وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 40. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kaf suresi 40. ayet, gece, sabır, güneşin batışı, kaf suresi, kaf 40, güneşin doğuşu, secdeler, tesbih, secde
-
39-40. "Resulüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla; güneş doğmadan ve batmadan önce Rabb'ini övgü ve teşbih ile an. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu tenzih eyle.”
Resûlüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla. Yani onların senin hakkında söyledikleri, sen büyücüsün, şairsin, delisin ve benzeri sözlerine sabret. Cenâb-ı Hak Hz, Peygamber’e, bunlara sabretmesini ve onlara helâk olmaları için beddua etmemesini emretmektedir. Âyet-i kerîme, onların yaratılışla ilgili konularda Allah hakkında söylediklerine sabret, onları cezalandırma, öldürme ve helâk olmaları için beddua etme, sen sabret, Allah senin adına onlardan intikam alacaktır mânasına da gelebilir. Allah Teâlânın Peygamber’ine sabrı emretmesi, ancak Resûlullah’ın (s.a.), Allah hakkında insanlardan gördüğü ve işittiği kötülüklere çabuk kızdığından dolayıdır, bütün nebiler ve resûller de böyledirler. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak, onların kendisi ve resûlü hakkında söylediklerine sabırlı olmasını emretmiştir.
Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabb’ini övgü ve teşbih ile an. Denildi ki: Buradaki Rabb’ini hamd ile ifadesi, Rabb’ini övgü ile, yani Onu lâyık olduğu şekilde överek an, mânasına gelir. Müfessirler burada geçen teşbih kelimesini burada da başka yerlerde de namaz diye tefsir ettiler. Buna göre Rabb’ini övgü ve teşbih ile an cümlesi, Rabb’inin emriyle namaz kıl mânasına gelir. Onlar “teşbih” kelimesini namaz diye yorumladılar, fakat namaz baştan sona kadar Allah’ı tazimle, tenzihle, söz ve fiil olarak her türlü noksanlıktan beri olmakla nitelemekten ibarettir. İnsan namaza durduğunda, bütün yaratılmışların hal ve duruşundan ayrılmaktadır, aynı şekilde rükûya ve secdeye vardığında da bütün yaratılanların yaptıklarından ayrılmakta, şanı yüce olan Rabb ine münâcatla meşgul olmaktadır. Müfessirlerin bundan dolayı “teşbih” kelimesini namaz diye tefsir etmiş olmaları mümkündür. Namazın içinde teşbih de bulunduğu için onu namaz diye tefsir etmiş olmaları da muhtemeldir.
Güneş doğmadan ve batmadan önce. Bazıları bu cümleye sabah namazından ve akşam namazından önce mânasını verdiler. Bazıları da ona ikindi namazıdır dedi. Bazıları ise güneş batmadan önce kılınan öğle ve ikindi namazlarıdır dedi.
Secdelerin ardından ibaresini müfessirlerin geneli, akşam namazının farzından sonra kılınan iki rekât sünnet diye tefsir ettiler. Bu, mümkün ve muhtemeldir. Secdelerin ardından ibaresinin “Allah’ın yarattığı nesneleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri sağa ve sola dönmekte, Allah’a secde edip yere kapanmaktadır” meâlindeki âyette ifade edilen şey olması da muhtemeldir. Gölgenin sağa sola dönmesi ancak gündüz saatlerinde olur ve bu da gölgelerin teşbihidir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur; Allah’ın sağa sola döndüğünü haber verdiği o gölgelerin teşbihinin arkasındaki vakitlerde sen de Allah’ı teşbih et. Çünkü onların sağa sola dönmeleri, Allah’ı teşbih içindir. Şu âyette de aynı husus söz konusu edilmektedir: “Yıldızlar çekildiğinde de O’nu teşbih et”. Yıldızların çekilmesi, onların kaybolup gitmeleridir. Buna göre Secdelerin ardından ibaresi de gölgelerin secdesi kaybolup gittikten sonra O’nu teşbih et, demektir. Bu da ancak güneşin batıp gittikten sonraki zamandır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
el-leyli (اللَّيْلِ)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan "l-y-l" harflerinin asıl manasının gündüzün (nehar) zıddı, karanlık ve bir şeyin üzerini örten siyahlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî leyl kavramının güneşin batışından doğuşuna kadar geçen zaman dilimini ifade ettiğini; ayette gece vaktinin, insanın dünyevi meşguliyetlerden ve gündüzün gürültüsünden sıyrılarak Rabbine yönelmesi için tahsis edilmiş özel bir zaman aralığı olarak zikredildiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk gece vaktinin, insanın kendi iç dünyasıyla baş başa kaldığı, tefekkürün, samimiyetin ve ilahi huzurda duruşun (teheccüd) en derinleştiği metafiziksel bir zemin olduğuna dikkat çeker.
fesebbihhu (فَسَبِّحْهُ)
İbn Fâris kelimenin türediği "s-b-h" kökünün asıl manasının suda veya havada hızla akıp gitmek, uzaklaşmak olduğunu; "tesbih" eyleminin de Allah'ı O'na layık olmayan her türlü noksan sıfattan hızla uzak tutmak ve tenzih etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî tesbih kavramını, Allah'ın yüceliğini söz ve eylemle ilan etmek, O'nu mahlukata ait kusurlardan arındırmak olarak tanımlar; ayette "fe" bağlacıyla gece vaktine bağlanan bu emrin, gecenin sükunetinde yapılan zikrin ve ibadetin ruhsal arındırıcılığını vurguladığını açıklar. Arthur Jeffery bu dinsel terimin köken itibarıyla Süryanicede tanrıyı yüceltmek ve övmek anlamına gelen "şabbah" kelimesine dayandığını ve İslam öncesi dönemden itibaren Arapçaya geçerek Kur'an'ın temel ibadet terminolojilerinden biri haline geldiğini savunur. Toshihiko Izutsu tesbih fiilinin, inanan insanın Yaratıcı karşısındaki mutlak teslimiyetini idrak ederek ontolojik bir arınma yaşadığı, ilahi aşkınlığı tasdik eden temel eylem olduğunu analiz eder.
edbâra (وَأَدْبَارَ)
İbn Fâris kelimenin kökü olan "d-b-r" harflerinin temel anlamının bir şeyin arka tarafı, sonu, peşi ve ön (kubul) kelimesinin zıddı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî edbâr kavramının bir eylemin hemen bitimini ve ardını nitelediğini belirtir; ayette secdelerin (namazların) ardından gelen zaman dilimini, yani ibadet ritüelinin hemen bitimindeki süreci ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin bağlamındaki fıkhi ve manevi boyuta değinerek, bunun farz namazların ardındaki nafile ibadetleri veya namaz bitiminde yapılan o bilindik tesbihatı (zikirleri) kapsayan zaman ve eylem aralığı olduğunu detaylandırır.
es-sücûd (السُّجُودِ)
İbn Fâris kelimenin türediği "s-c-d" kökünün asıl manasının eğilmek, boyun eğmek, tevazu göstermek ve alçalmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî sücûd eyleminin, itaatin ve kulluğun en üst noktası olarak alnı yere koymak olduğunu ifade eder; ayette bu kelimenin secdelerin kendisini veya mecaz-ı mürsel (parça anılarak bütünün kastedilmesi) yoluyla doğrudan namaz ibadetinin (salât) tamamını sembolize ettiğini açıklar. Arthur Jeffery kelimenin etimolojisini incelerken, Aramice ve Süryanicede tapınmak ve secde etmek anlamına gelen "sgêd" kökünden türediğini, İslam öncesi dönemde bölgedeki dini ibadet pratiklerinden Arap diline yerleştiğini savunur. Toshihiko Izutsu secde kavramını Kur'an'ın "Rabb ve Abd" hiyerarşisinde inceler; Cahiliye dönemindeki kibirli ve boyun eğmez insan modelinin kırılma noktasını bu fiziksel ve ruhsal alçalışın temsil ettiğini, secdenin ontolojik bir teslimiyet ilanı olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth bu kelimenin, geç Mekke döneminde İslam toplumunun ritüelistik yapısının ve bedensel ibadet formlarının (namazın rükünlerinin) iyice belirginleştiğini gösteren önemli bir litürjik terim olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar secdenin ardındaki tesbihin (edbâra's-sücûd), ibadetin sadece belirli vakitlerdeki fiziksel bir ritüel olmadığını, secdeyle ulaşılan o manevi yakınlığın namaz sonrasında da zikirle hayata yayılarak sürdürülmesi gerektiğini gösteren bir süreklilik vurgusu taşıdığına dikkat çeker.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla