Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 35. Ayet

    لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ ف۪يهَا وَلَدَيْنَا مَز۪يدٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lehum mâ yeşâûne fîhâ veledeynâ mezîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Orada istedikleri her şey onlarındır, üstelik katımızda fazlası da vardır.”

      Orada istedikleri her şey onlarındır. Yani orada ne isterlerse kendilerine verilir, onlar orada hiçbir şeye zorlanmaz ve mecbur edilmezler. Çünkü meşîet, iradesiyle iş yapan her fâilin niteliğidir. Eğer meşîetten maksat, temenni etmek ve arzulamak iradesi olsaydı, âyette sanki temenni ettikleri ve tercih ettikleri nimetler denilirdi. Çünkü Allah Teâlâ bir âyette meâlen şöyle buyurdu: “Orada sizin için canınızın çektiği her şey bulunacak, yine orada umduğunuz her şeyi elde edeceksiniz”. En doğrusunu Allah bilir.

      Üstelik katımızda fazlası da vardır. Bazı müfessirler şöyle dedi: Bir bulut gelip istedikleri her nimeti kendilerine yağdırır, işte cennette bulunan fazladan maksat budur. Bazıları da şöyle dedi: Cennette onlar için bir ağaç çıkar ve yarılıp her istediklerini onlara verir, işte fazladan maksat budur. Ancak burada bunlardan başka iki ihtimal daha vardır: Birincisi, yüce ve ulu olan Allah’ı görmektir (rü’yetullah). Nitekim Allah Teâlâ bir âyette mealen şöyle buyurmaktadır: “Güzel yapanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır”. Denildi ki; buradaki fazladan maksat, cennette Allah’ı görmektir. İkincisi de temennilerin ve hayallerin bile ulaşamadığı nimetlerin verilmesidir. Nitekim Resûlullah (s.a.) cennetin nimetlerini anlatırken şöyle demiştir; “Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hayalini bile edemediği nimetler vardır”. Çünkü temenni ve arzu, ancak geçmişte görüp baktıkları ve yararlandıkları bir nimetin benzeri için söz konusu olur. İnsanın hiç bilmediği ve görmediği bir şey temenni edilmez ve ona arzu duyulmaz. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yeşâûne (يشاءون)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "ş-y-e" harflerinin asıl manasının bir şeye yönelmek, bir şeyi irade etmek ve istemek olduğunu belirtir; "şey" kelimesinin de irade edilen, varlığı kastedilen nesne anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî meşîet kavramını, bir şeyin var olmasını veya gerçekleşmesini sağlayan kesin yönelim ve irade olarak tanımlar; ayette cennet ehlinin isteklerinin hiçbir engelle karşılaşmadan, salt bir irade ile anında gerçekleşeceğini, dünyevi sınırların, yorgunlukların ve yoksunlukların tamamen ortadan kalktığını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın eskatolojik ödül sisteminde inceler; dünyada insan iradesinin ontolojik sınırlara ve ilahi takdire tabi olmak zorunda kaldığını, ancak cennette müminlerin iradesinin mutlak bir özgürlüğe ve adeta "oldurucu" bir güce kavuşarak istedikleri her şeyi anında elde edecekleri muazzam bir varoluşsal dönüşümü temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin, cennet nimetlerinin sadece önceden hazırlanmış ve dondurulmuş sabit bir menü olmadığını, aksine insanın o anki hayal gücünün ve anlık arzularının hudutlarına göre sürekli yenilenen, ucu bucağı olmayan dinamik bir ikram potansiyeline işaret ettiğini vurgular.

        ledeynâ (لدينا)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "l-d-y" harflerinin asıl manasının bir şeyin bizzat yanı, tarafı ve huzuru olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "ledey" edatının, bir başka aidiyet bildiren "ınd" (yanında) kelimesinden daha hususi ve daha bitişik bir yakınlığı, doğrudan ilahi huzuru ve mutlak sahipliği temsil ettiğini; ayette "katımızda" anlamıyla kullanılarak, verilecek olan fazladan nimetlerin doğrudan Allah'ın zatından sadır olan çok özel bir lütuf olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu ifadenin, müminlere verilecek nihai ödüllerin mahiyetinin beşeri tahayyülün tamamen dışında olduğuna dikkat çektiğini, "katımızda" denilerek bu nimetlerin ilahi bir sır olarak korunduğunu ve ancak o makama ulaşıldığında bilinebilecek eşsiz sürprizler barındırdığını analiz eder.

        mezîd (مزيد)

        İbn Fâris kelimenin türediği "z-y-d" kökünün temel manasının, bir şeyin asıl miktarının üzerine çıkması, artması, fazlalaşması ve sürekli büyümesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî mezîd kavramının, talep edilen, hayal edilen veya hak edilen miktarın çok ötesinde verilen ilave nimet anlamına geldiğini belirtir; cennet ehli ne isterse anında verileceği gibi, onların tahayyül bile edemedikleri, idrak kapasitelerini aşan nice lütufların da Allah tarafından onlara hiçbir talep olmaksızın fazladan sunulacağını açıklar. Celaleddin el-Suyuti tefsir geleneğindeki dilbilimsel ve teolojik rivayetleri aktararak, bu "ziyade/mezîd" nimetin sadece cennetteki maddi ikramların niceliksel artışı olmadığını, aynı zamanda Allah'ın cemalini doğrudan müşahede etme (ru'yetullah) şerefi olduğuna dair derin yorumları derler. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın rahmet semantiğinde inceler; ilahi ihsanın statik bir ödül sistemi olmadığını, insanın beklentilerini her defasında aşan, tükenmez ve sınırsız bir cömertliğe sahip olan ilahi üretkenliği temsil ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu nitelemenin, insanın cennette dahi durağan ve tekdüze bir hayata mahkum olmayacağını, her an yepyeni bir güzellikle ve sürekli katlanan bir hazla karşılaşacağını, ilahi ikramın sonsuz bir "artış ve şaşırtma" hali olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X