كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kaf 12, kaf suresi, yalanlama, nuh kavmi, semud, lut kardeşleri, kaf suresi 12. ayet, ress halkı, firavun, ad, kavim, topluluk, halk
-
"Bunlardan önce Nuh kavmi, Res ve Semûd halkı,”
"Âd, Firavun ve Lût'un kardeşleri,”
“Eykeliler ve Tübba' kavmi de yalanlamışlar, hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi.”
Cenâb-ı Hak bu haberleri iki sebepten dolayı anlatmıştır. Birincisi, tıpkı diğer peygamberlere sabırlı olmalarını emrettiği gibi Resûlullah’a (s.a.) da kavminin eziyetine ve kendisini yalanlamalarına karşı sabırlı olmasını söylemektedir. Şunu ifade buyurmaktadır: Kavmi tarafından ilk defa inkâr edilen peygamber sen değilsin, aksine senden önceki peygamberleri de kavimleri inkâr etmişti, onlar sabır gösterdiler, sen de sabırlı ol! Nitekim Allah Teâlâ bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurmuştur: “Azim ve kararlılık sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret”. İkincisi, insanlar eğer Resûlullah’ı (s.a.) inkâr eder ve ona kötü muamele yaparlarsa, diğer kavimlerin peygamberlerini inkâr etmeleri ve onlara kötü muamele yapmaları yüzünden başlarına gelen belâların aynısının, kendilerinin de başına gelmesiyle uyarmakta ve sakındırmaktadır. Bu iki mâna, Kur an-ı Kerîm’de sözü edilen bütün peygamberler hakkında da geçerlidir.
Res Ehli
Res halkı. Bunların kim olduklarına dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Res, Yemâme’nin gerisinde bulunan bir kuyunun adıdır, o bölgede bazı kavimler yaşıyordu, bunlar peygamberlerini yalanlamışlar ve Allah da onları helak etmişti. Ress in bir vadi olduğu da söylenmiştir. Bazıları şöyle dedi: Res, bir kuyudur, insanlar onu kazmışlar, içinde ateş yakmışlar ve peygamberlerini de oraya atıp yakmışlardı. Bazıları da şöyle söyledi: Onlar, peygamberlerini kuyuya gömdükleri için kendilerine “Ress” (gömenler) denildi. Bazıları ise şöyle dedi: Onlar, Allah Teâlânın Yâsîn sûresinde kendilerinden bahsettiği bir millettir: “Biz kendilerine iki kişi göndermiştik, ama ikisini de yalancılıkla itham ettiler. Bunun üzerine bir üçüncüyle destekledik. Onlar ‘Biz size gönderilmiş elçileriz’ dediler”. Ebû Bekir el-Esamm’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: İçinde kanal açılan her yere res denir, bundan dolayı gözyaşı yanaklardan aşağıya aktığı için yanağa da "had" (الخدّ) denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Lût'un Kardeşleri. Bundan maksat, Hz. Lût’un kavmidir.
Tübba' Kavmi
Tübba‘ kavmi hakkında şöyle denilmiştir: Tübba‘ müslüman ve salih bir adamdı, bu bakımdan Allah Teâlâ onu övmüş, ancak kavmini yermişti. Kendisine tâbi olan insanların sayısı çok olduğundan dolayı ona Tübba' denilmişti. Onun kim olduğunu ve isminin ne olduğunu bilmeye bizim ihtiyacımız yoktur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de ancak bu kadarı belirtildiği ve tevatür yoluyla herhangi bir bilgi gelmediği için müfessirler de bu kadarıyla yetinmişlerdir. Yalan rivayetlerden kaçınmak amacıyla biz de bu kadarıyla yetiniyoruz. En doğrusunu Allah bilir. Hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi. Cenâb-ı Hak bu âyetle özellikle Mekke halkım korkutmaktadır; sözü edilen kavimlerin hepsi, peygamberlerini inkâr etmeleri sebebiyle helak edilmişlerdi, Allah’ın kendilerini uyarmış olduğu belâ, bu yüzden başlarına gelmişti. Bu durumda eğer Resûlullah’ı (s.a.) inkâr ederseniz aynı tehdide müstahak olursunuz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
kezzebet (كذبت)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan "k-z-b" harflerinin asıl manasının gerçeğe aykırı olmak, hilaf-ı hakikat ve yalan durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî tekzib eylemini, bir şey hakkında kasten gerçeğe aykırı haber vermek veya sunulan bir hakikati reddetmek olarak tanımlar; ayetteki bağlamda bu fiilin, geçmişteki peygamberlerin getirdiği ilahi mesajların inkarcı toplumlar tarafından inatçı ve bilinçli bir tavırla yalanlanması anlamında kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu "tekzib" kavramını Kur'an'ın getirdiği teolojik sistem bağlamında inceler; bu terimin sadece sözlü bir yalanlama değil, peygamberin ontolojik ve epistemolojik doğruluğunu şiddetle inkar eden radikal bir küfür tavrı olduğunu ve Kur'an'da geçmiş kavimlerin helak edilme gerekçesinin temelini oluşturduğunu analiz eder.
kavmu (قوم)
İbn Fâris kelimenin türediği "k-v-m" kökünün temel manasının ayağa kalkmak, dikilmek, durmak ve bir işe kastetmek olduğunu belirtir; "kavm" kelimesinin aslen bir işi üstlenip onun için ayağa kalkan erkekler topluluğunu ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî kelimenin kökenindeki bu erillik vurgusuna dikkat çekmekle beraber, zamanla bir arada yaşayan ve birbirine destek olan insan topluluklarının tamamı için kullanılmaya başlandığını, ayette de Nuh peygamberin muhatap olduğu halkın bütününü kapsayacak şekilde genel bir aidiyet ve sosyolojik birliktelik ifade ettiğini açıklar.
Nûhın (نوح)
İbn Fâris kelimenin Arapça "n-v-h" kökünden geldiği varsayımı üzerinden, bu kökün yüksek sesle ağlamak ve sızlanmak (niyaha) anlamına geldiğini belirtir. El-Cevâlîkî bu ismin Arapça kökenli olmadığını, yabancı dillerden Arapçaya geçmiş (muarreb) özel bir isim olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery ismin etimolojik kökeninin İbranice ve Süryaniceye dayandığını, İbranicede sükunet ve rahatlık anlamına gelen "Nôah" kelimesinden türediğini, Hristiyan ve Yahudi geleneğindeki yaygın kullanımının Arapça formuna evrilerek Kur'an kelime dağarcığına yerleştiğini ve geçmiş peygamber kıssalarının aktarımında temel bir figür olarak zikredildiğini savunur.
ashâbu (أصحاب)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan "s-h-b" harflerinin asıl manasının bir şeye eşlik etmek, yakınlık kurmak, beraber bulunmak ve ayrılmamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî sâhib kelimesinin çoğulu olan bu ifadenin, bir kişiye, gruba veya bir yere sıkı sıkıya bağlı olan, onunla anılan kimseler için kullanıldığını; ayetteki bağlamda belli bir mekana veya olaya nispet edilen bir kavmin karakteristik özelliğini vurgulamak amacıyla "Ress" kelimesine izafe edildiğini açıklar.
er-Ressi (الرس)
İbn Fâris kelimenin kökünü "r-s-s" olarak tespit eder ve bu kökün asıl anlamının bir şeyi yere gömmek, sabitlemek, kazmak ve örülmemiş kuyu olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî ress kelimesinin taş veya tuğla ile örülmemiş ham kuyu anlamına geldiğini belirterek; ayette geçen "Ress ashabı" tamlamasının, su kuyusu etrafında yaşayan bir topluluğa veya peygamberlerini böyle bir kuyuya atarak helak olan bir kavme coğrafi ve tarihi bir atıf barındırdığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti tefsir geleneğindeki ihtilafları derleyerek, bu kelimenin Yemame'de bir kuyu, Azerbaycan'da bir nehir veya Semud kavminden arta kalan bir grup olabileceğine dair farklı dilbilimsel ve tarihi yorumları aktarır; kelimenin doğrudan bu spesifik coğrafi veya mimari yapıya işaret ederek topluluğu isimlendirdiğini belirtir.
Semûd (ثمود)
İbn Fâris kelimenin Arapça "s-m-d" kökünden gelebileceği ihtimaline değinerek, bu kökün kışın biriken ve yazın tükenmeyen az miktardaki su anlamına geldiğini, kavmin yaşadığı coğrafyanın su özelliklerine binaen bu ismi almış olabileceğini aktarır. El-Cevâlîkî bu ismin Arapça kurallara göre türetilmediğini, kadim bir özel isim olarak Arap diline yerleştiğini belirtir. Arthur Jeffery Semûd kelimesinin etimolojik kökeninin klasik Arapça türetme kurallarının ötesinde, İslam öncesi Kuzey Arabistan'da yaşamış tarihi bir topluluğun epigrafik ve antik metinlerde de geçen kadim özel ismi olduğunu ve Kur'an'ın bu yerleşik tarihi-kültürel ismi doğrudan kullandığını savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla