Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 20. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 20. Ayet

    وَنُفِـخَ فِي الصُّورِۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَع۪يدِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve nufiḣa fî-ssûr(i)(c) żâlike yevmu-lva’îd(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Derken sûra üfürülür; işte bu, ceza uyarısı yapılmış olan gündür.”

      Sûra Üfürmek

      Bu âyette muhtemelen sûra ilk üfürüş kastedilmiştir, o da göklerde ve yerde olan her canlının düşüp öleceği üfürüştür. Tekrar dirilme ve ruhların bedenlerine gireceği sıradaki ikinci üfürüş de kastedilmiş olabilir. Münker ve Nekîr’in suâli konusunda rivayet edilen hadislere baktığımızda, âyette insanların kabirlere konulduğu sıradaki sorgularının kastedilmiş olması da muhtemeldir. İşte bu da o kişi hakkında, yani özellikle kâfirler için uyarı günüdür, yani ceza uyarısı yapılmış olan gündür. Yani o uyarının neticesinin görüleceği gündür. Çünkü uyarı günü dünyada olur, kıyâmet günü ise uyarının neticesinin görüleceği ve gerçekleşeceği gündür. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nüfiha (نُفِخَ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan n-f-h harflerinin temel anlamının, ağız yoluyla veya bir araç vasıtasıyla havayı bir yere şiddetle itmek ve üflemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî nefha eyleminin bir boruya veya boşluğa hava üflemeyi ifade ettiğini, ayette ise bu fiilin meçhul (edilgen) formda kullanılarak failden ziyade "üfleme" eyleminin bizatihi kendisine ve bu eylemle başlayacak olan geri dönülemez kozmik sürece dikkat çekildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimeyi Kur'an'ın eskatolojik sinyalizasyon sistemi içinde değerlendirir; nüzul ortamındaki Araplar için üfleme sesinin bir savaş ilanı veya kabilenin hareketi gibi hayati değişimlerin habercisi olduğunu, ayetin bu kültürel kodu kullanarak evrensel düzenin sona erişini ve yeni bir boyutun açılışını bu fiille mühürlediğini analiz eder. Angelika Neuwirth bu fiilin pasif yapısının, olayın ilahi bir emirle kendiliğinden gerçekleşen, durdurulamaz ve sarsıcı bir başlangıç olduğunu hissettiren retorik bir güce sahip olduğunu belirtir.

        es-Sûri (الصُّورِ)

        İbn Fâris kelimenin kökünü s-v-r olarak tespit eder ve bu kökün asıl manasının boynuz, boru ve ses çıkaran kavisli nesneler olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî sûr kelimesinin, içine üflendiğinde yüksek ses çıkaran boynuz şeklinde bir alet olduğunu belirtir; bazı dilbilimcilerin bu kelimeyi "sûret" (şekil) kelimesinin çoğulu olarak görerek "bedenlere ruhların üflenmesi" şeklinde yorumlamalarına değinmekle beraber, bağlam gereği bunun kıyameti ilan eden sembolik bir boru olduğunu vurgular. Arthur Jeffery kelimenin etimolojisini incelerken, bunun Süryanice ve İbranicede ayinlerde çalınan boynuz anlamına gelen "şofâr" veya benzeri terminolojilerle ilişkili olabileceğini, Yahudi ve Hristiyan kıyamet tasvirlerindeki boru imgesinin Arapçaya bu formla geçtiğini savunur. Theodor Nöldeke bu kelimenin eskatolojik bir terim olarak geç dönem Mekke surelerinde belirginleştiğini ve o dönemdeki dini kültürün etkisiyle "diriliş borusu" anlamında teknik bir terime dönüştüğünü belirtir. Celaleddin el-Suyuti tefsir geleneğindeki farklı görüşleri aktararak, bunun nurdan bir boru olduğu veya tüm varlıkları kapsayan bir seslenme vasıtası olduğu yönündeki rivayetlere yer verir.

        Zâlike (ذٰلِكَ)

        İbn Fâris bu kelimenin z-l-k köküyle bağlantılı bir işaret zamiri olduğunu, asıl işlevinin mekansal veya zamansal olarak uzaktaki bir şeyi göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî buradaki uzaklık vurgusunun, gösterilen günün henüz yaşanmamış olması sebebiyle zamansal bir mesafe veya o günün öneminin büyüklüğü sebebiyle "mertebece yücelik" ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu "zâlike" kullanımının Kur'an'ın işaret sisteminde bir kesinlik yarattığını; yani o günün geleceğinin, sanki şu an karşımızdaymışçasına sarsılmaz bir işaretle perçinlendiğini analiz eder.

        Yevmü (يَوْمُ)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan y-v-m harflerinin temel anlamının güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süre olduğunu, ancak daha geniş anlamda herhangi bir zaman dilimini veya büyük bir olayın vuku bulduğu periyodu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî yevm kavramının bazen mutlak bir zaman, bazen de büyük dönüşümlerin yaşandığı devirler için kullanıldığını, ayette ise alışılagelmiş bir günü değil, zamanın ve mekanın değişeceği o özel eskatolojik dönemi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin Kur'an'da "Yevmü'l-Kıyâme" gibi tamlamalarda olduğu gibi metafizik bir boyut kazandığını; sadece bir zaman birimi olmaktan çıkıp, tüm insanlık tarihinin ilahi bir yargıyla hesaplaşacağı nihai ve mutlak bir "an"ı temsil ettiğini vurgular.

        el-Vaîdi (الْوَعِيدِ)

        İbn Fâris kelimenin kökünü v-a-d olarak tespit eder ve bu kökün asıl manasının bir işi yapmaya dair verilen söz olduğunu, ancak va'îd formunun özellikle kötü bir sonuç ve ceza içeren tehditkar bildirimler için özelleştiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî va'd kelimesinin hayırda, va'îd kelimesinin ise şerde ve cezalandırmada kullanıldığını belirterek; ayette "Yevmü'l-Vaîd" (Tehdidin Gerçekleşeceği Gün) ifadesinin, peygamberlerin inkarcılara karşı haber verdikleri azabın ve yargılamanın vaktinin geldiğini ilan ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu bu kavramın Kur'an'ın ahlaki sorumluluk sistemindeki yerine dikkat çeker; va'îd kelimesinin, ilahi adaletin bir gereği olarak inkarın sonucunda kaçınılmaz olan cezayı bildiren teknik bir terim olduğunu ve surenin başından beri tartışılan diriliş itirazlarına karşı nihai bir uyarı mührü vurduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu günün "vaîd" günü olarak isimlendirilmesinin, müşriklerin dünyadayken alay ettikleri ve gerçekleşmesini imkansız gördükleri o ilahi uyarının artık mutlak bir gerçeğe dönüştüğünü gösteren retorik bir vurgu barındırdığını detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X