Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 41. Ayet

    وَاسْتَمِــعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَر۪يبٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vestemi’ yevme yunâdi-lmunâdi min mekânin karîb(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Seslenenin, yakın bir yerden seslendiği gün için dinlemede ol."

      Seslenenin, seslendiği gün için dinlemede ol. Bu âyet, sanki “Sen onların söylediklerini sabırla karşıla” mealindeki âyetin sılası gibidir. Sen, seslenenin seslendiği günü bekleyip dinlemede ol, onlara kulak verme, onlardan intikam almaya çalışma, fakat sen sabret ve o günü bekle! Seslenenin seslendiği ifadesi iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, bu İlahî kelâm, “Çağırıcının görülmedik bilinmedik bir şeye çağırdığı günde” meâlindeki âyet gibidir. Seslenenin, seslendiği gün, yani çağırıcı o gün görülmedik bilinmedik bir hâdiseye çağıracaktır. İkincisi, aşağıdaki âyetlerde belirtildiği gibi insanların birbirlerine seslenmeleri gibidir: "Cennet ehli cehennem ehline seslenir”, “Cehennem ehli cennet ehline seslenirler. Hâsılı Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: İnsanların görülmedik bilinmedik bir şeye çağıracakları ve birbirlerine seslenecekleri günü bekle!

      Yakın bir yerden. Yani seslenildiklerini ve çağrıldıklarını işitecekleri, yapılan çağrı ile neyin ve kimin istendiğini anlayacakları bir yerden. Yani bu çağrı ve seslenme herkese ulaşır ve o da söyleneni anlar. Müfessirler bu çağrıyı yapacak olanın Cibril aleyhisselâm olduğunu söylerler. Cibril, Beytülmakdis’in yanında herkesin işiteceği bir ses tonu ile seslenir. Ogün Beytülmakdis, yeryüzünün en yüksek yeri olacak, gökyüzüne şu kadar “zira'” (ذراع) yakınlıkta olacak, işte yakın yer orasıdır. Ancak böyle bir yorum anlamsızdır, çünkü Cibril bahsedilen o yerde olmasa bile bütün yaratıklar onun sesini işitecektir. Dolayısıyla burada belirtilen yakınlıktan maksat, onların söylediği mâna değildir, fakat nerede olurlarsa olsunlar onun seslenişini işitecekleridir. İnsan bir sözü duyuyorsa da sözü söyleyene yakındır demektir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        vestemi' (وَاسْتَمِعْ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan s-m-a harflerinin temel anlamının sesi algılamak, kulak vermek ve işitmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "istimâ" eyleminin sıradan ve pasif bir işitme (sem') eyleminden farklı olarak, kulak verilen şeye kasıtlı olarak yönelmeyi, dikkat kesilmeyi ve anlamak amacıyla bütün benliğiyle dinlemeyi ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin surenin eskatolojik atmosferi içinde muhatabın varoluşsal bir pür dikkat haline geçmesini emreden psikolojik bir hazırlık evresi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu emir kipinin, anlatılacak olan o dehşetli sahnenin ciddiyetini hissettirmek ve muhatabın zihnini o kaçınılmaz güne sabitlemek için kullanılan güçlü bir retorik uyanış çağrısı olduğunu vurgular.

        yevme (يَوْمَ)

        İbn Fâris kelimenin kökü olan y-v-m harflerinin asıl manasının güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamanı ve herhangi bir mühim zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî yevm kavramının mutlak bir zaman parçası olduğunu, ayette ise dünyevi bir günü değil, evrensel diriliş çağrısının yapılacağı o dehşetli eşik anını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın zaman felsefesi içinde inceler; yevm ifadesinin burada tarihsel zamanın bittiği ve ebediyetin başladığı o mutlak yargı anını temsil eden eskatolojik bir işaret noktası olduğunu analiz eder.

        yünâdi (يُنَادِ)

        İbn Fâris kelimenin türediği n-d-y kökünün temel manasının sesi yükseltmek, seslenmek ve birilerini bir mecliste bir araya toplamak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî nidâ kavramının, uzaktaki veya gafletteki birine ulaşmak için sesi en yüksek perdeden çıkararak yapılan acil çağrı olduğunu belirtir; ayetteki kullanımının, ölüm uykusundaki kabir ehlini dirilişe çağıran o sarsıcı kozmik anonsu temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu fiilin, cansız varlıkları ontolojik bir uyanışa zorlayan ilahi bir müdahale olduğunu ve yaratılışın pasif konumdan aktif toplanma (haşr) konumuna geçirilişini simgelediğini vurgular.

        el-münâdi (الْمُنَادِ)

        İbn Fâris aynı n-d-y köküne dayanarak, bu kelimenin çağrıyı yapan, sesi yükselten faili nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî münâdi isminin burada belirli bir meleği (İsrafil) temsil ettiğini, nida eylemini gerçekleştiren bu kozmik habercinin sesinin evrenin her köşesine aynı anda ulaşacak bir kapasiteye sahip olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar münadinin isminden veya kimliğinden ziyade, yapılan çağrının mutlak otoritesine ve karşı konulmaz gücüne odaklanılması gerektiğini, bu ismin sadece ilahi iradenin infazcısı olarak sahnede yer aldığını detaylandırır.

        min (مِن)

        İbn Fâris bu edatın bir eylemin veya durumun başlangıç noktasını, mekansal veya zamansal çıkış yerini (ibtidâ-i gaye) ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî ayetteki kullanımının, sesin çıkış merkezine işaret eden mekansal bir başlangıç bağlacı vazifesi gördüğünü açıklar.

        mekânin (مَّكَانٍ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan k-v-n harflerinin asıl manasının var olmak, meydana gelmek ve bir şeyin bulunduğu veya durduğu yer olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî mekan kavramının, bir cismin veya varlığın kapladığı boşluk, mahal ve alan anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin "yakınlık" sıfatıyla birlikte zikredilmesinin, mahşer günündeki fiziksel mekan ve mesafe algısının dünyevi ölçütlerden tamamen farklılaşacağını gösteren ontolojik bir zemin inşa ettiğini ifade eder.

        karîb (قَرِيبٍ)

        İbn Fâris kelimenin türediği k-r-b kökünün temel anlamının uzaklığın (bu'd) zıddı olan mekansal, zamansal veya manevi yakınlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî karîb sıfatının burada çağrının ulaştığı yerin mesafesini nitelediğini, çağrıcının sesinin her bir insana adeta kendi yanındaymış, tam ensesindeymiş gibi eşit ve sarsıcı bir netlikte ulaşacağını açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi ahiret sahnelerindeki kozmolojik dönüşüm çerçevesinde inceler; dünyadaki uzaklık ve mesafe engellerinin tamamen ortadan kalktığını, ilahi çağrının tüm evreni aynı anda kuşatan mutlak bir yakınlık durumu yarattığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu ifadenin, kimsenin o sesten kaçamayacağını, sağır kalamayacağını ve çağrının şiddetinin her bireyin şuurunda doğrudan ve en yakından yankılanacağını simgeleyen müthiş bir akustik dehşet tasviri olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X