Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kaf Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kaf Sûresi, 9. Ayet

    وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكاً فَاَنْبَتْنَا بِه۪ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَص۪يدِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve nezzelnâ mine-ssemâ-i mâen mubâraken fe-enbetnâ bihi cennâtin ve habbe-lhasîd(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gökten bereketli yağmurlar indirdik, onunla nice bahçeler ve hasat edilen tahıllar yetiştirdik.”

      Gökten bereketli yağmurlar indirdik. Din ve dünya işlerinde kullanıldığı, her şey onunla yıkanıp temizlendiği ve her şey onunla can bulup geliştiği için Allah yağmura mübarek adını verdi. Mübarek, hayırlı olan, her zaman gelişmeye ve artmaya devam eden her şeyin adıdır. En doğrusunu Allah bilir.

      Onunla nice bahçeler ve hasat edilen tahıllar yetiştirdik. Bu âyette Allah şunu söylemektedir: Gökten indirilen o bereketli su ile bahçeler, yani bostanlar yetiştirdik. Her nevi ağacın bulunduğu yere bostan ve bahçe denilir. Hasat edilen tahıllar sözü, o su ile hasat kabiliyeti olan her türlü tahılı yetiştirdik mânasına gelir. Hasat edilen tahıllar ibaresi, bütün ağaç, bitki ve meyve çeşitlerini kapsar. Sonra buradaki “el-habbu” (الْحَبَّ) ve el-hasîd (الْحَصِيدِ) kelimeleri, aynı mânaya gelir. “Hab”, tohum tanesidir ve hasîd kelimesine muzaf yapılmıştır. Dilde bu türlü kullanımlar mümkündür, tıpkı şöyle denildiği gibi: İlk namaz. Cami mescidi. Bazıları bu iki kelimenin anlamının farklı olduğunu söyler; “hab” yerden çıkan bitkidir, hasîd ise kesilip biçilen samandır. Çünkü “hab” biçilmez, ancak ondan çıkan gövdesi biçilir. Bundan dolayı Allah “hab” kelimesini “hasîd” sözcüğüne muzaf yapmıştır. Bundan maksat da bitki ve onun gövdesidir, bundan dolayı ona muzaf yapmıştır. Nitekim ağacın meyvesi ve benzeri sözler de kullanılır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        nezzelnâ (نزلنا)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "n-z-l" olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının yüksek bir yerden aşağıya inmek, düşmek veya konaklamak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî nüzul kavramının yukarıdan aşağıya inme eylemini karşıladığını, ayette geçen "nezzelna" (indirdik) fiilinin şeddeli formuyla suyun gökyüzünden belli bir ölçü, hikmet ve süreklilik içinde, yeryüzüne can verecek bir bereket kaynağı olarak indirilmesine işaret ettiğini belirtir.

        mâen (ماء)

        İbn Fâris kelimenin aslının "m-v-h" harflerinden türediğini, hayatın temel kaynağı olan sıvı maddeyi ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî ma' kelimesinin su anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle ilahi rahmetin somut bir tecellisi ile yeryüzündeki tüm canlılığın özü olarak ele alındığını, bu ayette de gökten inen ve cansız toprağı dirilten temel unsur olarak konumlandırıldığını açıklar.

        mubâraken (مباركا)

        İbn Fâris kelimenin türediği "b-r-k" kökünün temel anlamının devenin göğsünü yere çökertip sabit kalması olduğunu, buradan mecazla bir şeyde ilahi hayrın sabit kalması, artması ve bereketlenmesi manasına evrildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî bereket kavramını ilahi hayrın bir nesnede kalıcı olması ve çoğalması şeklinde tanımlar; ayette yağmurun "mübarek" sıfatıyla nitelendirilmesinin, onun yeryüzüne düşerek sayısız bitki ve rızkın yeşermesine kaynaklık eden süreğen ve çoğalan bir hayır taşıdığını gösterdiğini açıklar. Arthur Jeffery bereket kavramının Sami dillerdeki kökenlerine iner; kelimenin İbranice "berâkâ" ve Süryanice "burkâ" gibi kutsama ve ilahi lütuf anlamlarına gelen formlarıyla ortak bir dini arka plana sahip olduğunu, Arapçada da gökten inen yağmurun ilahi bir feyiz ve bereket olarak algılanmasında bu derin kültürel ve dilsel havzanın etkisinin bulunduğunu belirtir.

        cennâtin (جنات)

        İbn Fâris kelimenin kökeni olan "c-n-n" harflerinin asıl manasının bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak olduğunu tespit eder. Râgıb el-İsfahânî cennet kelimesinin ağaçların sıklığından dolayı zemini görünmeyen, yaprakları toprağı gölgeleyen sık ağaçlı bahçe ve bostan anlamına geldiğini belirtir; ayette yağmurun yeryüzünü nasıl ihtişamlı bir bitki örtüsüyle kapladığını anlatan somut bir nimet tasviri olarak kullanıldığını açıklar. Arthur Jeffery kelimenin kök itibarıyla Arapça olmakla birlikte, bahçe veya ebedi yurt anlamında dini bir terim olarak kullanımının Süryanice tarım kültürü ve dini terminolojisiyle etkileşim içinde şekillenmiş olabileceği ihtimaline değinir. Toshihiko Izutsu cennet kavramının Kur'an'daki semantik dönüşümünü inceler; ayetteki dünyevi bahçe ve bostan tasvirinin, müşriklere ontolojik bir kanıt sunduğunu ve bu dünyadaki yeniden dirilişin (inbât), Kur'an'ın ahiret inancında merkezi bir yer tutan nihai ve ebedi Cennet tasavvuruna teolojik bir zemin hazırladığını analiz eder.

        habbe (حب)

        İbn Fâris kelimenin kökünü "h-b-b" olarak verir ve bu kökün tohum, tane ve bir şeyin özü, kalbi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî habb kelimesinin bitkilerin tohumu ve tanesi olduğunu belirterek, özellikle insanların gıda olarak tükettiği buğday, arpa gibi hububatı kapsadığını; ayette ilahi kudretin cansız gibi duran küçücük bir özden muazzam bir rızık çıkardığına dikkat çekmek için zikredildiğini açıklar.

        el-hasîd (الحصيد)

        İbn Fâris kelimenin türediği "h-s-d" kökünün temel manasının ekinleri biçmek, kökünden kesmek ve bitkileri toplamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî hasad eyleminin olgunlaşan ekinlerin kesilip ürünün alınması olduğunu ifade eder; "habbe'l-hasîd" (biçilen ekinlerin taneleri) tamlamasının, yağmurun yeryüzüne inmesiyle başlayan biyolojik döngünün, insanın doğrudan faydalanacağı besin ve rızık aşamasına ulaşmasını ifade ettiğini, böylece ilahi lütfun insan yaşamındaki somut ve hayati karşılığının etimolojik bir vurguyla aktarıldığını detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X