Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 30. Ayet

    يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَز۪يدٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yevme nekûlu licehenneme heli-mtele/ti ve tekûlu hel min mezîd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ diyeceğiz; cevap verecek: Daha yok mu?"

      Cehennemin Konuşması

      Bu âyet-i kerîme de iki şekilde yorumlanır. Birincisi, cehenneme doldun mu? sözünü Allah Teâlâ gerçekten söylemiştir. Buna cevap olarak daha yok mu? sözünü de cehennem gerçekten söylemiştir. Cenâb-ı Hakk’ın daha yok mu? cevabını vermesi için cehenneme konuşma gücü vermesi mümkündür. Daha önce belirttiğimiz gibi organları insanın aleyhinde şahitlik edecek, her şeyi söyleyecek, hatta insanlar “derilerine ‘niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?’ diye sorduklarında, derileri ‘her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu’ diye cevap verecekler". Buna benzer bir durum, şanı yüce olan Allah’ın şu beyanında da görülmektedir: “Ey dağlar! Siz de Dâvûd’la birlikte teşbih edin. Ey kuşlar! Siz de!. Bu mânada başka âyetler de vardır. Cansız varlıklarda bilerek konuşma şartına uygun bir hayat ihdası Allah’ın takdirinde olduğuna göre akıl da bu gibi olayların vukuunu imkânsız görmez. En doğrusunu Allah bilir.

      İkincisi, cehenneme gerçek anlamda değil de temsilî mânada olmak üzere Doldun mu? denilir. Cehennem de yine aynı mânada Daha yok mu? diye cevap verir. Ancak temsilî mânada olması da iki şekilde izah edilir. Birincisi, cehennem şayet konuşan, duyan ve bilen bir varlık olsaydı, ona Doldun mu? diye sorardım, o da Daha yok mu? diye cevap verirdi. Bu mânaya göre Allah burada, bütün mahlûkatın kendisine boyun eğip itaat ettiklerini ve emirlerini hemen yerine getirdiklerini haber vermektedir. Bu, “Dünya hayatının aldattığı insanlar” meâlindeki âyeti tefsir ederken bizim söylediğimiz gibidir. Gerçekte dünya, ne söz ve ne de fiil olarak kimseyi aldatmaz, ancak bu cümle, sahip olduğu süsü ve lezzetleri sebebiyle dünyanın şayet aklı ve temyiz gücü olsaydı insanları aldatırdı mânasındadır. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, âyet-i kerîme cehennemin büyüklüğünü ve genişliğini tavsif etmekte, sayılamayacak derecedeki kâfirlerin hepsi orada toplansa bile daha fazlasını da alabileceğini temsilî olarak haber vermektedir. Nitekim Allah Teâlâ başka bir âyette meâlen şöyle buyurmaktadır; Şayet biz bu Kur’ân’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, onu Allah korkusundan titremiş ve paramparça olmuş görürdün”. Aynı şekilde Dünya hayatının aldattığı insanlar” meâlindeki âyet de dünyanın zâhirî güzelliğini ve süsünü nitelemekte, ona bakan insan eğer nihaî akıbeti düşünmese, onun güzelliğine ve süsüne aldanabileceğini ifade etmektedir. Açıklamaya çalıştığımız âyet de bu mânadadır. En doğrusunu Allah bilir.

      Daha yok mu? cümlesi de iki mânaya gelir. Birincisi, bana gelecek kimse kaldı mı? Çünkü ben, başka kimseyi alamayacak derecede doldum. İkincisi, bende daha çok yer var, başka kimse kaldı mı, hepsini alayım, demektir. Çünkü Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmede cehennemi dolduracağını vâdetmektedir; “Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem cinlerle dolduracağım”. İşte cehennem de dolması için Rabb’inden daha fazlasını istemektedir. Bunun en doğrusunu Allah bilir. Bazı müfessirler şöyle dedi: Cehennem daha fazlasını isteyince, Rahmân ayağını cehennemin üzerine koyar, içerdekileri iyice bastırıp sıkıştırır, o kadar ki bir tek kişinin girebileceği kadar bir yer bile kalmaz. Bu konuda Ebû Hureyre vasıtasıyla Hz. Peygamberden (s.a.) gelen bir rivayet varsa da bu doğru değildir, teşbihi bir sözdür. Teşbihin (Allah’ı insana benzetmenin) doğru olmadığı konusunda aklî deliller vardır, bu akli delillere aykırı düşen bütün rivayetlerin reddi gerekir. Ayrıca bu, âyetin açık hükmüne de aykırıdır: "O'na benzer hiçbir şey yoktur". Sonra Müşebbihe'nin dayandığı bu haber, Kurana aykırıdır, çünkü Allah Teâlâ, “Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem cinlerle dolduracağım' buyurmaktadır. Müşebbihe'ye göre ise Allah, cehennem üzerine ayağını koymadığı müddetçe dolmayacaktır. Sonra Dahhâk’ın söylediğine göre onların esas aldığı bu hadis Hammâd b. Seleme’ye dayanmaktadır, bu sırada Hammâd yaşlanmış, aklı karışmıştı, dolayısıyla ondan hadis alınması caiz değildir. Bununla birlikte Enes’in Resûlullah’tan (s.a.) şöyle bir rivayeti vardır: “Allah bir insanı getirir, onu cehenneme atar ve cehennem dolar”. Böyle bir durum muhtemeldir, ama onların rivayet ettikleri değil. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yevme (يَوْمَ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan y-v-m harflerinin asıl manasının, zamanın bir dilimini ve güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi ifade etmekle birlikte, geniş anlamda bir "vakit" ve "hadise zamanı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî yevm kavramını mutlak bir zaman dilimi olarak tanımlar ve ayetteki bağlamda, bu zamanın sıradan bir gün değil, ilahi hesabın ve hükmün kesinleştiği, zamanın ve mekanın değişeceği o özel eskatolojik "an" olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın zaman algısı çerçevesinde analiz eder; buradaki "yevm" ifadesinin tarihsel bir zamandan ziyade, varoluşsal bir kopuşu ve ilahi yargının gerçekleştiği "yargılama gününü" temsil eden semantik bir işaret olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth Mekke dönemi surelerinde bu tür zaman vurgularının, hitabetin tansiyonunu yükselten ve muhatabı hesaplaşma gerçeğiyle yüzleştiren dramatik bir zaman işareti (time-marker) olarak işlev gördüğünü belirtir.

        Nekûlü (نَقُولُ)

        İbn Fâris kelimenin kökenini k-v-l harfleri olarak belirler ve bu kökün asıl manasının harf ve seslerin bir araya gelerek bir manayı dışa vurması, telaffuz edilmesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî kavl kelimesinin zihindeki bir kararın veya iradenin seslendirilmiş hali olduğunu, ayette birinci çoğul şahıs formunda gelen bu fiilin Allah'ın doğrudan hitabını ve cehennem üzerindeki mutlak otoritesini simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın diyalog yapısı içinde inceler; yaratıcı ile yaratılan arasındaki bu "konuşma" eyleminin, ilahi iradenin tecellisini ve cehennemin bir şuur ve kişilik kazanarak bu hitaba muhatap oluşunu ifade eden teolojik bir unsur olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin kullanılmasının, ilahi adaletin tecelli anında her varlığın kendi yerini ve durumunu bir hitap üzerinden kesinleştirmesi anlamına geldiğini vurgular.

