Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kalem Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kalem Sûresi, 4. Ayet

    وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-inneke le’alâ ḣulukin ‘azîm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin."

      Resûlullah'ın (a.s.) Üstün Ahlâkı

      Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin. Resûl-i Ekrem'in (a.s.) üstün ahlâkı, Kur'an'dır, yani onun ahlâkı, Kur'an'ın onda gerçekleştirdiği terbiyedir. Şu ilâhî beyanlarda buyurulduğu gibi: "Kolaylığı seç, iyi olanı emret, cahillere aldırma!”; “Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav”, “Müminlere karşı alçak gönüllü ol”. Onun af yolunu tutması, iyiliği emretmesi, cahillerden yüz çevirmesi, kötülüğü iyilikle savması ve müminlere tevazu kanatlarını germesi, büyük ahlâk cümlesindendir. O, bütün bu vasıflarla Kur'ân'ın terbiyesi sayesinde bezendi. En doğrusunu Allah bilir. Bazı âlimler de şöyle demiştir: Üstün ahlâk İslâmdır. İslâm ise teslim olmak ve Allah'ın emrine boyun eğmektir. Şüphe yok ki Resûl-i Ekrem, buna teslim olmuş, insanlar onun elinden, dilinden ve bütün eziyet türlerinden esenliğe kavuşmuşlardır. İşte bu, ahlâkın en büyüklerindendir.

      Resûlullah'ın (a.s.) üstün ahlâka sahip olması şu esaslara dayanır. O, hem Allah'ın düşmanları, hem de dostları ve yardımcıları ile belli bir ilişkiyi sürdürmekle yükümlü tutulmuştur. Bunun yanında dünyayı reddetmek ve ondan el etek çekmekle; büyük, küçük, âlim, cahil olan, insanlar ve cinlere belli şekillerde davranmakla yükümlü tutulmuş, kendi hanımlarına karşı da münasip ölçülerle muamelede bulunmakla mükellef kılınmıştır. İşte bunca değişik insan ve cin grupları ile ilişki içinde olmakla yükümlü tutulan bir kimse, bunları ancak büyük bir ahlâka sahip olması halinde yapabilirdi. Bundan dolayı Allah Teâlâ, söz konusu muameleleri yürütmeye tahammül etmesi ve onlarla güzel bir şekilde geçinebilsi için kendisine büyük bir ahlâk lütfetmiştir. Hatta O, üstün ahlâkına karşılık şu âyetlerde kınanmıştır: "Allah seni affetti de niçin onlara izin verdin?"; "Ey Peygamber! Allah'ın sana helâl kıldığını, eşlerini hoşnut etmek arzusuyla niçin kendine haram kılıyorsun?". Ayrıca Cenâb-ı Hak şöyle de buyurmuştur: "Nerdeyse kendini helâk edeceksin”; “O halde onlar için üzülerek kendini helâk etme". Hz. Peygamber'i bu sıkıntı ve büyük külfetleri göğüslemeye sevkeden şey, ahlâkının güzelliği, merhamet ve şefkatinin fazlalığıdır. Onun ahlâkının üstünlüğü kendisini, nefsânî güçlerine baskın gelmesinde gösterir. Ahlâkı kendisine o derece galip gelmişti ki, bu ahlâkı taşımakta aciz kalmış ve neredeyse helâk olacak raddeye gelmişti. Onun dışındaki insanların ahlâkları nefsânî güçleri karşısında aciz kalmış, nefisleri ahlâklarının kat kat ötesine geçmiş ve ahlâkları nefislerini dizginlemekte aciz kalmıştı. Bu zikrettiğimiz durum, üstün ahlâkta en son noktadır. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Huluk (خُلُقٍ)

        İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan h-l-k kökünün iki temel anlama işaret ettiğini, bunlardan birinin bir şeye ölçü ve şekil vermek, diğerinin ise pürüzsüz ve düzgün olmak olduğunu belirtir; insanın dış görünüşü ve bedensel yaratılışı "halk" ile ifade edilirken, "huluk" kelimesinin insanın içsel tabiatını, huylarını ve ruhi şekillenmesini tanımladığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî "halk" kelimesinin gözle algılanan dışsal sureti, "huluk" kelimesinin ise basiretle kavranan içsel kuvvetleri ve seciyeyi ifade ettiğini belirterek, ayetteki bağlamıyla peygamberin ruhsal ve ahlaki donanımının ilahi bir inayetle şekillendirilmiş mükemmel bir içsel tabiat olduğuna vurgu yapar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin semantik evrimini incelerken, İslam öncesi cahiliye döneminde salt kabilevi erdemleri niteleyen bu kavramın Kur'an tarafından dönüştürülerek tektanrıcı İslami değerler sistemiyle yepyeni bir etik boyut kazandığını ve ayette peygamberin şahsiyetine atfedilen bu vasfın, yeni dinin ahlaki paradigmasının zirvesini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise ayetin bağlamında bu kelimenin sadece bireysel düzeydeki sıradan bir iyi huyluluktan ibaret olmadığını, bilakis peygamberin çetin tebliğ görevi sırasında müşriklerin baskılarına karşı gösterdiği olağanüstü sabır, dirayet, insan ilişkilerindeki asalet ve kendisine yapılan eziyetler karşısında sergilediği yüce erdemli duruş olarak anlaşıldığını kaydeder.

        Azîm (عَظِيمٍ)

        İbn Fâris bu sıfatın türediği a-z-m kökünün temel etimolojik ve fiziksel anlamının bedeni ayakta tutan en sert yapı olan kemik (azm) olduğunu, kemiğin bu dayanıklı ve iskeleti taşıyıcı yapısından ötürü kelimenin zamanla semantik bir genişleme yaşayarak büyüklük, sağlamlık, yücelik ve güç ifade eden bir kavrama dönüştüğünü açıklar. Râgıb el-İsfahânî bu kelimenin hem duyularla idrak edilen maddi büyüklükler hem de akılla kavranan manevi yücelikler için kullanıldığını belirterek, bu ayette peygamberin ahlakını niteleyen azîm vasfının, onun karakterinin sıradan bir beşeri iyiliğin ötesinde, kemale ermiş ve olağanüstü bir manevi büyüklüğe ulaştığını ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu sıfatın bağlamdaki kullanımıyla, peygamberin ahlaki duruşunun dünyevi ve standart ölçülerle tartılamayacak kadar derin, kapsamlı ve doğrudan ilahi bir kaynağa dayanan sarsılmaz bir yüceliğe işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu ayetteki azîm vurgusunun, ikinci ayette müşrikler tarafından peygambere yöneltilen mecnunluk ithamına karşı ilahi ve kesin bir argüman işlevi gördüğünü, onun psikolojik bir zafiyet, hezeyan veya dengesizlik içinde olmak bir yana, muazzam bir ruhsal dengeye, yıkılmaz bir karaktere ve erişilmesi güç bir ahlaki yüksekliğe sahip olduğunun bizzat Allah tarafından tescillendiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X