وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kaf suresi, yalanlama, kaf suresi 13. ayet, nuh kavmi, semud, lut kardeşleri, ress halkı, firavun, ad, kaf 13, kavim, topluluk, halk
-
"Bunlardan önce Nuh kavmi, Res ve Semûd halkı,”
"Âd, Firavun ve Lût'un kardeşleri,”
“Eykeliler ve Tübba' kavmi de yalanlamışlar, hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi.”
Cenâb-ı Hak bu haberleri iki sebepten dolayı anlatmıştır. Birincisi, tıpkı diğer peygamberlere sabırlı olmalarını emrettiği gibi Resûlullah’a (s.a.) da kavminin eziyetine ve kendisini yalanlamalarına karşı sabırlı olmasını söylemektedir. Şunu ifade buyurmaktadır: Kavmi tarafından ilk defa inkâr edilen peygamber sen değilsin, aksine senden önceki peygamberleri de kavimleri inkâr etmişti, onlar sabır gösterdiler, sen de sabırlı ol! Nitekim Allah Teâlâ bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurmuştur: “Azim ve kararlılık sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret”. İkincisi, insanlar eğer Resûlullah’ı (s.a.) inkâr eder ve ona kötü muamele yaparlarsa, diğer kavimlerin peygamberlerini inkâr etmeleri ve onlara kötü muamele yapmaları yüzünden başlarına gelen belâların aynısının, kendilerinin de başına gelmesiyle uyarmakta ve sakındırmaktadır. Bu iki mâna, Kur an-ı Kerîm’de sözü edilen bütün peygamberler hakkında da geçerlidir.
Res Ehli
Res halkı. Bunların kim olduklarına dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Res, Yemâme’nin gerisinde bulunan bir kuyunun adıdır, o bölgede bazı kavimler yaşıyordu, bunlar peygamberlerini yalanlamışlar ve Allah da onları helak etmişti. Ress in bir vadi olduğu da söylenmiştir. Bazıları şöyle dedi: Res, bir kuyudur, insanlar onu kazmışlar, içinde ateş yakmışlar ve peygamberlerini de oraya atıp yakmışlardı. Bazıları da şöyle söyledi: Onlar, peygamberlerini kuyuya gömdükleri için kendilerine “Ress” (gömenler) denildi. Bazıları ise şöyle dedi: Onlar, Allah Teâlânın Yâsîn sûresinde kendilerinden bahsettiği bir millettir: “Biz kendilerine iki kişi göndermiştik, ama ikisini de yalancılıkla itham ettiler. Bunun üzerine bir üçüncüyle destekledik. Onlar ‘Biz size gönderilmiş elçileriz’ dediler”. Ebû Bekir el-Esamm’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: İçinde kanal açılan her yere res denir, bundan dolayı gözyaşı yanaklardan aşağıya aktığı için yanağa da "had" (الخدّ) denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Lût'un Kardeşleri. Bundan maksat, Hz. Lût’un kavmidir.
Tübba' Kavmi
Tübba‘ kavmi hakkında şöyle denilmiştir: Tübba‘ müslüman ve salih bir adamdı, bu bakımdan Allah Teâlâ onu övmüş, ancak kavmini yermişti. Kendisine tâbi olan insanların sayısı çok olduğundan dolayı ona Tübba' denilmişti. Onun kim olduğunu ve isminin ne olduğunu bilmeye bizim ihtiyacımız yoktur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de ancak bu kadarı belirtildiği ve tevatür yoluyla herhangi bir bilgi gelmediği için müfessirler de bu kadarıyla yetinmişlerdir. Yalan rivayetlerden kaçınmak amacıyla biz de bu kadarıyla yetiniyoruz. En doğrusunu Allah bilir. Hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi. Cenâb-ı Hak bu âyetle özellikle Mekke halkım korkutmaktadır; sözü edilen kavimlerin hepsi, peygamberlerini inkâr etmeleri sebebiyle helak edilmişlerdi, Allah’ın kendilerini uyarmış olduğu belâ, bu yüzden başlarına gelmişti. Bu durumda eğer Resûlullah’ı (s.a.) inkâr ederseniz aynı tehdide müstahak olursunuz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Âd (عاد)
İbn Fâris kelimenin Arapça kökenini "a-v-d" harflerine dayandırarak, bu kökün asıl manasının bir şeye geri dönmek, tekrar etmek ve alışkanlık olduğunu belirtmekle birlikte, kelimenin doğrudan antik bir kabilenin özel ismi olarak kullanıldığını aktarır. El-Cevâlîkî bu ismin kadim bir özel isim olduğunu ve Arap diline yerleştiğini ifade eder. Arthur Jeffery Âd kelimesinin etimolojik kökeninin kadim Arap tarihine dayandığını, İslam öncesi Arap şiirinde de sıkça geçen tarihi bir topluluğun ismi olduğunu, kelimenin türetilmekten ziyade doğrudan bir aidiyet ve özel isim olarak dilde muhafaza edildiğini savunur.
Fir'avn (فرعون)
İbn Fâris bu kelimenin doğrudan Arapça bir kökten türemediğini, özel bir isim olduğunu belirtir; ancak zamanla dilde bu isimden türetilen fiillerin (tefer'un) zorbalık, kibir ve haddi aşma manası kazandığını ifade eder. El-Cevâlîkî kelimenin kökeninin Arapça olmadığını, yabancı dillerden Arapçaya geçmiş (muarreb) bir isim olduğunu aktarır. Celaleddin el-Suyuti tefsir geleneğindeki dilbilimsel tartışmaları aktararak kelimenin köken itibarıyla Kıptice veya Süryanice olduğuna dair görüşleri derler ve kelimenin muarreb (Arapçalaşmış) yapısına dikkat çeker. Arthur Jeffery ismin etimolojisini Antik Mısır diline, "Büyük Ev" anlamına gelen "pr-aa" kelimesine dayandırır; bu ismin İbranice veya Süryanice formları üzerinden Arapçaya alıntılandığını ve Kur'an'ın bu yerleşik formu kullandığını detaylandırır. Gabriel Said Reynolds Kur'an'ın bu kelimeyi sadece tarihi bir şahsiyet ismi olarak değil, ilahi otoriteye başkaldıran, kibrin ve zorbalığın arketipi (prototipi) olarak teolojik bir bağlamda kullandığını analiz eder.
ihvânu (إخوان)
İbn Fâris kelimenin kökünü "e-h-v" olarak belirler ve bu kökün asıl manasının aynı soydan gelmek, kardeşlik, yakın dostluk ve birine eşlik etmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî uhuvvet kavramının hem nesep hem de inanç veya kabilevi birliktelik anlamına geldiğini belirtir; ayette Lût peygamberin kavminin "ihvân" (kardeşler) olarak nitelendirilmesinin, onların kan bağına veya aynı coğrafyayı paylaşan sosyolojik bir topluluk olmalarına işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin Cahiliye dönemindeki kabile dayanışmasını (asabiyet) yansıtan kullanımına dikkat çeker; Kur'an'ın bu terimi burada peygamberi yalanlama ve helak olma noktasında ortak bir kaderi paylaşan homojen bir topluluğu nitelemek için kullanarak kavramı kendi teolojik anlatısına adapte ettiğini vurgular.
Lût (لوط)
İbn Fâris kelimenin Arapça "l-v-t" kökünden gelebileceği varsayımı üzerinden, bu kökün asıl manasının bir şeye yapışmak, tutunmak ve kalbe girmek olduğunu belirtir. El-Cevâlîkî Lût isminin a'cemî (Arapça olmayan, yabancı) kökenli bir kelime olduğunu ve Arapçaya sonradan geçerek (muarreb) kullanıldığını aktarır. Arthur Jeffery bu özel ismin İbranice kökenli olduğunu, İslam öncesi dönemde Arap Yarımadası'ndaki Yahudi veya Hristiyan topluluklarla olan etkileşimler neticesinde Süryanice kanalıyla Arapçaya girdiğini ve Kur'an'ın geçmiş peygamberlerin kıssalarını anlatırken bu mevcut ve bilinen formu benimsediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla