Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 22. Ayet

    لَقَدْ كُنْتَ ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَـكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَد۪يدٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lekad kunte fî ġafletin min hâżâ fekeşefnâ ‘anke ġitâeke febesaruke-lyevme hadîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "(Ona şöyle seslenilir:) Sen bu konuda tam bir gaflet içindeydin, artık gözünden perdeni kaldırdık, şimdi gözün keskindir.”

      Ahirette Gözlerden Perdelerin Kaldırılması

      Cenâb-ı Hak burada şunu söylemektedir: Sen bugün gözlerinle görmüş olduğun tablodan dünyada iken gaflet içinde idin yahut bugün gördüğün zorluklardan ve korkulardan dünyada uyarılmıştın, fakat tam bir gaflette idin. Artık gözünden perdeni kaldırdık. Yani bilginin oluşmasına ve gerçeğin görülmesine engel olan şüpheleri kaldırdık. Şimdi gözün keskindir, yani gözün açıldı, son derece keskin hale geldi, artık gerçeği görüyor. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: “Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün öyle bir işitirler ve öyle bir görürler ki!”. Âyette geçen “hadîd” kelimesinin, son derece keskin, kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan mânasına geldiği söylenmiştir. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak sanki şunu murat etmektedir: Sen dünyada iken böyle bir güne kavuşacağından ve bu duruma düşeceğinden habersizdin, gaflette olduğun bu gerçeği şimdi gözlerinle gördün ve hakikati anladın. Allah Teâlâ başka bir âyette meâlen şöyle buyurur: “Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz! Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan beyan göreceksiniz”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Gafletin (غَفْلَةٍ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan g-f-l harflerinin asıl manasının bir şeyi terk etmek, bir şeye karşı dikkati ve özeni yitirmek, onu unutmak veya önemsememek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî gaflet kavramını, bir şeyin insanın hafızasında veya bilgisinde olmasına rağmen, dikkatsizlik ve boş vermişlik sebebiyle o şeyin farkında olunmaması hali olarak tanımlar; ayetteki kullanımın, dünya hayatının süslerine dalarak ahiret gerçeğini ve sorumluluklarını kasten veya ihmalkarlıkla görmezden gelme halini yansıttığını açıklar. Toshihiko Izutsu gaflet kavramını Kur'an'ın ontolojik sistemi içinde inceler; bu terimi ilahi hakikatlere karşı duyarsız kalan, dünyevi hayatın dar sınırlarına hapsolmuş "cahiliye" zihniyetinin temel bir karakteristiği olarak görür. Ona göre buradaki gaflet, insanın kendi varoluşsal sonuna dair yaşadığı derin uykuyu ve hakikati perdeleyen psikolojik bir engeli ifade eder. Mustafa Öztürk bu kelimenin, insanın dünyadayken sadece görünen yüzle (zâhir) yetinip, olayların arka planındaki ilahi tasarımı ve hesabı ıskalayan sığ algı biçimine işaret ettiğini vurgular.

        Fekeşefnâ (فَكَشَفْنَا)

        İbn Fâris kelimenin kökü olan k-ş-f harflerinin asıl manasının, bir şeyin üzerindeki örtüyü kaldırmak, onu açığa çıkarmak ve gizli olanı görünür kılmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî keşf eylemini, bir engelin ortadan kaldırılmasıyla hakikatin müşahede edilmesi olarak tanımlar; ayette bu fiilin doğrudan ilahi bir müdahale olarak sunulduğunu ve ölümle birlikte insanın gözündeki perdelerin bir anda parçalanarak kaldırılmasını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi epistemolojik bir devrim olarak analiz eder; keşf eyleminin gerçekleşmesiyle birlikte insanın dünyevi kısıtlı algısının sona erdiğini, "gayb" (görünmeyen) olanın artık "şehadet" (görünen) haline geldiğini, bu dönüşümün geri dönüşü olmayan mutlak bir yüzleşme anı olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk bu fiilin, insanın inkar ettiği gerçeklerin artık reddedilemeyecek kadar net bir şekilde önüne serilmesi anlamına geldiğini, keşfin bir anlamda hakikatin çıplaklığıyla karşılaşmak olduğunu ifade eder.

        Gıtâeke (غِطَاءَكَ)

        İbn Fâris kelimenin türediği g-t-v kökünün temel manasının bir şeyi örtmek, gizlemek, bürümek ve kapatmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî gıtâ kavramını, bir nesnenin veya gerçeğin görünmesine mani olan her türlü fiziksel veya manevi perde, kılıf ve örtü olarak tanımlar; ayette bu kelimenin insana izafe edilmesinin (senin örtün), insanın kendi algı dünyasının yarattığı ve gerçeği görmesini engelleyen ön yargılarını, dünyevi hırslarını ve duyusal sınırlarını simgelediğini açıklar. Mustafa Öztürk bu örtünün aslında insanın kendi elleriyle ördüğü bir inkar ve gaflet perdesi olduğunu, ölüm anında bu sübjektif perdenin yerle bir edilerek nesnel gerçekliğin ortaya çıktığını vurgular.

        Febasaruke (فَبَصَرُكَ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan b-s-r harflerinin asıl manasının görmek, bilmek, bir şeyin künhüne vakıf olmak ve açıklık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî basar kelimesinin hem fiziksel gözü hem de kalpteki görme yetisi olan basireti kapsadığını ifade eder; ayetteki kullanımın, ölüm ötesi alemde insanın görme ve idrak etme kabiliyetinin en üst düzeye çıktığını, artık hiçbir şüphe ve karanlığın kalmadığını gösterdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu Kur'an'ın semantik haritasında görme fiilinin ilimle (bilgiyle) doğrudan ilişkili olduğunu, burada basarın artık dünyadaki gibi yanılsamalara açık bir organ değil, mutlak gerçeği doğrudan ve eksiksiz yakalayan ilahi bir tanıklık aracına dönüştüğünü analiz eder.

        Hadîdün (حَدِيدٌ)

        İbn Fâris kelimenin kökü olan h-d-d harflerinin temel anlamının sertlik, keskinlik, sınır ve engelleme olduğunu ifade eder; demirin de sertliği ve keskinliği sebebiyle "hadîd" olarak isimlendirildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî hadîd kelimesinin kılıcın keskin ağzı için kullanıldığını, burada ise insanın görme yetisinin (basar) niteliği olarak zikredildiğini açıklar. Bu bağlamda, gözün artık en ince detayları bile kesip atan bir kılıç gibi keskinleştiğini, engelleri delip geçtiğini ve en gizli gerçekleri bile görebilecek bir güce ulaştığını belirtir. Toshihiko Izutsu hadîd kelimesinin demir ile olan kökensel bağına dikkat çekerek, buradaki keskinliğin sadece görsel değil aynı zamanda sarsıcı ve delici bir kesinlik barındırdığını ifade eder. Ona göre bu, bir daha körelmeyecek, hiçbir şüphenin gölgeleyemeyeceği mutlak ve sert bir gerçeklik algısıdır. Celaleddin el-Suyuti tefsir geleneğindeki yorumları aktararak, bu kelimenin o gün insanın görme gücünün önündeki tüm kısıtlamaların kalktığını ve bakışının en uzak noktaları dahi kuşatacak bir keskinlik kazandığını simgelediğini belirtir. Mustafa Öztürk bu keskinliğin, insanın dünyadayken burun kıvırdığı veya imkansız gördüğü her şeyin artık tartışmasız bir gerçeklik olarak gözünün içine girmesi olduğunu, bu görme eyleminin kaçınılmaz ve acı verici bir netlik taşıdığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X