Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 21. Ayet

    وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَه۪يدٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve câet kullu nefsin me’ahâ sâ-ikun ve şehîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Her şahıs, yanında bir sevkedici, bir de şahitle gelir.”

      Sevkedici ve Şahit

      Bazıları şöyle dedi: Sevkedici, insanın ruhunu alıp götürendir, Şahit de insanın amelini muhafaza edendir. Bazıları da şöyle dedi: Sevkedici, insanın kötülüklerini yazan melektir. Şahit de insanın iyiliklerini yazan melektir. Şöyle de söylendi: Sevkedici, kâfirleri mahşere götüren ateştir, Şahit de insanın dünyada iken yapmış olduğu amelidir. Şu da söylenmiştir: Sevkedici, yazıcı meleklerdir, Şahit de insanın kendi organlarıdır. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: "O ceza gününde dilleri, aleyhlerine tanıklık edecektir". Bu meselenin aslı şu âyetlerde ifade buyurulmaktadır: “Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevkedilecek..”, “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da gruplar halinde cennete sevkedilecek... Cenâb-ı Hak insanların iki grup halinde sevkedileceğini haber vermekte ve kâfirler hakkında meâlen şöyle buyurmaktadır: “(Allah, görevlilere buyurur:) Toplayın o zâlimleri ve onların yoldaşlarını; hepsini cehennemin yoluna sürün!”. Başka bir âyette de şöyle buyurur: “Allah düşmanlarının ateşe doğru sevkedilecekleri gün”. Sevkeden, melektir, o emredildiği üzere insanları cennete veya cehenneme sevkeder. Şahit de amellerimizi yazan, âhirette şahitlik edecek olan, şayet kötülük yapmışsak kötü diye, iyilik etmişsek iyi diye tanıklık edecek olan meleklerdir. Her ne kadar müfessirlerin söyledikleri muhtemel olsa da Allah, murat ettiği mânanın gerçeğini en iyi kendisi bilir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        câet (جاءت)

        İbn Fâris kelimenin kökünü c-y-e olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının bir yerden bir yere varmak, ulaşmak ve ortaya çıkmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî bu fiilin geliş eylemini karşıladığını, ayette her bir nefsin (insanın) mahşer meydanına ve hesap gününe ulaşmasını, kaçınılmaz bir varışı temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin Kur'an'daki eskatolojik kullanımını analiz ederken, bu "gelme" eyleminin insanın iradesi dışında gerçekleşen, ilahi takdirin vuku bulduğu o kesin anı simgelediğini vurgular. Angelika Neuwirth bu fiilin Kur'an'ın hesap günü tasvirlerinde dramatik bir geçiş noktası olduğunu, belirsizliğin bitip mutlak yüzleşmenin başladığı anı temsil ettiğini belirtir.

        küllü (كل)

        İbn Fâris kelimenin kökünü k-l-l olarak tespit eder ve bu kökün bir şeyi bütünüyle kuşatmak, kapsamak ve toplamak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu kelimenin istisnasız bir bütünü ifade ettiğini, ayette zikredilen "her bir nefis" ifadesiyle hiçbir insanın bu yargılama sürecinden ve beraberindeki görevli meleklerden muaf tutulmayacağının altını çizdiğini açıklar.

        nefsin (نفس)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan n-f-s harflerinin asıl manasının bir şeyin özü, hakikati, canı ve nefes olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî nefs kelimesinin burada insanın bizatihi kendisini, bilinçli ve sorumlu varlığını ifade ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı) Kur'an'ın insan tasavvurunda "nefs" kavramının, yaptıklarından hesaba çekilecek olan ahlaki ve hukuki şahsiyeti temsil ettiğini, ayette de bu bireysel sorumluluk vurgusunun ön planda olduğunu analiz eder.

        maahâ (معها)

        İbn Fâris kelimenin kökünü m-a olarak belirler ve bu kökün beraberlik, eşlik etme ve ayrılmama anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî bu kelimenin mekansal veya zamansal bir birlikteliği nitelediğini, ayette ise nefse (insana) o dehşetli günde eşlik edecek olan meleklerin varlığını ve insanın asla yalnız bırakılmayacağını simgelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu beraberliğin, insanın her an denetim altında tutulduğunu gösteren bir "şahitlik ve nezaret" ilişkisi olduğunu belirtir.

        sâikun (سائق)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan s-v-k harflerinin asıl manasının bir şeyi arkasından itmek, sevk etmek ve hedefe doğru sürmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî sâik kavramını, bir varlığı gitmesi gereken yere doğru zorlayan veya yönlendiren güç olarak tanımlar; ayette her nefsi mahşer yerine götüren görevli meleği nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin eskatolojik dramadaki işlevine dikkat çekerek, insanın o gün kendi iradesiyle değil, ilahi bir sevk (siyâkat) ile mecburiyet altında hareket ettiğini, sâik kelimesinin bu kaçınılmaz sürüklenişi ve denetimi tasvir ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk kelimenin "sürücü" anlamını vurgulayarak, bu meleğin insanın kaçmasına veya geri dönmesine izin vermeyen bir disiplin ve otorite figürü olarak sunulduğuna dikkat çeker.

        şehîdun (شهيد)

        İbn Fâris kelimenin türediği ş-h-d kökünün temel manasının bir yerde hazır bulunmak, müşahede etmek ve bildiği bir şeyi haber vermek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî şehîd kavramını, hem olaya tanıklık eden hem de tanıklığını kesin bir dille ortaya koyan varlık olarak açıklar; ayette insanın dünyadaki amellerine şahitlik eden meleği nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu bu kelimenin hukuki bir terim olarak ilahi mahkemedeki rolüne değinir; şahidin mevcudiyetinin, yargılamanın rastgele değil, somut kanıtlara ve görgü tanıklığına dayalı adil bir sistemde gerçekleşeceğini gösterdiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk sâik ve şehîd ikilisinin, biri insanı hedefe ulaştıran diğeri ise dosyasını sunan iki farklı fonksiyonel gücü temsil ettiğini, böylece ilahi adaletin hiçbir boşluk bırakmadan tecelli ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X