Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 14. Ayet

    وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۜ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَع۪يدِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ashâbu-l-eyketi ve kavmu tubba’(in)(c) kullun keżżebe-rrusule fehakka va’îd(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bunlardan önce Nuh kavmi, Res ve Semûd halkı,”

      "Âd, Firavun ve Lût'un kardeşleri,”

      “Eykeliler ve Tübba' kavmi de yalanlamışlar, hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi.”

      Cenâb-ı Hak bu haberleri iki sebepten dolayı anlatmıştır. Birincisi, tıpkı diğer peygamberlere sabırlı olmalarını emrettiği gibi Resûlullah’a (s.a.) da kavminin eziyetine ve kendisini yalanlamalarına karşı sabırlı olmasını söylemektedir. Şunu ifade buyurmaktadır: Kavmi tarafından ilk defa inkâr edilen peygamber sen değilsin, aksine senden önceki peygamberleri de kavimleri inkâr etmişti, onlar sabır gösterdiler, sen de sabırlı ol! Nitekim Allah Teâlâ bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurmuştur: “Azim ve kararlılık sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret”. İkincisi, insanlar eğer Resûlullah’ı (s.a.) inkâr eder ve ona kötü muamele yaparlarsa, diğer kavimlerin peygamberlerini inkâr etmeleri ve onlara kötü muamele yapmaları yüzünden başlarına gelen belâların aynısının, kendilerinin de başına gelmesiyle uyarmakta ve sakındırmaktadır. Bu iki mâna, Kur an-ı Kerîm’de sözü edilen bütün peygamberler hakkında da geçerlidir.

      Res Ehli

      Res halkı. Bunların kim olduklarına dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Res, Yemâme’nin gerisinde bulunan bir kuyunun adıdır, o bölgede bazı kavimler yaşıyordu, bunlar peygamberlerini yalanlamışlar ve Allah da onları helak etmişti. Ress in bir vadi olduğu da söylenmiştir. Bazıları şöyle dedi: Res, bir kuyudur, insanlar onu kazmışlar, içinde ateş yakmışlar ve peygamberlerini de oraya atıp yakmışlardı. Bazıları da şöyle söyledi: Onlar, peygamberlerini kuyuya gömdükleri için kendilerine “Ress” (gömenler) denildi. Bazıları ise şöyle dedi: Onlar, Allah Teâlânın Yâsîn sûresinde kendilerinden bahsettiği bir millettir: “Biz kendilerine iki kişi göndermiştik, ama ikisini de yalancılıkla itham ettiler. Bunun üzerine bir üçüncüyle destekledik. Onlar ‘Biz size gönderilmiş elçileriz’ dediler”. Ebû Bekir el-Esamm’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: İçinde kanal açılan her yere res denir, bundan dolayı gözyaşı yanaklardan aşağıya aktığı için yanağa da "had" (الخدّ) denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      Lût'un Kardeşleri. Bundan maksat, Hz. Lût’un kavmidir.

      Tübba' Kavmi

      Tübba‘ kavmi hakkında şöyle denilmiştir: Tübba‘ müslüman ve salih bir adamdı, bu bakımdan Allah Teâlâ onu övmüş, ancak kavmini yermişti. Kendisine tâbi olan insanların sayısı çok olduğundan dolayı ona Tübba' denilmişti. Onun kim olduğunu ve isminin ne olduğunu bilmeye bizim ihtiyacımız yoktur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de ancak bu kadarı belirtildiği ve tevatür yoluyla herhangi bir bilgi gelmediği için müfessirler de bu kadarıyla yetinmişlerdir. Yalan rivayetlerden kaçınmak amacıyla biz de bu kadarıyla yetiniyoruz. En doğrusunu Allah bilir. Hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi. Cenâb-ı Hak bu âyetle özellikle Mekke halkım korkutmaktadır; sözü edilen kavimlerin hepsi, peygamberlerini inkâr etmeleri sebebiyle helak edilmişlerdi, Allah’ın kendilerini uyarmış olduğu belâ, bu yüzden başlarına gelmişti. Bu durumda eğer Resûlullah’ı (s.a.) inkâr ederseniz aynı tehdide müstahak olursunuz. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ashâbu (أصحاب)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "s-h-b" olarak tespit eder ve bu kökün asıl manasının bir şeye eşlik etmek, yakınlık kurmak ve beraber bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî sâhib kelimesinin çoğulu olan bu kelimenin, bir mekana, duruma veya inanca sıkı sıkıya bağlı olan toplulukları ifade ettiğini; ayetteki bağlamda, "Eyke" adı verilen ormanlık ve ağaçlık bölgeyle bütünleşmiş, oraya mensup olan ve Şuayb peygamberin gönderildiği spesifik bir halkı tanımlamak için kullanıldığını açıklar.

        el-eyketi (الأيكة)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "e-y-k" harflerinin temel anlamının, birbirine girmiş, sık ve gür ağaçlık, orman veya çalılık olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî eyke kavramının birbirine dolanmış sık ağaçları nitelediğini belirtir ve ayetteki kullanımıyla, Medyen bölgesine yakın bir yerde yaşayan, putperestlikleri ve ticari ahlaksızlıklarıyla bilinen kavmin coğrafi yerleşimine işaret eden özel bir isim veya nitelik olarak yer aldığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti tefsir geleneğindeki izahları aktararak, kelimenin spesifik olarak Şuayb peygamberin kavminin yaşadığı ve tapındığı, ulu ağaçlardan oluşan ormanlık bir mekanı tasvir ettiğini detaylandırır. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik kökeninde Aramice ve Süryanice coğrafi isimlendirmelerin izlerinin bulunabileceğine işaret ederek, bu ismin İslam öncesi dönemdeki ticari yollar üzerinden duyulan belirli bir bölgeyi ve o bölgenin dini-tarihi kıssasını yansıttığı ihtimaline değinir.

        kavmu (قوم)

        İbn Fâris kelimenin türediği "k-v-m" kökünün asıl manasının ayağa kalkmak ve bir işe kastetmek olduğunu belirtir; "kavm" kelimesinin bir araya gelen, ortak bir aidiyetle birlikte hareket eden topluluğu ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî kelimenin ayette Tubba' lakaplı lidere tabi olan ve onun tebaasını oluşturan spesifik bir sosyolojik grubu, tarihsel bir halkı nitelemek amacıyla kullanıldığını açıklar.

        tubba' (تبع)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "t-b-a" olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının birinin izinden gitmek, ardına düşmek ve tabi olmak olduğunu ifade eder; Yemen krallarına, birbirlerinin ardı sıra tahta çıktıkları ve birbirlerini takip ettikleri için bu unvanın verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî kelimenin Himyer krallarına verilen genel bir lakap olduğunu, kralların birbirini izlemesi veya halkın onlara mutlak surette tabi olması sebebiyle bu kökten türetildiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti kelimenin şahsi bir isim olmaktan ziyade krallık unvanı olduğuna dikkat çeker; ayette kastedilenin ise halkı inkar ederken kendisi iman eden ve bu yüzden kavminden ayrı zikredilen spesifik bir Yemen kralı olduğuna dair dilbilimsel ve tarihi görüşleri aktarır. Arthur Jeffery kelimenin etimolojik ve tarihi arka planına inerek, bunun Güney Arabistan (Himyer) kökenli tarihi bir kraliyet unvanı olduğunu, İslam öncesi dönemdeki kültürel etkileşimler yoluyla Arapçaya ve Kur'an kelime dağarcığına yerleşerek kadim toplulukların helakine dair teolojik bir argüman olarak kullanıldığını analiz eder.

        kullun (كل)

        İbn Fâris kelimenin türediği "k-l-l" kökünün temel manasının ihata etmek, kapsamak, bir araya toplamak ve bütünsellik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî küll kelimesinin cüzlerin (parçaların) toplamını ve istisnasız bir bütünü ifade ettiğini söyler; ayette geçmişten sayılan onca farklı kavmin (Nuh kavmi, Ress ashabı, Semud, Ad, Firavun, Lut'un kardeşleri, Eyke ashabı ve Tubba' kavmi) tamamını kapsayarak, farklılıklarına rağmen onları inkardaki ortaklıkları noktasında tek bir küme altında topladığını açıklar.

        kezzebe (كذب)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "k-z-b" harflerinin asıl manasının gerçeğe aykırı olmak ve yalan durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî tekzib eylemini, sunulan bir hakikati kasten reddetmek olarak tanımlar; ayette bu fiilin, zikredilen tüm bu farklı kavimlerin ortak eylemi olarak sunulduğunu ve gönderilen ilahi elçileri inatla yalanlama iradesini yansıttığını açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin Kur'an'ın teolojik anlatısındaki fonksiyonunu inceler; zikredilen bütün tarihi toplulukların farklı zaman ve mekanlarda yaşamalarına rağmen "tekzib" (yalanlama) fiilinde birleştiklerini, bu eylemin sadece sözlü bir inkar değil, peygamberlerin getirdiği hakikate karşı geliştirilen ontolojik ve yıkıcı bir ortak küfür tavrı olduğunu vurgular.

        er-rusule (الرسل)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "r-s-l" olarak verir ve bu kökün asıl anlamının yumuşaklık, birbiri ardına gelme ve ardışık bir akış olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî resul kelimesinin çoğulu olan bu ifadenin, ilahi bir mesajı iletmek üzere seçilip gönderilen elçileri tanımladığını belirtir; ayette sayılan her bir kavme ilahi bir rahmet olarak kendi içlerinden veya dışarıdan elçiler gönderildiği halde, hepsinin bu elçileri (resulleri) reddederek aynı tarihi hatayı tekrarladıklarına dikkat çeker.

        fehakka (فحق)

        İbn Fâris kelimenin türediği "h-k-k" kökünün temel manasının sabit olmak, kesinleşmek, gerçekleşmesi vacip olmak ve sarsılmaz bir hal almak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu fiilin, bir şeyin olması gerektiği gibi doğru ve kesin bir şekilde vuku bulması anlamına geldiğini ifade eder; ayette "fe" bağlacıyla tekzib (yalanlama) eylemine bağlanan bu kelimenin, inkarın zorunlu bir neticesi olarak ilahi azabın artık kaçınılmaz hale geldiğini, şüphe götürmez bir gerçekliğe dönüştüğünü vurguladığını açıklar.

        va'îd (وعيد)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "v-a-d" harflerinin temel anlamının, geleceğe dair bir söz vermek olduğunu; ancak "va'd" kelimesinin hayır için, "va'îd" kelimesinin ise şer ve ceza içeren bir tehdit için özelleştiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî va'îd kavramının, işlenen bir suç veya inkar neticesinde korkutucu bir cezanın uygulanacağına dair ilahi bildirim olduğunu söyler; ayette elçileri yalanlayan bu kavimlerin tamamı üzerinde Allah'ın vaat ettiği helak ve yıkımın adil, eksiksiz ve haklı bir şekilde gerçekleştiğini açıklar. Toshihiko Izutsu Kur'an'daki ceza teolojisini analiz ederken bu kelimenin önemine değinir; "va'îd" kavramının, peygamberlerin uyarılarını ciddiye almayan toplumlara karşı işleyen evrensel ve şaşmaz bir ilahi yasa (sünnetullah) olduğunu, yalanlama (tekzib) şartı gerçekleştiğinde tehdidin (va'îd) fiiliyata dökülmesinin ontolojik bir zorunluluk ("hakka") barındırdığını detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X