri, ne kitaba ne de peygambere iman ediyorlardı. Şayet bunlara iman etselerdi “Bizim bir kitabımız var, onu okuduk ve zikrettiklerimizi, iddia ettiklerimizi onda gördük, bir peygamber de bize bunu haber verdi” diyebilirlerdi. Ancak onlar, bunlara iman etmedikleri için Cenâb-ı Hakkın zikrettiği bu yöntem onlara karşı bağlayıcı bir delil olmuştur. En doğrusunu Allah bilir.
Orada, dilediğinizin sizin olacağı mı yazılı? Yani “Söz konusu kitapta dilediklerinizin sizin olacağı haberini mi buluyorsunuz?”
Yorumu Yorumla
-
İnne (إِنَّ)
İbn Fâris bu kelimenin dayandığı e-n-n kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi vurgulamak, sesi pekiştirmek ve bir gerçeği sarsılmaz hale getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu edatın "tahkik" (gerçekleme) işlevi gördüğünü, şüpheyi ortadan kaldırmak için kullanıldığını belirterek, bu ayetteki kullanımın müşriklerin kendi zihinlerinde kurguladıkları o sahte vaatleri ne denli büyük bir kesinlikle sahiplendiklerini yansıtan ironik bir vurgu taşıdığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin ayetteki işlevinin, müşriklerin iddia ettikleri o hayali kitapta yer alan hükümlerin güya "şüphesiz" olduğunu hissettiren alaycı bir üslubu temsil ettiğini, onların kendilerine yönelik o asılsız ve kof özgüvenlerini resmettiğini aktarır.
Lekum (لَكُمْ)
İbn Fâris buradaki "lâm" harfinin bir şeyi birine tahsis etmek, mülkiyetine vermek ve ona ait kılmak anlamına geldiğini, "kum" zamiriyle birleşerek doğrudan muhataplara yönelik bir aidiyet bildirdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu terkibin bir imtiyaz ve özel hak iddiası içerdiğini, ayette muhatapların kendilerini diğer insanlardan ve özellikle müminlerden üstün tutan, sadece kendilerine ait bir ayrıcalık talep eden bencilce tutumlarını nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu ifadenin muhatapların zihnindeki "biz seçilmişiz, bize özel haklar var" şeklindeki narsist ve aristokratik anlayışın ilahi bir dille sorgulanmasını ifade ettiğini belirtir.
Fîhi (فِيهِ)
İbn Fâris bu edatın kökeni olan f-y kökünün temel etimolojik anlamının bir yer, bir nesne veya bir kavramın içinde bulunmayı (zarfiyet) ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu kelimenin bir önceki ayette zikredilen "Kitap" kavramına atıf yaptığını (zamir), dolayısıyla o hayali kitabın içeriğinde barındığı iddia edilen asılsız hükümleri ve vaatleri simgelediğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar buradaki "içinde" vurgusunun, muhatapların kendi keyfi yargılarını güya bir "metinsel belgeye" dayandırma çabalarındaki boşluğu ve o hayali metne sığınışlarını nitelediğini belirtir.
Tehayyerûn (تَخَيَّرُونَ)
İbn Fâris bu fiilin türediği h-y-r kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyin en iyisini, en üstününü, en faydalısını ve en seçkin olanını almak olduğunu; "hayır" kelimesinin de buradan geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî "tehayyür" eyleminin, kişinin önündeki seçenekler arasından kendi yararına ve keyfine en uygun olanı, adeta bir şeyi bir şeye tercih ederek alması manasına geldiğini, ayette muhatapların ahiret hükmü konusunda bile sadece kendi arzularına uygun olanı "seçip alma" küstahlığını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin semantik yapısını incelerken, Kur'an'ın bu kelimeyi insanın kendi bencil iradesini (hevasını) ilahi takdirin önüne koyarak yaptığı "keyfi tercih" durumunu eleştirmek için kullandığını, bunun gerçek "teslimiyet" ile taban tabana zıt olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin ayetteki alaycı gücüne dikkat çekerek; muhatapların sanki bir çarşıdan alışveriş yapar gibi, o hayali kitapta sadece işlerine gelen, kendilerini kayıran hükümleri "beğenip seçtikleri" yönündeki mantıksız iddialarını deşifre ettiğini, bu kelimenin onların varoluşsal kibrini ve bencilce seçimlerini simgelediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla