مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُر۪يبٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 25. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: iyiliği engelleme, saldırganlık, şirk, şiddetli azap, kaf 25, kaf suresi, şüphe, kaf suresi 25. ayet
-
"İyiliği engelleyen, hak tanımayan, insanları şüpheye düşüreni.”
Hayrı engelleyen sözü iki mânaya gelir. Birincisi, hayra gitmeye engel olan, yani başkasının tevhidi ve hakkı kabul etmesini engelleyen. İkincisi, malından ve canından vermesi gereken elindeki hakları vermeyen demektir. Bazı müfessirler şöyle dedi: Burada Velîd b. Muğîre el-Mahzûmî kastedilmiştir. Ancak bu hal, her kâfirin âdetidir. Nitekim bir âyette Allah şöyle buyurmaktadır: “Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz”. Dolayısıyla âyeti tek kişiye tahsis etmenin anlamı yoktur. Hak tanımayan ve insanları şüpheye düşüreni. Âyetin metninde geçen “mu‘tedin” (مُّعْتَدٍ) kelimesi tecavüz etmek mastarından gelir, Allah’ın sınırlarını aşan kimse anlamındadır. “Murîb” de şüpheci ve fesat mânasına gelir, dolayısıyla içinde şüphe ve fesat bulunan kişiyi ifade eder. Sonra, vasıfları verilen bu insanı Allah şöyle nitelemektedir: (Kaf, 26)
Yorumu Yorumla
-
Mennâin (مَنَّاعٍ)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan m-n-a harflerinin asıl manasının, bir şeyin yapılmasını engellemek, birine bir şeyi vermemek ve yasaklamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "mannâ'" formunun mübalağa (abartı) ifade ettiğini, bunun sadece bir kez engelleyen değil, huyu gereği sürekli engelleyen ve cimrilikte aşırıya kaçan kimseyi nitelediğini açıklar. Ayetteki bağlamda bu kelimenin, hem maddi rızkın (zakat, sadaka) başkalarına ulaşmasına mani olan hem de insanların İslam'a girmesini engellemeye çalışan inatçı bir karakteri tasvir ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu bu terimi Kur'an'ın sosyal ahlak sistemi içinde inceler; "mannâ'" tipolojisinin, Cahiliye döneminin kabilevi bencilliğini ve servet biriktirme hırsını temsil ettiğini, bu kişinin ilahi hayrın akışını keserek toplumsal ve manevi bir tıkanıklığa sebep olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu sıfatın, Mekke aristokrasisinin zayıflara yardımı reddeden ve peygamberin davasını boğmaya çalışan katı tutumunu etimolojik bir vurguyla deşifre ettiğini belirtir.
li-l-Hayri (لِلْخَيْرِ)
İbn Fâris kelimenin türediği h-y-r kökünün temel manasının bir şeyi diğerine tercih etmek, üstün tutmak ve rağbet edilen şey olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "hayr" kavramının akıl, adalet, fazilet ve faydalı olan her türlü maddi-manevi nimeti kapsadığını belirtir; ayetteki kullanımın hem "mal ve servet" gibi dünyevi iyilikleri hem de "iman ve hidayet" gibi en yüce hayrı içine aldığını, inkarcının ise her iki tür hayra da düşmanlık ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin semantik dönüşümüne dikkat çeker; İslam öncesinde daha çok kabile şerefi ve maddi zenginlik anlamında kullanılan bu kelimenin, Kur'an'da mutlak "İyi" ve "İlahi Rıza" merkezli yeni bir etik değer kazandığını vurgular. Theodor Nöldeke bu kelimenin Sami dillerindeki yaygınlığına değinerek, hayır kavramının Kur'an'ın hitap ettiği toplumda en yüksek sosyal ve dini değerleri temsil eden ortak bir terim olarak konumlandığını ifade eder.
Mu'tedin (مُعْتَدٍ)
İbn Fâris kelimenin kökü olan a-d-v harflerinin asıl manasının sınırı aşmak, haksızlık etmek, birine karşı saldırganlaşmak ve koşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "i'tidâ" eyleminin, hem beşeri ilişkilerde adaletten sapmak hem de ilahi sınırları (hududullah) çiğnemek anlamına geldiğini ifade eder; ayetteki "mu'ted" sıfatının, başkalarının haklarına tecavüz eden, zulmü bir yaşam biçimi haline getiren ve fıtratın sınırlarını zorlayan taşkın bir kişiliği nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kavramı "takva" (sınırları koruma) kavramının tam zıddı olarak konumlandırır; "mu'ted" kişinin kendi egosunu tanrılaştırarak hiçbir ahlaki ve hukuki barajı tanımayan "cebbar" bir karakter olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, dönemin inkarcı elitlerinin peygambere ve müminlere karşı uyguladıkları fiili baskı ve haksızlıkları etimolojik olarak karşıladığını belirtir.
Murîbin (مُرِيبٍ)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan r-y-b harflerinin temel anlamının, kalbi huzursuz eden şüphe, kuşku ve kaygı durumu olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "rayb" kavramının sıradan bir şüpheden farklı olarak, içinde kötü niyet barındıran ve insanı sarsan bir tereddüt hali olduğunu, "murîb" kelimesinin ise hem kendisi derin bir kuşku içinde olan hem de başkalarının zihnini bulandıran kimseyi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın epistemolojik sisteminde inceler; "murîb" tipinin, kalbi sükunete erdiren imana (yakin) karşı sürekli bir huzursuzluk ve inkarcı bir kuşku ürettiğini, bu durumun ahlaki bir kararsızlık değil, hakikati bilinçli olarak bulandırma eylemi olduğunu vurgular. Theodor Nöldeke kelimenin ifade ettiği "kuşku" duygusunun, sadece zihinsel bir süreç değil, kişinin dini otoriteye karşı geliştirdiği kronik bir güvensizlik ve direnç hali olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu sıfatın, vahyin getirdiği gerçekleri ciddiye almayıp onları sürekli bir istihza ve şüphe konusu yapan alaycı inkarcı zihniyeti tasvir ettiğine dikkat çeker.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla