Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 29. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 29. Ayet

    مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Mâ yubeddelu-lkavlu ledeyye vemâ enâ bizallâmin lil’abîd(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bende söz değişmez ve ben asla kullara zulmetmem.”

      Bende söz değişmez. Bu cümlenin farklı şekillerde yorumlanması mümkündür. Birincisi, değişmez sözü, her birinizin hak etmiş olduğu azabı ve sevabı ve dünyada iken size yapmış olduğum uyarıyı ve vâdi değiştirip onun yerine kâfire karşılık olarak cenneti, mümine de cehennemi vermem söz konusu değildir, demektir. Çünkü daha önce müminlere mükâfat olarak cenneti vereceğimi vâdetmiş, kâfirlere de ceza olarak cehennemi vermekle uyarmıştım. Bende bu vâd ve uyarının hükmü değişmez. İkincisi, Bende söz değişmez cümlesi ile muhtemelen “Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem cinlerle dolduracağım” meâlindeki âyette belirtilen mâna kastedilmiştir. Üçüncüsü, cenneti ve orada ebedî kalmayı gerektiren fiilin gayba iman olduğu hükmü değişmez anlamına gelebilir. Nitekim Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “İşte görmediği halde Rahmân’dan çekinen ve tamamen Rabb’ine dönük bir kalp ile gelen kimseye vâdedilen cennet!” Hakikati gördükten sonraki imanın ise hiç faydası olmayacaktır. Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurmuştur: “Azabımızı gördüklerinde artık inanmaları kendilerine fayda vermeyecektir”. Ben asla kullara zulmetmem. Yani akıl ve hikmet, küfür ve şirkle gelene azap edilmesini gerektirir, onlara azap etmemek de anlamsız olur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yübeddelü (يُبَدَّلُ)

        İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan b-d-l harflerinin asıl manasının, bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek, bir nesneyi yerinden çıkarıp yerine başkasını koymak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "tebdîl" eyleminin ya bir şeyin bizzat kendisini ya da sadece niteliklerini değiştirmek anlamına geldiğini belirtir; ayetteki "mâ yübeddelü" (değiştirilmez) ifadesinin, ilahi hükmün, verilen kararın veya önceden ilan edilen ceza uyarısının artık hiçbir şekilde geri alınmayacağını ve başkasıyla takas edilmeyeceğini vurguladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti bu kelimeyi Allah'ın ezelî kelamı ve takdiri çerçevesinde ele alarak, söylenen sözün değişmesinin ilahi bilgide bir eksiklik veya sonradan fark etme anlamına geleceğini, bunun ise Allah için muhal olduğunu, dolayısıyla bu ifadenin ilahi kemalin bir gereği olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi ilahi kelamın ontolojik sarsılmazlığı bağlamında inceler; "tebdîl" eyleminin beşeri irade için mümkün olduğunu ancak Allah'ın sözü söz konusu olduğunda, bu sözün bir kez sadır olduktan sonra mutlak bir gerçeklik kazandığını ve hiçbir gücün bu hükmü değiştiremeyeceğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin pasif formda gelmesine dikkat çekerek, hükmün artık kesinleşmiş bir kanun niteliği kazandığını ve pazarlık veya tartışma zemininden tamamen çıktığını ifade eder.

        el-kavlü (الْقَوْلُ)

        İbn Fâris kelimenin kökünü k-v-l olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının harf ve seslerin bir araya gelerek bir manayı dışa vurması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî kavl kelimesinin zihindeki bir fikrin dile dökülmüş hali olduğunu, ayette ise bu kelimenin Allah'ın önceden verdiği hükmü veya kıyamet ve ceza uyarısını temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu "kavl" kavramının Kur'an'ın yaratıcı kelam ve hükümranlık semantiğindeki yerine değinir; burada kastedilenin sadece bir cümle değil, ilahi iradenin bir sonucu olan ve geri dönüşü imkansız olan nihai yargı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç kelimenin bağlamındaki hukuki kesinliğe işaret ederek, "el-kavl"in burada artık tartışması bitmiş, infaz aşamasına gelmiş mutlak ilahi yasayı simgelediğini analiz eder.

        ledeyye (لَدَيَّ)

        İbn Fâris kelimenin kökünü l-d-y olarak tespit eder ve bu kökün asıl manasının bir şeyin bizzat yanı, tarafı ve huzuru olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "ledey" kelimesinin bir şeyin o andaki kesin mevcudiyetini ve ayrılmaz yakınlığını temsil ettiğini belirtir; ayette bu kelimenin Allah'a nispet edilmesinin, verilen hükmün bizzat mutlak otoritenin huzurunda gerçekleştiğini ve hiçbir dış müdahalenin mümkün olmadığını vurguladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, yargılamanın doğrudan ilahi denetim altında ve sarsılmaz bir şeffaflıkla yapıldığını gösteren mekânsal ve teolojik bir kesinlik taşıdığına dikkat çeker.

        bi-zallâmin (بِظَلَّامٍ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan z-l-m harflerinin asıl manasının bir şeyi kendisine ait olmayan bir yere koymak ve aydınlığın zıddı olan karanlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "zallâm" kelimesinin mübalağa ifade eden bir kalıp olduğunu, ancak ayetteki olumsuzlama ile birlikte kullanıldığında, Allah'ın kullarına karşı hiçbir şekilde, en ufak bir zulme bile tenezzül etmeyeceğini ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti Arap dil kurallarına göre mübalağa kalıbının nefyedilmesinin, fiilin hem çokluğunu hem de azlığını ortadan kaldırdığını belirtir; yani Allah'ın hiçbir şekilde zulmedici olmadığını vurgular. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi ilahi adaletin mutlaklığı çerçevesinde değerlendirir; zulmün Allah için ontolojik olarak imkansız olduğunu, bu formdaki reddedişin ilahi karakterin her türlü adaletsizlikten mutlak anlamda arınmış olduğunu vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu nitelemenin, verilen ağır cezanın bir zulüm değil, bilakis insanın kendi eylemlerinin adil bir karşılığı olduğunu ispatlayan bir vurgu taşıdığını belirtir.

        li-l-abîdi (لِلْعَبِيدِ)

        İbn Fâris kelimenin türediği a-b-d kökünün temel manasının yumuşaklık, boyun eğme ve itaat etmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî "abîd" kelimesinin "abd" kelimesinin çoğulu olduğunu ve Allah'ın tüm kullarını, yaratılmışlık ve O'na muhtaçlık noktasındaki ortak statülerini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Arthur Jeffery kelimenin etimolojisini Samî diller ailesindeki ebed veya abdâ köklerine dayandırarak, bunun efendiye mutlak bağlılığı olan kişiyi nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu bu kelimenin Kur'an'ın "Rabb-Abd" hiyerarşisindeki önemine dikkat çeker; Allah'ın bu hiyerarşik üstünlüğüne rağmen kullarına karşı adaletli davranmasının, O'nun ilahi sıfatlarının bir tecellisi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar bu kelimenin seçilmesinin, insanın ne kadar güçlü veya kibirli olursa olsun nihayetinde ilahi otorite karşısında bir kul hükmünde olduğunu ve bu statünün gereği olarak adil bir yargılamaya tabi tutulduğunu gösterdiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X