        Li-cehenneme (لِجَهَنَّمَ)

        El-Cevâlîkî bu kelimenin Arapça kökenli olmadığını, yabancı dillerden Arapçaya geçmiş (muarreb) isimlerden biri olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik kökenini İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) tabirine dayandırır; bu yer isminin Yahudi ve Hristiyan geleneklerindeki "azap mekanı" anlamının Süryanice üzerinden Arapçaya taşındığını ve Kur'an'ın bu yerleşik terminolojiyi kullandığını savunur. Celaleddin el-Suyuti kelimenin muarreb yapısına dikkat çeker ve farklı dillerdeki kökenlerine dair görüşleri derler. Râgıb el-İsfahânî kelimenin Arapça kökenli olduğu varsayımıyla, çok derin kuyu anlamına gelen "bihrun cehennem" tabiri üzerinden derinlik ve karanlık manasıyla ilişki kurar; ancak terimin teknik bir isim olarak kullanımının daha baskın olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke kelimenin İslam öncesi bölge kültürlerindeki eskatolojik tasavvurlardan ödünç alındığını ve Kur'an'ın ceza terminolojisinde en korkutucu mekanı nitelemek için bu ismi seçtiğini analiz eder.

        İmtele'ti (امْتَلَأْتِ)

        İbn Fâris kelimenin kökü olan m-l-e harflerinin asıl manasının bir boşluğun dolması, bir kabın kapasitesinin sonuna kadar zapt edilmesi ve bir şeyin eksikliğinin giderilmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "imtilâ" eyleminin bir şeyin artık daha fazlasını alamayacak kadar dolması anlamına geldiğini ifade eder; ayette cehenneme yönelik bu sorunun, onun vaat edilen suçlularla dolup dolmadığını ve ilahi tehdidin gerçekleşip gerçekleşmediğini teyit eden bir hitap olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin kullanılmasının, cehennemin sınırlı bir mekan gibi algılanmasına karşın aslında muazzam bir hacme sahip olduğunu ve ilahi vaadin doğruluğunu sorgulatan bir retorik güç barındırdığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu kelimenin, cehennemin doymazlığı ile ilahi gazabın genişliği arasındaki ontolojik bağı simgelediğini analiz eder.

        Tekûlü (تَقُولُ)

        İbn Fâris aynı k-v-l köküne dayanarak bu kelimenin de ses ve mananın dışa vurumu olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî bu fiilin ayette cehenneme nispet edilmesinin, cansız bir varlığın (mekanın) şuur sahibi bir varlık gibi konuşturulması (teşhis/kişileştirme) olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı) Kur'an'daki bu tür edebi kullanımların, manayı zihinde canlandırmak ve cehennemin o andaki "hal"ini dile getirmek için tercih edilen muazzam bir belagat örneği olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu cehennemin bu cevabının, onun ilahi emre mutlak teslimiyetini ve kendi doğasındaki "doymama" özelliğini yansıtan semantik bir unsur olduğunu vurgular. Gabriel Said Reynolds bu konuşma eyleminin, ahiret sahnelerindeki kozmik varlıkların birer şahit ve fail olarak ilahi mahkemeye katılışını simgelediğini analiz eder.

        Mezîd (مَزِيدٍ)

        İbn Fâris kelimenin türediği z-y-d kökünün temel manasının bir şeyin kendi hacmi veya miktarından daha fazlasına ulaşması, artması ve fazlalaşması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "mezîd" kavramının, bir sınırın aşılması ve mevcut olana eklenen fazlalık anlamına geldiğini; ayette cehennemin "daha fazlası var mı?" şeklindeki sorusunda bu artış talebinin veya sorgusunun yer aldığını açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi cehennemin semantik karakteri çerçevesinde inceler; "mezîd" talebinin, cehennemin insandaki hırs ve inkarın bir yansıması olarak "hiçbir zaman doymayan" metafiziksel açlığını ve yutuculuğunu temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, inkar edenlerin dünyadaki sonsuz arzularına ve haddi aşmalarına karşılık, ahirette onları yutacak olan cehennemin de sonsuz bir "daha fazlası" kapasitesine sahip olduğunu gösteren ironik ve dehşet verici bir vurgu taşıdığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X