هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَف۪يظٍۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 32. Ayet
Daralt
X
-
"Ve kendilerine şöyle denecektir: İşte sizlere; daima Allahla yönelen, O nu aklından çıkarmayan kimseye vâdedilen cennet!”
Evvâb ve Hafız Kelimelerinin Anlamı
Bu âyetteki “evvâb” (أَوَّابٍ) kelimesi çok dönen, ısrarla dönen anlamına gelir. Her zaman Allaha dönen yahut Allah’ın emirlerine dönen ve O’na itaate yönelen kimse mânasına gelmiş olur. “Hafîz” (حَفِيظٍ) kelimesi de açık veya gizli halde kendisini isyandan ve günahlardan koruyan, emirler ve yasaklarında Allah’ın koyduğu sınırları koruyan kimse demektir. Nitekim Allah Teâlâ “Takvâ sahipleri için” ve “Güzel davrananlar için” buyurmaktadır. Çünkü takvâ, emredilene uymak, yasaklanan fiilden de sakınmaktır. Güzel davranmak (ihsan) ise akıl nazarında güzel ve iyi olan her nevi iştir.
Yorumu Yorumla
-
Hâzâ (هَذَا)
İbn Fâris bu kelimenin h-z-e köküne dayanan bir işaret ismi olduğunu, bir şeyi belirginleştirmek ve ona dikkat çekmek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî işaret edilen şeyin cennet ve ilahi lütuf olduğunu, bu kelimenin vaat edilen ödülün müminlere ne kadar yakın ve somut hale geldiğini gösteren bir hitap olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk önceki ayette cennetin müttakilere yaklaştırıldığına dair ifadeyle bağlantı kurarak, "hâzâ" kelimesinin artık müşahede edilen ve dokunulacak kadar yakın olan o yüce gerçekliği bizzat gösterdiğini analiz eder.
mâ (مَا)
İbn Fâris bu kelimenin bir şeyi niteleyen veya bir ismin yerini tutan mevsul (bağlaç) olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî buradaki "mâ" edatının Allah'ın vadettiği tüm nimetleri, derece ve mertebeleri içine alan geniş kapsamlı bir işaret olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar bu kelimenin, vaadin içeriğinin büyüklüğünü ve çeşitliliğini temsil ettiğini açıklar.
tû'adûne (تُوعَدُونَ)
İbn Fâris kelimenin kökünü v-a-d olarak belirler ve bu kökün asıl manasının bir işin gerçekleşeceğine dair söz vermek olduğunu, hayır vaatleri için "va'd" kelimesinin kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî fiilin edilgen (meçhul) formda gelmesine dikkat çekerek, bu vaadin peygamberler ve vahiyler aracılığıyla müminlere dünya hayatı boyunca sürekli hatırlatılan ilahi bir taahhüt olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu "va'd" kavramını Kur'an'ın "ahit" semantiği içinde analiz eder; bu kelimenin Allah'ın kendi üzerine aldığı ahlaki bir yükümlülüğü ve sarsılmaz bir sözü temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu sözün artık bir "gelecek zaman" ifadesi olmaktan çıkıp, "hâzâ" ile şimdiki zamanda gerçekleşen bir hakikate dönüştüğünü belirtir.
li-kulli (لِكُلِّ)
İbn Fâris kelimenin türediği k-l-l kökünün temel manasının ihata etmek, bir araya toplamak ve bütünlük olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "küll" kelimesinin burada istisnasız bir genelleme bildirdiğini; cennetin, belirtilen nitelikleri taşıyan her bir birey için ayrı ayrı ve tam bir hak olduğunu ifade eder.
evvâbin (أَوَّابٍ)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan e-v-b harflerinin asıl manasının geri dönmek, bir yere rücu etmek ve yönelmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "evvâb" kelimesinin mübalağa kalıbında olduğunu, bunun sadece tövbe eden değil, her durumda, her günahın ardından veya her fırsatta sürekli olarak Allah'a yönelen, kalbi hep O'na dönük olan kimseyi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi "rücu" semantiği içinde inceler; Cahiliye döneminde fiziksel bir "eve dönüş" anlamı taşıyan kökün, Kur'an'da ahlaki ve manevi bir "yaratıcıya dönüş" anlamı kazanarak dinsel bir terime dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç evvâb sıfatının, insanın fıtratındaki o ilk saflığa ve ilahi kaynağa olan özleminin bir yansıması olduğunu, kişinin sürekli kendini denetleyerek ilahi rızaya geri dönme çabasını simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu niteliğin, kişinin hatasız olmasını değil, hata yapsa bile yönünü asla Allah'tan başka bir tarafa çevirmemesini ifade ettiğini belirtir.
hafîz (حَفِيظٍ)
İbn Fâris kelimenin kökü olan h-f-z harflerinin asıl manasının bir şeyi korumak, saklamak, zayi olmasını engellemek ve gözetmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî hafîz kavramının burada, Allah'ın koyduğu sınırları (hududullah), verdiği ahitleri ve bizzat kendi kalbini günahlardan titizlikle koruyan kimseyi nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın ahlak sistemi içinde "sorumluluk bilinci" olarak tahlil eder; hafîz olan kişinin, ilahi emanetleri ve emirleri unutmayan, onları zihninde ve hayatında diri tutan muhafız bir karakter olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı) hafîz sıfatının "evvâb" ile birlikte zikredilmesinin önemine değinerek, birinin "yöneliş"i (dinamik), diğerinin ise "muhafaza"yı (statik/koruyucu) temsil ettiğini ve bu ikisinin müminin ahlaki bütünlüğünü oluşturduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, kişinin kendi amel defterini ve vahyedilen hakikatleri zayi etmeden ahirete taşıma gayretini ifade ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla