Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 11. Ayet

    رِزْقاً لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rizkan lil’ibâd(i)(s) ve ahyeynâ bihi beldeten meytâ(en)(c) keżâlike-lḣurûc(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Hepsi kullara rızık olsun diye. O yağmurla ölü toprağa can verdik. İşte insanların mezardan çıkışları da böyle olacak."

      Hepsi kullara rızık olsun diye. Cenâb-ı Hak bütün bunları kullar için rızık olsun diye yerden çıkardığını ve yetiştirdiğini haber vermektedir. Onunla ölü toprağa can verdik sözünden maksat da o su ile toprağa can vermesidir. Ölü toprak; yani bütün ölü topraklara, ölü yerlere ve ağaçlara o su ile can verdik, her canlı onunla hayat buldu ve her şey onunla gelişip büyüdü. İşte insanların mezardan çıkışları da böyle olacak. Yani Allah, ölümden sonra toprağa can vermeye, bitkileri, ağaçları ve her şeyi öldükten sonra su ile tekrar diriltmeye kadir olduğu gibi öldükten ve toprak haline geldikten sonra sizi de diriltmeye kadirdir. Toprağın, bitkilerin, ağaçların ve sözü edilen her şeyin diriltilmesine dair hayrete şayan olan husus, bunlar daha çok olmasa bile, insanların ölümden sonra diriltilmesinden daha basit bir şey olmadığıdır. Yukarıda söylenenleri tekrar diriltmeye kadir olduğunu anlayıp kabul ettiklerine göre ölümlerinden sonra her şeyi diriltmeye de kadir olduğunu kabul etmeleri gerekir. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        rizkan (رزقا)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "r-z-k" olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının sürekli verilen pay, nasip ve kesintisiz ihsan olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî rızık kavramının insana ve diğer canlılara fayda sağlayan, onların yaşamını sürdürmesini temin eden her türlü maddi ve manevi nimet olduğunu belirtir; ayette yağmur ve ardından yetişen ekinlerin, kulların hayatını idame ettirmesi için ilahi bir tahsisat olarak sunulduğunu açıklar. Arthur Jeffery kelimenin köken itibarıyla Arapça olmadığını, Pehlevice günlük tayın ve yiyecek payı anlamına gelen "rōzēk" kelimesinden türeyerek Aramice ve Süryaniceye "rûzkâ" şeklinde geçtiğini, oradan da Arapça kelime dağarcığına ve dini terminolojiye yerleştiğini savunur. Toshihiko Izutsu rızık kavramının Kur'an'ın getirdiği yeni dünya görüşündeki yerini analiz eder; İslam öncesi dönemde doğanın kendi döngüsü veya insanın kendi çabasıyla elde edildiği düşünülen nimetlerin, Kur'an tarafından doğrudan ve sadece Allah'ın "Rezzâk" (rızık veren) sıfatına bağlanarak teolojik bir bağımlılık ilişkisi inşa ettiğini vurgular.

        el-ibâdi (العباد)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "a-b-d" harflerinin asıl manasının yumuşaklık, boyun eğme ve itaat etme durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî ibâd kelimesinin abd'in çoğulu olduğunu, insanın varoluşsal olarak yaratıcısına olan mutlak muhtaçlığını ve kulluk statüsünü ifade ettiğini, ayette yaratılan bunca rızkın doğrudan bu muhtaç varlıkların istifadesine sunulduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu Kur'an'ın semantik yapısında Rabb (besleyip büyüten efendi) ile abd (kulluk eden varlık) arasındaki ontolojik hiyerarşiyi inceler; rızkın kullara tahsis edilmesinin, müşriklerin kibirli ve özerk insan algısını yıkarak yerine varlığını tamamen ilahi lütfa borçlu olan teslimiyetçi bir insan modelini yerleştirdiğini detaylandırır.

        ahyeynâ (أحيينا)

        İbn Fâris kelimenin türediği "h-y-y" kökünün temel manasının canlılık, hareket, büyüme ve ölümün zıddı olan hayat hali olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî ihyâ eyleminin hayat vermek ve canlandırmak anlamına geldiğini, ayette bu fiilin kurumuş, nebatat bitirme özelliğini yitirmiş bir toprağa yeniden bitkisel bir yaşam bahşedilmesi bağlamında doğrudan ilahi iradeye nispet edilerek kullanıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu Kur'an'da ihyâ kavramının eskatolojik (ahirete dair) argümantasyondaki rolüne dikkat çeker; yağmur vasıtasıyla ölü toprağın canlandırılmasının, salt bir tabiat olayı olarak değil, müşriklerin imkansız gördüğü "ölülerin diriltilmesi" inancının rasyonel, gözlemlenebilir ve sürekli tekrarlanan kesin bir provası olarak sunulduğunu analiz eder.

        beldeten (بلدة)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "b-l-d" olarak tespit eder ve bu kökün asıl anlamının sınırları belli olan bir yerleşim yeri, göğüs, iz ve mekan olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî belde kelimesinin yeryüzünden belirli bir bölgeyi ve toprağı ifade ettiğini, ayette kuraklık sebebiyle verimsizleşmiş spesifik bir mekanın, ilahi müdahale ile geçirdiği biyolojik dönüşümün sahnesi olarak zikredildiğini açıklar.

        meyten (ميتا)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "m-v-t" harflerinin temel anlamının gücün gitmesi, canlılığın yitirilmesi ve sükunet hali olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî mevt kavramının burada mecazi bir boyutta kullanıldığını; toprağın ölmesinin, onun fiziksel olarak yok olması değil, bitki yetiştirme fonksiyonunu ve biyolojik aktivitesini geçici olarak kaybetmesi anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu ayetteki "ölü belde" (beldeten meyten) tamlamasını, müşriklerin üçüncü ayetteki "öldüğümüz zaman mı?" (mitnâ) şeklindeki itirazlarına verilmiş doğrudan bir cevap olarak okur; ölümün mutlak bir son değil, tıpkı kışın ölen toprağın baharda dirilmesi gibi geçici bir uyku ve bekleme evresi olduğu fikrinin bu etimolojik metafor üzerinden inşa edildiğini vurgular.

        el-hurûc (الخروج)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "h-r-c" olarak belirler ve bu kökün asıl manasının içeriden dışarıya çıkmak, belirmek, gizli bir yerden görünür alana geçmek olduğunu, duhulün (girmenin) tam zıddını oluşturduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî hurûc eyleminin ayetteki özel bağlamıyla kabirlerden kalkışı ve dirilişi (ba's) simgelediğini; ekinlerin tohumu çatlatarak toprağın altından yeryüzüne "çıkması" ile insanların dirilerek kabirlerinden "çıkması" arasındaki ontolojik benzerliğin bu kelimeyle billurlaştığını açıklar. Toshihiko Izutsu bu kelimenin surenin başından beri ilmek ilmek işlenen argümanın teolojik zirvesi olduğunu belirtir; bitkilerin dirilişiyle ölülerin dirilişini birbirine bağlayan "hurûc" kavramının, pagan zihniyetin reddettiği ahiret inancını tabiatın sarsılmaz yasalarıyla eşitleyerek akla yaklaştırdığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin Kur'an'ın ikna metodolojisindeki yerine değinerek, "kezâlike" (işte böyledir) edatıyla kurulan bağın ardından gelen "el-hurûc" kelimesinin, soyut ve uzak görülen bir eskatolojik hadiseyi (dirilişi), sıradan insanın her gün müşahede ettiği somut ve tarımsal bir çıkış eylemi üzerinden kusursuz bir analojiyle temellendirdiğine dikkat çeker.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X