قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kaf Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
"Kāf. Şanı yüce Kur'ân'a yemin olsun!"
Kaf Harfinin Anlamı
Buradaki kaf harfi bu sûrenin ismi olması gerekir. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah, sûrelere dilediği ismi verir. Kāf, kinâî bir lafızdır, nitekim Allah kendi kitaplarına Kur'an, Zebûr, Tevrat ve İncil diye isimler vermiştir. Burada bu sûreye ve bütün Kur'ân'a yeminle başlamaktadır. Buradaki kāf harfini, mukattaa harflerinin hepsinden kinâye olarak belirtmiş olması da muhtemeldir. Kur'ân'a yemin olsun! Buradaki Kur'an kelimesi bütün harflerin, mukattaa harflerinin de ismidir. Allah mukattaa ve diğer bütün harfler ile yemin etmektedir. Bazıları şöyle dedi: Kāf, yeryüzünü kuşatan bir dağın adıdır, bu dağ yeşil yakuttan yahut kırmızı yakuttandır, bundan dolayı gökyüzü yeşil gibi görünmektedir. İşte Allah Teâlâ burada ona ve Kur'an'a yemin etmektedir. Ancak ilk yorum daha doğru gibidir, çünkü Araplar Kaf diye bir dağı bilmedikleri gibi onun büyüklüğünden de haberdar değillerdi. Aslında yemin, söylenen sözü ve verilen haberi tekit etmek için yapılır, dolayısıyla muhatap olan kişinin, adına yemin edilen varlığı bilmesi halinde ancak maksat hasıl olur. Muhatap kişi eğer onu bilmez ve ona saygı duymazsa, yapılan yemin anlamsız olur. Allah Teâlâ böyle bir şeyden münezzehtir. Ancak burada şöyle denilebilir: Buradaki yemin, Ehl-i Kitap hakkındadır, onların bilip tanıdıkları kitapları vardı, ayrıca onlara bu kitabı tebliğ eden peygamberleri de vardı. Fakat buradaki yemin lafzı, Araplar hakkında kullanılmıştır, dolayısıyla ilk yorum daha uygun düşmektedir.
Mukattaa Harfleri
Mukattaa harflerinin tefsiri konusunda Resûlullah'tan (s.a.) ne mütevâtir, ne meşhur bir rivayet gelmiş ve ne de ashâb-ı kiramın -Allah hepsinden razı olsun- bunu Hz. Peygambere sorduklarına dair bir bilgi vardır. Dolayısıyla burada yapılması gereken susmak, konuşmamaktır. Målumdur ki, mukattaa harflerinden maksadın ne olduğuna dair Allah ve resülünden bir bilgi olmadıkça hiç kimsenin onunla neyin murat edildiğine vakıf olması mümkün değildir. Hz. Peygamber'in ashabından herhangi bir açıklama gelmediğine göre onlar da bu konuyu Resûlullah'a (s.a.) sormamışlardı. Sormamalarının çeşitli sebepleri olabilir; ya bu harflerin nâzil olan âyetlerdeki hükümlerin beyanı olduğunu biliyorlardı, gelen âyetleri ve hükümleri bildikleri için de sorma gereğini duymamışlardı. Yahut bu harflerin, Cenâb-ı Hakk'ın kimseyi muttali kılmadığı sırlarından olduğu, bunların iman edilmesi ve sorgulanmaması gereken müteşâbihattan olduğu için sormamışlardı. Veyahut "Allah, elçi olarak seçtiklerinden başkasına gaybı bildirmez" mealindeki âyette ifade buyurulduğu üzere bunun Resûlullah'a (s.a.) mahsus özel bir bilgi olduğu için mânasını sormadılar. Veyahut da onlara göre bu harfler sûreleri tanımak için konulan sûre isimleri idi, şahısların isimlerinde mâna aranmadığından dolayı bu harflerin mânasını sorma gereğini duymadılar, bu konuda Hz. Peygamber'den de bir açıklama gelmedi. Nitekim ashâb-ı kirâm, bunların dışında pek çok âyetin tefsirini de Resûlullah'a (s.a.) sormamışlardı. Bunun sebebi de ya âyetlerin ifade ettiği mânayı anlama gücüne sahip olmaları idi; çünkü dilini biliyorlar, âyetlerin nüzûl sebeplerini de biliyorlardı, dolayısıyla âyetin maksadını anlıyorlardı ve sormaya ihtiyaç duymuyorlardı. Yahut da âyetlerin dile getirdiği hükümleri biliyorlardı, bundan dolayı sormaya gerek duymuyorlardı. İşte mukattaa harfleri konusunda da durum böyledir. En doğrusunu Allah bilir.
Kur'an'da Geçen Yemin Lafızları ve Üzerine Yemin Edilen Varlıklar
Cenâb-ı Hak sûrenin başında yemin lafzını belirtti, ancak yeminin ait olduğu yerden söz etmedi. Dolayısıyla bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle dedi: Buradaki yeminden maksat, sonra gelen şu âyettir: "İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz". Bazıları da "Gökleri ve yeri biz yarattık" meâlindeki ayete yemin edildiğini söyler. Bazıları da "Onlar tam bir tutarsızlık içindeler" meâlindeki âyet kastedilmiştir, der. Allah Teâlâ Kāf. Şanı yüce Kur'ân'a yemin olsun lafzıyla yemin etmektedir, çünkü kâfirler tam bir tutarsızlık içinde idiler. Buradaki yeminde kâfirlerin şaşkınlıklarının hedef alınmış olması da muhtemeldir, nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: Kâfirler, içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar da 'Bu tuhaf bir şey, öldükten ve toprak olduktan sonra mı (dirileceğiz)? Bu olmayacak bir dönüş!' dediler. Allah burada onların iki olaydan şaşkınlık içinde olduklarını söylemektedir: Birincisi, içlerinden -yani insanlardan- bir uyarıcının gelmesidir, kâfirler 'Bu tuhaf bir şey' dediler. Başka bir âyette de onların şöyle söyledikleri zikredilmektedir: "Allah, peygamber olarak bir beşeri mi gönderdi?", "Sen de yalnızca bizim gibi bir insansın". Onlar, peygamber olarak bir insanın gönderilmesini sürekli inkâr ediyorlardı. İkincisi, ölümden sonra dirilme olayına şaşırıyorlardı: Öldükten ve toprak olduktan sonra mı (dirileceğiz)? Bu olmayacak bir dönüş! dediler. Kâfirlerin ölümden sonra dirilme gerçeğine şaşırdıklarına ve onu inkâr ettiklerine Kur'an'ın muhtelif âyetlerinde temas ettik. Muhtemeldir ki burada yeminin ait olduğu yer, kâfirlerin şaşkınlıklarıdır yahut peygamber olarak bir insanın gönderilmesini inkâr etmeleridir veyahut ölümden sonra dirilmeyi inkâr etmeleridir. İşte Cenab-ı Hak, Kāf. Şanı yüce Kur'ân'a yemin olsun diyerek bunların olacağına yemin etmekte, onların inkârlarını ve hayretlerini reddetmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kaf (ق)
Celaleddin el-Suyuti eserlerinde mukattaa harflerinden olan bu kelime için farklı görüşleri derleyerek aktarır; bazı alimlerin bu kelimenin dünyayı kuşatan efsanevi Kaf dağına bir atıf olduğunu, bazılarının Allah'ın isimlerinden el-Kâdir veya el-Kâhir isimlerinin bir kısaltması olduğunu savunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî bu tür harflerin Arap dilinin yapı taşları olduğunu ve Kur'an'ın bu harflerle dizilerek muhataplara meydan okuduğunu ifade eden genel bir yaklaşım benimser. Theodor Nöldeke başlangıçta bu harflerin sureleri toplayan veya yazan kişilerin isimlerinin baş harfleri olduğu tezini öne sürmüş, ancak daha sonra bu harflerin mistik semboller olabileceği fikrine yönelmiştir. Arthur Jeffery bu harflerin kökenini Süryanice veya Aramice kısaltmalarda arar ve Kaf harfinin Süryanice "söyledi" anlamına gelen "k-l-e" kökünün ya da doğrudan vahyin doğasına atıf yapan bir kelimenin kısaltması olabileceği ihtimali üzerinde durur. Angelika Neuwirth bu harflerin etimolojik kökeninden ziyade Geç Mekke dönemi surelerinde işlevsel bir retorik araç olduğuna, göksel kitaba ve yazıya dikkat çeken akustik ve yapısal işaretler olduğuna vurgu yapar.
el-Kur'ân (القرآن)
İbn Fâris kelimenin kökünü "k-r-e" olarak belirler ve bu kökün temel anlamının nesneleri bir araya getirmek, toplamak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî aynı kökten yola çıkarak okumanın harfleri ve kelimeleri bir araya getirmek anlamına geldiğini, Kur'an'ın da ilahi hakikatleri ve kıssaları kendisinde topladığı için bu ismi aldığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti kelimenin kökeni hakkında ihtilaflara yer verir; kelimenin "k-r-n" (yaklaştırmak, birleştirmek) kökünden gelebileceği görüşünü ve hiçbir kökten türemeyen, doğrudan bu kitaba verilmiş özel bir isim olduğu yönündeki görüşleri aktarır. Arthur Jeffery kelimenin Arapça kökenli olmadığını, Süryanice kilise ayinlerinde okunan dua ve metinler anlamına gelen "keryânâ" kelimesinden Arapçaya geçtiğini savunur. Christoph Luxenberg de kelimenin kökenini Süryanice okuma kitabı anlamına gelen "keryânâ" kelimesine dayandırır ve metnin litürjik bir kullanım bağlamına sahip olduğunu iddia eder. Theodor Nöldeke kelimenin bu Süryanice ayin teriminden kopyalandığını ve Arapçalaştırıldığını destekler. Toshihiko Izutsu kelimenin salt okuma eyleminden ziyade semantik bir daralma yaşayarak doğrudan vahyi ifade eden özel bir terime dönüştüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin etimolojisini incelerken lectionary karşılığına değinmekle beraber, kelimenin şifahi kültürde sesli okuma ve hitabet yönünün ağır bastığına dikkat çeker.
el-Mecîd (المجيد)
İbn Fâris kelimenin kökünü "m-c-d" olarak verir ve bu kökün asıl anlamının her türlü iyilik, şeref ve yücelikte genişlik ve bolluk olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî mecd kavramının erdem ve şerefte çokluk anlamına geldiğini ifade ederek, ayette zikredilen vahyin ulu ve içindeki hidayetin bol olması hasebiyle bu sıfatla nitelendirildiğini söyler. Celaleddin el-Suyuti kelimenin etimolojik bağlamında yücelik ve şeref anlamlarını öne çıkararak, metnin hem lafız hem de mana bakımından bereketi ve bahşedeceği yücelik sebebiyle Mecîd olarak adlandırıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu "m-c-d" kökünün İslam öncesi dönemde kabile şerefi, asalet ve dünyevi bir ululuk anlamında kullanıldığını, ayetin bu kavramı etimolojik bağlamından koparmadan dönüştürdüğünü ve onu ilahi bir yücelik formuna sokarak semantik olarak yeniden inşa ettiğini analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla