ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباًۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
2-3. "Kâfirler, içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar da 'Bu tuhaf bir şey, öldükten ve toprak olduktan sonra mı (dirileceğiz)? Bu olmayacak bir dönüş!' dediler."
Peygamberler Niçin İnsan Cinsinden Seçildiler?
Kâfirlerin inkâr etmelerinin ve "Elçi olarak bir insan nasıl gönderilir? Allah, kendi yanında bulunan meleklerden birini elçi göndermeyi nasıl tercih etmez? Dünyada elçiler, onu gönderenin yanında bulunan kişilerden seçilir, elçinin gönderileceği kişilerden seçilmez" gibi sözlerle şaşkınlıklarını dile getirmelerinin anlamı yoktur. Her ne kadar buna hayret ediyor idiyseler de elçinin gönderileceği kişiler arasından seçilmesini inkâr etmeleri gerekmiyordu. Çünkü gönderilen elçinin, gönderildiği varlıkların türünden olması gerekir. Kendilerine elçi gönderilenler, elçinin doğruluğunu ve davasının hakikatini anlayabilmeleri için, kendi cinslerinden farklı birinin gönderilmesinden daha uygun bir seçimdir. Çünkü insanlar, onun elçi seçildiğini ancak göstereceği birtakım mûcizelerle ve kendilerinin asla yapamayacakları bazı fevkalâdelikleri yapması ile anlayabilirler. Elçi, onların kendi türlerinden başka biri olduğu takdirde bu mûcizelerin doğruluğunu ve hakikatini anlayamazlar, çünkü onun getirdiği ve mûcize olduğunu iddia ettiği olaylar ve haberler belki mûcize değildir, türlerin değişmesiyle kuvvetlerin de değişeceği fikrinden hareketle, bunları yapmak insanların gücü dâhilinde değil ise de onun gücü dâhilinde olabilir. Bu da göstermektedir ki elçiyi, gönderileceği grubun türünden seçmek daha uygundur ve bu şekilde delil ve mûcizelerin doğruluğunu anlamak daha kolaydır. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır. Her tür kendi türüne, her şekil kendi şekline, kendilerinden başka bir türden olandan daha yakındır ve onunla daha çabuk ünsiyet sağlar. Maksat da uyum ve birleşmek olduğuna göre kendi türü ile hedefe ulaşmak daha kolaydır. En doğrusunu Allah bilir.
İmanın Özgür İradeyle Yapılması İçin Ceza ve Mükafat Ahirete Ertelenmiştir
Sonra, bize kendi katında olanlardan birini elçi gönderseydi ya, tarzındaki sözü uygun olmayan bir yaklaşımdır. Çünkü bütün yaratılanlar, Allah nezdinde Onun katında ve huzurundadırlar, hepsi de aynı konumdadır. Yaratılanlardan hiçbiri, Allah’ın yanındadır diye nitelenemez, ancak O’na itaat etmek, emirlerine uymak ve muhalefetten sakınmak suretiyle kendisine yaklaşmaya çalışmaları mümkündür. Yoksa yaratılan birinin başka bir yaratılanın yanında durması gibi bir durum Allah için söz konusu değildir. Çünkü burada aynı mekânda bulunmakla nitelenmektedir. Allah Teâlâ, böyle bir halden pek çok yücedir. “Yanında” kelimesinden maksat şayet yakınlık İse bu O’na itaatle ve O’nun elçiliğe ehil ve uygun olanı tespit etmeye dair emirlerini yerine getirmekle olur. Bu elçilik işi, insanla melek arasındaki bir fazilete dayanmaz, aksine melekler delillerin açık olanından daha çok gizli olanını yaptıkları için, bu işe insan daha uygundur. En doğrusunu Allah bilir. Kâfirlerin tekrar dirilmeye dair şaşkınlıklarına gelince, onlar, Allah bizi tekrar diriltecekse neden öldürüyor? Dünyada hiç kimsenin yıkmak için bir bina yaptığı, sonra tekrar aynı binayı yaptığı görülmemiştir, diye hayretlerini dile getiriyorlar. Bu sözlerin hiçbir değeri yoktur, çünkü Allah insanı şayet öldürmeyip hayatta bıraksaydı, amellerinin karşılığını hemen fiilin işlendiği sırada vermesi gerekirdi. Bu ise insanın kendi özgür iradesi ve tercihiyle değil, zorla ve mecburi yolla iman etmesine yol açardı. Çünkü cehenneme konulduğunu ve orada ebediyetler boyunca azaba uğradığını gören herkes, uyarıldığı konularda yanlış fiil yapmaz, aksine ikaz edilmese bile o yanlışı terkeder. Aynı şekilde Allah’a iman ve itaat eden, O’na kulluk yapan biri de cennete girdiğini ve orada ebediyetler boyunca ikrama mazhar olduğunu görürse, artık emre muhalif bir şey yapmaz. Bu durumda da imtihan ortadan kalkar ve onun yerini mecburi iman alır. İşte imanın tam özgür bir irade ile gerçekleşmesi ve onun bir değeri olması için, insana, yaptıklarının karşılığını verme işini başka bir zamana erteledi.
Kur'an'ın Farklı Sıfatlarla Anılması
Şanı yüce Kur'ân'a yemin olsun! Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’i bazı ayetlerde "kerîm" (كريم) diye, yani çok değerli olarak, bazan “hakîm” (حكيم) yani hikmet dolu bir kitap olarak, bazan da burada olduğu gibi “mecîd” (مجيد) diye, yani şanlı bir kitap vasfıyla nitelemektedir. Muhtemelen Allah bu isimleri Kur'an kelimesinin anlamına uygun olarak vermiştir; yani Kur’âna sarılan şanlı olur, kerîm olur, hakîm olur demektedir. Yahut onu indiren şanlıdır, kerîmdir ve hakîmdir diye kendisinin sıfatını kastederek bu isimleri vermiştir. Bu niteliklerin Kur'âna ait sıfatlar olması, kitabın bizzat kendisine râci olması da muhtemeldir, nitekim hikmetli söz, akılsızca söz ifadeleri kullanılır, bununla da bizzat o sözün içinde bulunduğu kitap kastedilir. Buna göre bu sıfatların bu mânada kullanılmış olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir. Ebû Avsece şöyle dedi: Mecîd, mâcid ve temcîd kelimeleri, yücelik, üstünlük, büyüklük manasına gelir. Hayvanın çok bol yemlendiğini ifade için aynı kökten gelen "emcede" (أمجدت) fiili kullanılır. İnsanların yiyecek ve içecek maddeleri bol olunca da yine aynı fiil kullanılır.
Kâfirler, içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar da ‘Bu tuhaf bir şey’ dediler. Bu cümleyi daha önce açıklamıştık.
Öldükten ve toprak olduktan sonra mı (dirileceğiz)? Bu olmayacak bir dönüş! Yani böyle bir şey olmayacak. Âyette geçen “baîd” (بعيد), yani uzak anlamına gelen kelimeyi, kendilerine göre böyle bir olayın mümkün olmadığı mânasında kinâye olarak kullandılar. İbn Kuteybe böyle dedi. Ebû Avsece de şöyle dedi: Bu olmayacak bir dönüş! Yani tekrar hayata dönüş olmayacak bir şeydir. Geri dönüldüğünü ifade için “racea” (رجع) fiili kullanılır.
Yorumu Yorumla
-
mitnâ (متنا)
İbn Fâris kelimenin kökünü "m-v-t" olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının canlılığın gitmesi, hareketsizlik ve sükunet hali olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî mevt kavramını hayatın zıddı olarak tanımlar, ruhun bedenden ayrılması anlamına geldiğini belirtir ve ayetteki kullanımın müşriklerin tamamen bedensel ölüme odaklanan algılarına işaret ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu kelimeyi Cahiliye dönemi Arap düşüncesi ile Kur'an'ın getirdiği yeni tasavvur bağlamında karşılaştırmalı olarak analiz eder; İslam öncesi dönemde ölümün (mevt) mutlak bir son ve kaçınılmaz bir yok oluş (dehr) olarak görüldüğünü, müşriklerin itirazının temelinde yatan bu karamsar algıya karşılık Kur'an'ın ölümü bir diriliş ve dönüşüm evresi olarak yeniden tanımladığını açıklar.
turâben (ترابا)
İbn Fâris kelimenin türediği "t-r-b" kökünün temel anlamının toprak, toz ve yeryüzü maddesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî turâb kelimesinin toprağı ifade ettiğini söyler ve ayetteki bağlamda, bedenin çürüyüp tamamen toprağa karışması ve ayrışması durumunu yansıttığını, müşriklerin itirazının da bu fiziksel yok oluş halinden tekrar bütünleşmiş bir bedene geçişin imkansızlığı üzerine kurulduğunu açıklar.
rac'un (رجع)
İbn Fâris kelimenin kökünü "r-c-a" olarak verir ve bu kökün asıl manasının bir şeyin önceki durumuna, yerine veya başlangıç noktasına geri dönmesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî bu kökten türeyen dönüş eyleminin, ayette ölümden sonra tekrar hayata dönmek ve dirilmek manasında kullanıldığını belirtir; müşriklerin bu kelimeyi alaycı ve reddedici bir tonda dile getirdiklerini vurgular. Toshihiko Izutsu dönüş (rücu) kavramının Kur'an'ın ahiret inancındaki (eskatoloji) merkezi rolüne dikkat çeker; pagan Arapların dünya görüşünde zamanın düz çizgisel ve geri döndürülemez bir yok oluşa doğru aktığını, bu sebeple çürümüş kemiklerin ve toprağın tekrar hayata "dönüş" (rac') fikrinin onların epistemolojisinde karşılığı olmayan, tamamen reddedilen bir konsept olduğunu detaylandırır.
baîdun (بعيد)
İbn Fâris kelimenin kökeni olan "b-a-d" harflerinin temel anlamının yakınlığın zıddı olarak uzaklık, mesafe ve ayrılık olduğunu tespit eder. Râgıb el-İsfahânî kelimenin hem mekansal hem zamansal hem de kavramsal bir uzaklığı ifade edebileceğini belirterek, ayetteki bağlamda bu uzaklığın mekansal olmaktan ziyade akli ve ihtimal dışı bir uzaklık olduğunu açıklar; müşriklerin diriliş fikrini akıllarına sığdıramadıklarını ve tabiat kanunlarına göre gerçekleşme ihtimalini son derece "uzak" ve imkansız gördüklerini dile getirdiklerini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla