فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kaf 39, secdeler, kaf suresi 39. ayet, tesbih, gece, sabır, güneşin batışı, kaf suresi, güneşin doğuşu, rab, hamd, şems
-
39-40. "Resulüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla; güneş doğmadan ve batmadan önce Rabb'ini övgü ve teşbih ile an. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu tenzih eyle.”
Resûlüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla. Yani onların senin hakkında söyledikleri, sen büyücüsün, şairsin, delisin ve benzeri sözlerine sabret. Cenâb-ı Hak Hz, Peygamber’e, bunlara sabretmesini ve onlara helâk olmaları için beddua etmemesini emretmektedir. Âyet-i kerîme, onların yaratılışla ilgili konularda Allah hakkında söylediklerine sabret, onları cezalandırma, öldürme ve helâk olmaları için beddua etme, sen sabret, Allah senin adına onlardan intikam alacaktır mânasına da gelebilir. Allah Teâlânın Peygamber’ine sabrı emretmesi, ancak Resûlullah’ın (s.a.), Allah hakkında insanlardan gördüğü ve işittiği kötülüklere çabuk kızdığından dolayıdır, bütün nebiler ve resûller de böyledirler. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak, onların kendisi ve resûlü hakkında söylediklerine sabırlı olmasını emretmiştir.
Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabb’ini övgü ve teşbih ile an. Denildi ki: Buradaki Rabb’ini hamd ile ifadesi, Rabb’ini övgü ile, yani Onu lâyık olduğu şekilde överek an, mânasına gelir. Müfessirler burada geçen teşbih kelimesini burada da başka yerlerde de namaz diye tefsir ettiler. Buna göre Rabb’ini övgü ve teşbih ile an cümlesi, Rabb’inin emriyle namaz kıl mânasına gelir. Onlar “teşbih” kelimesini namaz diye yorumladılar, fakat namaz baştan sona kadar Allah’ı tazimle, tenzihle, söz ve fiil olarak her türlü noksanlıktan beri olmakla nitelemekten ibarettir. İnsan namaza durduğunda, bütün yaratılmışların hal ve duruşundan ayrılmaktadır, aynı şekilde rükûya ve secdeye vardığında da bütün yaratılanların yaptıklarından ayrılmakta, şanı yüce olan Rabb ine münâcatla meşgul olmaktadır. Müfessirlerin bundan dolayı “teşbih” kelimesini namaz diye tefsir etmiş olmaları mümkündür. Namazın içinde teşbih de bulunduğu için onu namaz diye tefsir etmiş olmaları da muhtemeldir.
Güneş doğmadan ve batmadan önce. Bazıları bu cümleye sabah namazından ve akşam namazından önce mânasını verdiler. Bazıları da ona ikindi namazıdır dedi. Bazıları ise güneş batmadan önce kılınan öğle ve ikindi namazlarıdır dedi.
Secdelerin ardından ibaresini müfessirlerin geneli, akşam namazının farzından sonra kılınan iki rekât sünnet diye tefsir ettiler. Bu, mümkün ve muhtemeldir. Secdelerin ardından ibaresinin “Allah’ın yarattığı nesneleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri sağa ve sola dönmekte, Allah’a secde edip yere kapanmaktadır” meâlindeki âyette ifade edilen şey olması da muhtemeldir. Gölgenin sağa sola dönmesi ancak gündüz saatlerinde olur ve bu da gölgelerin teşbihidir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur; Allah’ın sağa sola döndüğünü haber verdiği o gölgelerin teşbihinin arkasındaki vakitlerde sen de Allah’ı teşbih et. Çünkü onların sağa sola dönmeleri, Allah’ı teşbih içindir. Şu âyette de aynı husus söz konusu edilmektedir: “Yıldızlar çekildiğinde de O’nu teşbih et”. Yıldızların çekilmesi, onların kaybolup gitmeleridir. Buna göre Secdelerin ardından ibaresi de gölgelerin secdesi kaybolup gittikten sonra O’nu teşbih et, demektir. Bu da ancak güneşin batıp gittikten sonraki zamandır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
fesbir (فاصبر)
İbn Fâris kelimenin türediği "s-b-r" kökünün asıl manasının bir şeyi hapsetmek, alıkoymak, bir kimseyi zorluklar karşısında sabit tutmak ve dayanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî sabır kavramını, aklın ve şeriatın gerektirdiği sınırda nefsi tutmak, acı ve zorluk karşısında şikayet etmeden direnç göstermek olarak tanımlar; ayette peygambere yönelik bu emrin, inkarcıların asılsız iddialarına ve alaylarına karşı içsel bir dayanıklılık geliştirmesi ve ilahi hükmü beklemesi yönünde bir telkin olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu sabır kavramını Kur'an'ın ahlak sistemi içinde inceler; bunun sadece pasif bir katlanma veya çaresizlik değil, aksine inkarcıların psikolojik baskılarına karşı müminin imanından aldığı güçle sergilediği aktif, dinamik ve onurlu bir direniş hali olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu emrin, surenin başından beri anlatılan müşrik itirazlarına (dirilişi inkar vb.) karşı peygamberin moralini yüksek tutması ve hakikat mücadelesinde tahammül göstererek aceleci davranmaması gerektiğini vurgulayan psikolojik bir destek mekanizması olduğuna dikkat çeker.
yekûlûne (يقولون)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan "k-v-l" harflerinin temel anlamının ses ve harflerin bir araya gelerek bir manayı dışa vurması, söz söylemek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî kavl eyleminin zihindeki düşüncenin dile dökülmesi olduğunu belirtir; ayette müşriklerin peygamberi yalanlayan, ahireti inkar eden ve ilahi mesajı hafife alan tüm yıkıcı söylemlerinin ve psikolojik savaş taktiklerinin bu fiille özetlendiğini açıklar.
sebbih (سبح)
İbn Fâris kelimenin türediği "s-b-h" kökünün asıl manasının suda veya havada hızla yüzmek, akıp gitmek ve uzaklaşmak olduğunu; "tesbih" eyleminin de Allah'ı O'na layık olmayan her türlü noksan sıfattan hızla uzak tutmak ve tenzih etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî tesbih kavramını, Allah'ın yüceliğini söz ve eylemle ilan etmek, O'nu mahlukata ait acziyet ve kusurlardan arındırmak olarak tanımlar; ayette sabır emrinin hemen ardından gelmesinin, insanın karşılaştığı zorluklara dayanabilmesi için ihtiyaç duyduğu ruhsal enerjiyi ilahi otoriteyi yücelterek elde edebileceğini gösterdiğini açıklar. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik arka planını incelerken, bu dinsel terimin Süryanicede tanrıyı yüceltmek ve övmek anlamına gelen "şabbah" kelimesinden türediğini, İslam öncesi dönemde Arapçaya geçerek Kur'an'ın temel ibadet terminolojilerinden biri haline geldiğini savunur. Toshihiko Izutsu tesbih eyleminin, inanan insanın Yaratıcı karşısındaki mutlak teslimiyetini ve O'nun aşkınlığını idrak etmesini simgeleyen ontolojik bir arınma eylemi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu fiilin sadece dille yapılan bir zikir değil, evrenin bütününde işleyen ilahi ahenge insanın kendi şuuruyla katılması ve kalbini dünyevi sıkıntıların ağırlığından arındırması olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar bu emrin, düşmanlıklar karşısında peygamberin kendi iç dünyasını güçlendirecek ve ilahi bağını diri tutacak en büyük manevi kalkan olduğuna işaret eder.
bi-hamdi (بحمد)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan "h-m-d" harflerinin temel anlamının, birini güzel vasıflarla anmak, iyiliklerini dile getirmek ve övmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî hamd kavramını, isteyerek yapılan bir iyilik ve fazilet sebebiyle nimet sahibini övmek olarak tanımlar; ayette "tesbih" (arındırma) ile "hamd"in (övgü) birleştirilmesinin, Allah'ı hem eksikliklerden uzak tutmayı hem de kemal sıfatlarıyla vasıflandırmayı içeren eksiksiz bir yöneliş olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu Kur'an'ın dua ve zikir semantiğinde bu kelimeyi tahlil eder; hamdin, Allah'ın mutlak iyilik kaynağı olduğunun idrak edilmesiyle ortaya çıkan varoluşsal bir minnettarlık duygusu olduğunu belirtir.
rabbike (ربك)
İbn Fâris kelimenin türediği "r-b-b" kökünün asıl manasının bir şeyi ıslah etmek, korumak, yönetmek ve ona malik olmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "rabb" kavramının, bir varlığı aşama aşama kemale erdiren yaratıcı ve eğitici anlamına geldiğini belirtir; ayette peygambere "senin Rabbin" şeklinde izafetle hitap edilmesinin, müşriklerin inkarına karşı Allah'ın kendi elçisine olan özel himayesini, korumasını ve terbiyesini vurgulayan teselli edici bir hitap olduğunu açıklar.
kable (قبل)
İbn Fâris kelimenin kökü olan "k-b-l" harflerinin asıl manasının bir şeyin ön tarafı, yönelinen taraf ve sonranın (ba'd) zıddı olduğunu, zamansal veya mekansal bir önceliği ifade ettiğini belirtir.
tulû'i (طلوع)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan "t-l-a" harflerinin temel anlamının bir şeyin belirmesi, ortaya çıkması, görünür hale gelmesi ve yükselmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî tulû' kavramının güneş, ay ve yıldızlar gibi gök cisimlerinin ufuktan doğarak görünmeye başlamasını ve karanlığın yırtılmasını ifade ettiğini açıklar.
eş-şemsi (الشمس)
İbn Fâris kelimenin kökü olan "ş-m-s" harflerinin, gökyüzünde gündüzleri ısı ve ışık kaynağı olarak beliren bilindik yıldıza verilen özel bir isim olduğunu ifade eder.
el-gurûb (الغروب)
İbn Fâris kelimenin türediği "g-r-b" kökünün asıl manasının uzaklaşmak, gözden kaybolmak, gizlenmek ve yabancılaşmak olduğunu; güneşin batmasına da ufuk çizgisinden kaybolarak gözden uzaklaştığı için "gurûb" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî gurûb kavramının gök cisimlerinin batmasını ve ışığının çekilmesini ifade ettiğini belirtir; ayette "güneşin doğmasından önce" ve "batmasından önce" ifadelerinin birleşerek, insanın güne başlarken ve günü bitirirken, yani varoluşun iki ana eşiğinde kalbini ilahi huzura bağlaması gerektiğini gösteren kozmik bir zamanlama emri olduğunu açıklar. Angelika Neuwirth geç Mekke dönemi surelerinde bu tür ritüelistik zaman belirteçlerinin, İslam'ın ibadet sisteminin ve namaz vakitlerinin yavaş yavaş şekillenmeye başladığı kurumsallaşma evresini yansıtan metinsel kanıtlar olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu zaman dilimlerinin insanın doğanın ahengine katılarak ruhunu arındırması için en verimli metafiziksel aralıklar olduğunu, fıkhi bağlamda ise bu vakitlerin sabah ve ikindi/akşam namazlarına işaret eden bir zaman tayini olarak yorumlandığını detaylandırır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla