Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 23. Ayet

    وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kâle karînuhu hâżâ mâ ledeyye ‘atîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Arkadaşı (melek), 'İşte hep beraber olduğum şahıs burada', der!"

      Bu sözü, insanın başında gözetleyici olan melek söyler ve şunu der: Peygamberleri inkâr etmek, kötülükler yapmak gibi onun bütün işlerine dair bilgiler benim yanımdadır. Bu sözle, koruyucu meleklerin onun aleyhindeki şahitliği kastedilmiş gibidir. Amelleri yazan ve saklayan meleklere sorulan soru üzerine bunu söylemiş olmaları da muhtemeldir, soru üzerine her melek şunu söyler: İşte hep beraber olduğum şahıs burada. Yani bunları yapan kişi burada, yaptıkları da yanımdadır, muhafaza edilmiştir, çünkü yaptıklarını yazdığım kitap yanımdadır. Sonra, Arkadaşı şöyle dedi cümlesi, herkesin amellerini yazan meleğin tek bir kişi olduğu mânasına gelebilir. Çünkü Allah her ne kadar daha önce iki melek olduğunu söylediğimiz âyette “İki alıcı (yaptığını) alıp kaydederken” buyurmuş ise de burada “İnsanın iki arkadaşı” dememiştir. Dolayısıyla “iki alıcı” ifadesi, meleklerden birinin yazım işini üstüne almış olması, diğerinin de şahitlik yapması mânasına gelebilir. Ancak, “Değerli yazıcılar var, onlar yaptığınız her şeyi biliyorlar” meâlindeki âyete göre her iki meleğin yazmış olmaları da muhtemeldir. Açıklamaya çalıştığımız âyette ise her ikisi de aynı görevi yürüttüğü için tekil olarak Arkadaşı şöyle dedi buyurmaktadır. Nitekim daha önce “Sağında solunda oturmuş iki alıcı” mealindeki âyette bu hususa işaret etmiştik, yani o ikisinden her biri insanın sağında ve solunda oturmuştur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris kelimenin kökenini k-v-l harfleri olarak belirler ve bu kökün asıl manasının bir sesi dışarı çıkarmak, konuşmak ve ifade etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu fiilin bir sözün telaffuz edilmesini karşıladığını, ayette ise bu konuşma eyleminin ilahi mahkemedeki bir "şehadet" ve "beyan" niteliği taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu "kâle" fiilini Kur'an'ın diyalog yapısı içinde inceler; bu fiilin eskatolojik sahnelerde sadece bir bilgi aktarımı değil, geri dönülemez bir hukuki ilanı ve varoluşsal bir kesinliği mühürlediğini analiz eder.

        Karînuhu (قَرِينُهُ)

        İbn Fâris kelimenin türediği k-r-n kökünün temel manasının bir şeyi bir şeye yaklaştırmak, birleştirmek ve iki şeyi birbirine bağlamak olduğunu; iki şeyin bir araya gelmesiyle oluşan her türlü bitişikliğin bu kökten geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî karîn kelimesinin, bir kimseden hiç ayrılmayan, onunla sürekli beraber olan "eş" ve "yakın arkadaş" anlamına geldiğini açıklar; ayette ise insana dünyada eşlik eden ve amellerini kaydeden görevli meleği nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu "karîn" kavramını semantik bir ilişki terimi olarak ele alır; insanın dünyadaki her anını onunla birlikte geçiren, bu yüzden onun hakkında mutlak bir tanıklık gücüne sahip olan metafiziksel bir "gölge" varlığın, hesap gününde somut bir "şahit" olarak ortaya çıkmasını bu kelime üzerinden analiz eder. Arthur Jeffery kelimenin etimolojisini incelerken, Süryanice ve İbranicede aynı kökten gelen ve "arkadaş, yoldaş" anlamına gelen kelimelerle olan kökensel bağına dikkat çeker; kelimenin Kur'an'da teknik bir "yoldaş/şahit" anlamı kazandığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, insanın en mahrem anlarına vakıf olan ve mahşerde ondan ayrılmayan bir "nezaretçi" imgesi sunduğunu, bu yakınlığın kaçınılmaz bir hesap verme sürecinin sembolü olduğunu vurgular.

        Hâzâ (هَذَا)

        İbn Fâris bu kelimenin h-z-e işlevi taşıyan bir işaret zamiri olduğunu, "hâ" tenbih (uyarma) edatı ile "zâ" işaret isminin birleşmesinden oluştuğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu kelimenin, hazırda bulunan ve açıkça görülen bir şeye işaret etmek için kullanıldığını; ayette melek tarafından sunulan kayıtların veya insanın durumunun artık inkar edilemez bir açıklıkla ortada olduğunu vurguladığını açıklar.

        Ledeyye (لَدَيَّ)

        İbn Fâris kelimenin kökenini l-d-y olarak belirler ve bu kökün asıl manasının bir şeyin yanı, tarafı ve mevcudiyet alanı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî ledey kelimesinin "ınd" (yanında) kelimesinden daha dar ve daha bitişik bir yakınlığı, bir şeyin o andaki kesin mevcudiyetini temsil ettiğini belirtir; ayette meleğin "yanımda hazırdır" diyerek sunduğu belgenin somutluğunu bu kelimeyle karşıladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, hiçbir gecikme ve eksiklik olmaksızın, hükmün verilmesi için gereken her türlü verinin o anda ve orada hazır bulunduğunu ifade eden mekânsal ve zamansal bir kesinlik taşıdığına dikkat çeker.

        Atîd (عَتِيدٌ)

        İbn Fâris kelimenin türediği a-t-d kökünün temel manasının bir şeyin hazırlanması, teçhiz edilmesi ve her an kullanılabilir durumda saklanması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî atîd kavramını, gerçekleşmesi için hiçbir engel kalmamış, bütün hazırlıkları tamamlanmış ve beklemeye alınmış olan "hazır" şey olarak tanımlar; ayette meleğin elindeki kaydın artık değişmez bir formda, hükme amade olduğunu ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin eskatolojik bir terim olarak; hiçbir bilginin zayi edilmediğini ve her şeyin ilahi mahkemeye eksiksiz bir dosya olarak sunulduğunu anlatan teknik bir mühür olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk kelimenin hazırlanmışlık vurgusunu öne çıkararak, bunun insanın dünyadayken hafife aldığı eylemlerinin, ahirette nasıl somut ve kaçınılmaz bir paket halinde önüne konulacağını gösteren bir ifade olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X