Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 24. Ayet

    اَلْقِيَا ف۪ي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَن۪يدٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elkiyâ fî cehenneme kulle keffârin ‘anîd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "(Ve şu emir gelir:) Atın cehenneme her inatçı kâfiri!”

      Buradaki atın emrinin tesniye (ikil) olarak gelmesi, bu emrin muhatabının muhtemelen “Her şahıs, yanında bir sevkedici, bir de şahitle gelir” meâlindeki âyette ifade buyurduğu üzere, insanı sevkeden ve ona şahitlik yapan olmak üzere iki kişi olması muhtemeldir, böylece âyetteki tesniye sîgasıyla gelen emir sözü edilen iki meleğe verilmiş demektir. Bu hitapla, âyette arkadaş diye bahsedilen meleğin kastedilmiş olması da muhtemeldir: “Arkadaşı (melek), işte hep beraber olduğum şahıs burada, der”. Fiilin “elkıyâ” (أَلْقِيَا) diye tesniye olarak zikredilmesinin ise iki sebebi olabilir. Birincisi, söylendiğine göre Araplar, tekili ve çoğulu kastettikleri zaman fiili tesniye kullanırlarmış. İkincisi, bazıları şunu söyledi: “Elkıyâ” diye tesniye zikredilmesi, at, at! diye tekit anlamındadır. Nitekim bir âyette Allah Teâlâ, tehdit ve kötüleme anlamında olmak üzere “Bu size söylenenler gerçek olmaktan çok çok uzak!” buyurmuştur. Övgü anlamında da yine tekit mânasına gelmek üzere “Buh! Buh!” (بخ بخ) denilir. En doğrusunu Allah bilir. Her inatçı kâfiri. Muhtemelen kâfir sözüyle kastedilen, Allah’ın nimetlerine nankörlük yapan herkestir, çünkü o teşekkürünü Allah’tan gayrısına yapmıştır. Yahut Allah’ın birliğini inkâr eden ve O’ndan başkasına tanrı diyen her kâfir kastedilmiştir. İnatçı kelimesine bazıları şöyle bir mâna verdi: Karşı durmakta son hadde varan, şiddetle muhalefet eden kimse. Fiil “anede, ya‘nidü, unûden” (عَنَدَ، يَعْنِدُ، عُنُودًا) diye kullanılan kökten gelir. Bu kelimeye, kendi nefsine karşı âdil davranmayan mânası verildiği gibi gerçek ortaya çıktıktan sonra da büyüklenen ve inat eden kimse mânası da verilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Elkiyâ (أَلْقِيَا)

        İbn Fâris kelimenin kökünü l-k-y olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının bir şeyin bir yere varması, ulaşması veya bir hedefe doğru atılması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "ilkâ" eyleminin bir nesneyi elden çıkarmak veya bir yere bırakmak anlamına geldiğini belirtir; ayetteki ikil (tesniye) formun, daha önce zikredilen "sâik" ve "şehîd" isimli iki görevli meleğe hitap ettiğini ve suçluların cehenneme atılması yönündeki kesin ilahi emri temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu emir kipinin Kur'an'ın eskatolojik yargılama sahnesindeki dramatik ve nihai otoriteyi simgelediğini analiz eder; "ilkâ" fiilinin burada pasif bir düşüşten ziyade, ilahi bir hükmün infazı olarak aktif bir fırlatma ve mahkûm etme eylemi barındırdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin kullanımını tahlil ederken, hitabın iki meleğe yönelik olmasının ilahi adaletin teşrifatına ve infazın sistemli bir şekilde gerçekleştirileceğine dair bir vurgu barındırdığına dikkat çeker.

        Cehennem (جَهَنَّمَ)

        El-Cevâlîkî bu kelimenin Arapça kökenli olmadığını, yabancı dillerden Arapçaya geçmiş (muarreb) isimlerden biri olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik kökenini İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) tabirine dayandırır ve bu yer isminin zamanla dini literatürde ebedi azap mekanını ifade eden teknik bir terime dönüştüğünü, Süryanice ve Aramice kanalıyla Arapçaya geçtiğini savunur. Celaleddin el-Suyuti kelimenin yabancı kökenli (muarreb) olduğuna dair dilbilimsel görüşleri derleyerek aktarır. Râgıb el-İsfahânî kelimenin Arapça kökenli olduğu varsayımı üzerinden gidildiğinde, "c-h-m" (derinlik, karanlık ve alevin şiddeti) köküyle ilişkili olabileceğini, özellikle çok derin kuyu anlamındaki "bihrun cehennem" tabiriyle bağlantı kurulduğunu belirtmekle birlikte, yaygın olan yabancı köken kanaatine de işaret eder. Theodor Nöldeke bu terimin İslam öncesi Yahudi-Hristiyan eskatolojik tasavvurlarından Arapçaya taşınan ve Kur'an'ın ceza terminolojisinde merkezi bir yer edinen ödünç bir kelime olduğunu analiz eder.

        Küll (كُلَّ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan k-l-l harflerinin asıl manasının kuşatmak, bütünlemek ve cüzlerin toplamını ifade etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu kelimenin bir türün veya bir grubun tüm fertlerini kapsayan istisnasız bir genelleme (istiğrak) bildirdiğini ifade eder; ayette "keffâr" ve "anîd" sıfatlarını taşıyan hiçbir bireyin bu hükmün dışında kalmayacağını vurgulayan hukuki bir kapsayıcılık sunduğunu açıklar.

        Keffâr (كَفَّارٍ)

        İbn Fâris kelimenin türediği k-f-r kökünün temel manasının bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî "keffâr" formunun mübalağa (abartı) ifade ettiğini, bunun sadece inkar eden değil, inkarında aşırı giden, hakikati örtmekte inat eden ve ilahi nimetlere karşı mutlak bir nankörlük içinde olan kimseyi nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu bu kelimenin semantik evrimini analiz eder; "kâfir" kelimesinin daha yoğun ve karakterize olmuş bir formu olan "keffâr"ın, Kur'an'da yerleşik bir küfür tipolojisini, yani sistemli ve saldırgan bir inkar modelini temsil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery kelimenin dini bir terim olarak inkar anlamında kullanılmasında, Aramicede dini reddetmek manasına gelen aynı köklü kelimelerin tarihsel etkisine dikkat çeker.

        Anîd (عَنِيدٍ)

        İbn Fâris kelimenin kökü olan a-n-d harflerinin asıl manasının yoldan sapmak, doğrudan uzaklaşmak ve hakikate karşı direnç göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "anîd" kavramını, gerçeği bilmesine rağmen ona boyun eğmeyen, kibrinden dolayı haktan yüz çeviren ve inatla batılda direnen kimse olarak tanımlar; ayette bu sıfatın "keffâr" ile birlikte zikredilmesinin, inkarın sadece bir bilgi eksikliği değil, iradi bir inat ve ahlaki bir sapma olduğunu vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin psikolojik boyutunu inceleyerek, bunun tipik bir "cahiliye" tutumu olduğunu, kişinin kendi egosu ve kabilevi kibri yüzünden ilahi otoriteyi tanımaya karşı gösterdiği sert ve uzlaşmaz direnci (inâd) temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, muhatabın hakikat karşısındaki saldırgan tutumunu ve mantıklı bir gerekçesi olmaksızın sergilediği kronik muhalefeti tasvir ettiğini detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X