Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kalem Sûresi, 31. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kalem Sûresi, 31. Ayet

    قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâġîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      30-31. "Ardından birbirlerini kınamaya başladılar. 'Yazıklar olsun bize!' dediler, 'Gerçekten biz azmış ve sapmıştık!'"

      Müfessirler şöyle demiştir; Ardından birbirlerini kınamaya başladılar, yani biri diğerine yönelip “sen mahsulü geceleyin toplamamızı istedin”, diğeri de ona “bu, senin yaptığın işti” demek suretiyle birbirlerini kınadılar. Ancak şu tevil, hiçbir anlamı olmayan bir yorumdur. Çünkü böyle bir ifade, her birinin kendi şahsını işlenen günahtan uzak tutmasını gerektirir. Halbuki daha önce “Rabb'imizin şanı yücedir. Doğrusu biz haksızlık etmişiz” ve “Yazıklar olsun bize! dediler, Gerçekten biz azmış ve sapmıştık!” ifadesi ile günahlarını ikrar ettikleri daha önce geçmişti. Ayrıca nasıl oluyor da “Gerçekten biz azmış ve sapmıştık!” ifadesiyle de itiraf ettikleri günahlarından kendilerini aklamaya çalışmaktadırlar? Bu anlamsız bir yorumdur. Aksine “Ardından birbirlerini kınamaya başladılar” beyanının anlamı -en doğrusunu Allah bilir- onlardan her birisinin kendi kendine pişmanlık duyduğu, ya da her birinin kendi nefsine pişmanlıkla yöneldiği şeklindedir. Ancak bu şekildeki bir yorum “Gerçekten biz azmış ve sapmıştık!” âyetine uygun düşer. “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azmış ve sapmıştık!” meâlindeki beyan, tövbenin tam olarak yapıldığını gösterir. Burada yaptıklarından dolayı üç şekilde pişmanlık duydukları anlaşılmaktadır: Biri, kendilerini zulüm ile nitelemeleri, ikincisi kınamaları, üçüncüsü ise azgınlıkla nitelemeleridir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kalu (قَالُوا)

        İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan k-v-l kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi ortaya koymak, beyan etmek ve ses vasıtasıyla zihindekini açığa çıkarmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu eylemin sadece mekanik bir ses çıkarmak değil, içinde bulunulan ruh halinin ve varılan kesin kanaatin dışa vurumu olduğunu vurgular; burada bahçe sahiplerinin artık inkar edemeyecekleri bir hakikat karşısında topluca ve sarsıcı bir itirafta bulunduklarını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, bir önceki ayetteki karşılıklı suçlamanın yerini alan ve nihayetinde ortak bir suçluluk bilincinde birleşmeyi simgeleyen dramatik bir kırılma noktası olduğunu aktarır. Angelika Neuwirth bu tür kolektif konuşma ifadelerinin erken Mekke dönemi surelerindeki retorik işlevine değinerek, suçluların kendi dilleriyle kendilerini mahkûm ettikleri bir sahne kurgusu yarattığını belirtir.

        Vaylena (وَيْلَنَا)

        İbn Fâris bu kelimenin dayandığı v-y-l kökünün temel etimolojik anlamının çirkin bir duruma düşmek, helak olmak ve büyük bir musibete uğramak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "vayl" kelimesinin bir hüzün ve keder nidası olduğunu, kişinin içine düştüğü feci durumu idrak ettiğinde duyduğu derin pişmanlığı ve çaresizliği ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik kökenini incelerken, Aramice ve İbranicedeki "vaya" veya "vai" (eyvah, yazık) ünlemleriyle olan doğrudan bağlantısına dikkat çeker ve Kur'an'da genellikle ilahi azapla yüzleşenlerin düştüğü son çaresizlik anını niteleyen bir feryat olarak kullanıldığını tespit eder. Gabriel Said Reynolds bu ifadenin Süryanice dualarda ve litürjik metinlerdeki pişmanlık nidasıyla olan benzerliğine vurgu yapar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu ifadenin bahçe sahiplerinin lisanıyla aktarılmasının, onların kibirlerinin yerini alan mutlak bir hüsranı ve artık geri dönüşü olmayan bir kaybın yarattığı dehşeti seslendirdiğini ifade eder.

        Kunna (كُنَّا)

        İbn Fâris kelimenin türediği k-v-n kökünün temel anlamının bir şeyin varlık sahasına çıkması ve bir niteliğe bürünmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu fiilin burada bir durum tespiti ve öz eleştiri işlevi gördüğünü, bahçe sahiplerinin "biz şu haldeydik" diyerek geçmişteki ahlaki seviyelerini bizzat teşhis ettiklerini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin bağlamsal olarak, suçun dışsal faktörlere değil bizzat kendi iradi eylemlerine dayandığını itiraf ettikleri bir "geçmişle yüzleşme" anını temsil ettiğini aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar bu kelimenin geçmiş zamandaki bir sürekliliği de ifade ettiğini, dolayısıyla onların azgınlıklarının anlık bir hata değil, bir süreç ve karakter haline dönüştüğünü itiraf ettiklerini belirtir.

        Tağin (طَاغِينَ)

        İbn Fâris bu kelimenin türediği t-ğ-y kökünün temel etimolojik manasının bir sınırı aşmak, taşmak ve ölçüden çıkmak olduğunu belirtir; nehrin yatağından taşması gibi, insanın da kendisine tanınan ahlaki ve hukuki sınırları pervasızca ihlal etmesine bu ismin verildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî "tuğyan" kavramının sadece bir günah işlemek değil, Allah'ın mutlak otoritesine karşı bir tür azgınlık ve haddi aşma durumu olduğunu, ayette bahçe sahiplerinin kendilerini bu sıfatla niteleyerek mülkiyet ve paylaşım konusundaki bencilliklerinin ne denli büyük bir sapkınlık olduğunu kabul ettiklerini belirtir. Toshihiko Izutsu kelimenin semantik yapısını incelerken, tuğyanın insanın kendisini her şeye kadir sanarak ilahi sınırları hiçe sayması ve başkalarının hakkına tecavüz etmesiyle karakterize edilen merkezi bir Kur'ani kötülük kavramı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin bağlam açısından, yoksulların rızkını kesmek için plan yapan bahçe sahiplerinin sadece sosyal bir hata yapmadıklarını, bilakis ilahi adalet ve mülkiyet yasalarına karşı topyekün bir azgınlık içinde olduklarını bizzat kendilerine itiraf ettirdiklerini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X