وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَ غَيْرَ بَع۪يدٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 31. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: takva sahipleri, kaf 31, cennetin yaklaştırılması, kaf suresi 31. ayet, kaf suresi, cennet, takva
-
"Allah'a itaatsizlikten sakınanlar için de cennet, iyice yakınlarına getirilecek.”
Cenâb-ı Hak başka bir âyette meâlen şöyle buyurmuştur: “Rab’lerine karşı gelmekten sakınanlar da gruplar halinde cennete sevkedilecek”. Yukarıdaki âyette cennetin, cennet ehlinin iyice yakınına getirileceğini, bu âyette ise onların cennete sevkedileceğini söylemektedir. Bu iki âyet arasında görünürde bir çelişki (tearuz) vardır. Ancak burada iki ihtimal söz konusudur. Birincisi, cennet ehli sevkedilerek cennete yaklaştığında, cennet de onlara yakınlaştırılmış olur. İki nesneden biri diğerine yaklaştığında, öbürü de buna yaklaşmış olur, aradaki mesafenin olmamasıyla da uzaklık yok olur. Bu, bilinen bir husustur. İkincisi, ayet-i kerimenin, cennetin bir vasfından haber veriyor olması muhtemeldir, o da cennetin, ehline yaklaşıyor olma özelliğidir. Sonra Cenâb-ı Hak burada cennetin yakın olduğunu, başka bir âyette ise cehennemin de görünür ve zahir olduğunu söylemektedir: "Cehennem de küfre sapmış olanlara açıkça gösterilir. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun sebebi, cehennem ehlinin cehennemi ret ve inkâr etmeleri olabilir. Bundan dolayı cehennemi görmeleri için açık ve zahir hale getirilir. Nitekim başka bir âyette de “Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz!” buyurmaktadır. Tevhit ehli ise cennetin varlığını kabul ediyorlar, fakat işledikleri hatalar ve günahlar sebebiyle kendilerini cennete layık görmüyor ve kendilerini cennetten uzak sayıyorlardı; işte Allah Teala cennetin onlara yakın olduğunu söylemekte ve bunu vâdetmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
İyice “yakın” diye tercüme ettiğimiz “ğayra baîd” (غَيْرَ بَعِيدٍ) sözü, aslında uzak olmayan anlamına gelir. Bu cümleye iki şekilde mâna verilebilir. Birincisi, kıyamet günü mahşerde toplandıklarında cehennem onlara uzak olmayacak, aksine onu görecekler. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, dünyada iken de cehennem onlara uzak olmayacak, yani yakında oraya gelecekler ve cehennem ehlinden olacaklar, çünkü gelmesi kaçınılmaz olan her şey sanki gelmiş gibidir. En doğrusunu Allah bilir. Cennetin uzak olmaması muhtemelen, cennete girdiklerinde oradaki meyvelerden ve nimetlerden uzak olmayacaklar, aksine onlara yakın olacaklar ve istediklerini alabilecekler mânasına da gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
uzlifet (أُزْلِفَتِ)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan z-l-f harflerinin asıl manasının, bir şeye yaklaşmak, bir şeyi yaklaştırmak ve derece/mertebe katetmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "izlâf" eyleminin hem mekânsal hem de manevi bir yakınlığı ifade ettiğini, ayette ise cennetin müttakilere yaklaştırılmasının, onlara sunulan büyük bir ikram ve şereflendirme olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın eskatolojik ödül semantiği içinde analiz eder; "uzlifet" fiilinin pasif yapısının, bu yakınlaştırma eyleminin ilahi bir lütuf olarak kendiliğinden gerçekleşen ve müminleri bekletmeyen bir "huzura kabul" sürecini simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, cehennem için kullanılan dehşet verici ifadelerin aksine, müminler için hazırlanan huzur ve emniyet dolu atmosferi başlatan bir "müjdeleyici" fiil olduğuna dikkat çeker.
el-cennetü (الْجَنَّةُ)
İbn Fâris kelimenin kökünü c-n-n olarak tespit eder ve bu kökün temel manasının örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî cennet kelimesinin ağaçların sıklığından dolayı zemini örtmesi sebebiyle "bahçe" anlamında kullanıldığını, ahiret bağlamında ise dünyadaki hayallerin ötesinde bir gizliliğe ve güzelliğe sahip olduğu için bu ismi aldığını belirtir. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik kökeninde Süryanice ve İbranice bahçe anlamına gelen "gannetâ/gan" kelimelerinin etkisine değinir; ancak Arapçada "gizleme" köküyle kurulan semantik bağın çok güçlü olduğunu savunur. Theodor Nöldeke bu terimin İslam öncesi şiirde vahalar ve verimli bahçeler için kullanıldığını, Kur'an'ın ise bu dünyevi imgeyi alarak onu ebedi saadet yurdu şeklinde teolojik bir terime dönüştürdüğünü analiz eder. Toshihiko Izutsu cennetin Kur'an'daki semantik değerini, ilahi rıza ve esenliğin zirvesi olarak tanımlar.
lil-müttekîne (لِلْمُتَّقِينَ)
İbn Fâris kelimenin türediği v-k-y kökünün temel manasının bir şeyi korumak, sakınmak ve aradaki engellerle zarardan korunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî takva kavramını, nefsi günahlardan ve ilahi azaba sebep olacak her türlü eylemden korumak olarak tanımlar; "müttakî" kelimesinin ise bu korunmayı bir karakter haline getiren, titiz ve hassas müminleri nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu "müttakî" kelimesini Kur'an'ın ahlak sistemindeki en yüksek insan modeli olarak inceler; bu kişinin ilahi sınırlara (hududullah) karşı duyduğu derin sorumluluk bilinciyle hareket ettiğini ve bu "sakınma" eyleminin onu cennete layık hale getiren temel nitelik olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç takvanın sadece bir korku değil, sevilen varlığın rızasını kaybetme endişesiyle örülen bir "otokontrol" mekanizması olduğunu analiz eder.
gayra (غَيْرَ)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan g-y-r harflerinin asıl manasının bir şeyin başkası olmak, başkalaşmak ve bir şeyi bir şeyden ayırmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "gayr" kelimesinin istisna ve olumsuzlama (nefiy) işlevi gördüğünü, ayette ise uzaklığın (bu'd) tamamen ortadan kaldırıldığını ve nefyedildiğini belirtmek amacıyla kullanıldığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu edatın, cennetin müttakilere olan yakınlığının "mutlak" olduğunu ve arada hiçbir engelin veya mesafenin kalmadığını vurgulayan pekiştirici bir fonksiyona sahip olduğunu belirtir.
ba'îdin (بَعِيدٍ)
İbn Fâris kelimenin kökü olan b-a-d harflerinin temel anlamının mesafece uzaklık, ayrılık ve yakınlığın zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî ba'îd kelimesinin burada hem mekânsal hem de zamansal bir uzaklığı ifade ettiğini; ancak "gayra" ile birlikte kullanılarak cennetin artık hem mesafe hem de kavuşma vakti açısından son derece "yakın" hale geldiğini müjdelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu nitelemenin, surenin başındaki "baîd" (uzak/imkansız) tartışmalarına bir cevap niteliği taşıdığını analiz eder; müşriklerin dirilişi "uzak" görmelerine karşılık, müminler için cennetin "uzak olmayan" (gayra ba'îd) bir gerçeklik olarak karşılarına çıkacağını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar bu ifadenin müminlerin gönlüne ferahlık veren, vuslatın an meselesi olduğunu hissettiren bir yakınlık vurgusu taşıdığına dikkat çeker.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla