سَلَامٌ۠ۛ هِيَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kadir Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: esenlik, şafağa kadar, selamet, kadir suresi, kadir 5, kadir suresi 5. ayet, fecrin doğuşu
-
4. "O gece melekler ve ruh, Rab’lerinin izniyle her bir iş için iner dururlar."
5. "O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur."
O gece melekler ve ruh, rablerinin izniyle her bir iş için iner dururlar. Bazıları dediler ki: Burada ruh (الروح) kelimesinden maksat Cibril aleyhisselâmdır. Şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Onu, Rûhulemîn indirmiştir”. Bazıları da şöyle dediler: Nasıl ki melekler insanlar üzerine müvekkel ise Ruh da melekler üzerine müvekkeldir. Burada ruhtan kastın rahmet olması da mümkündür. Yani melekler, mübarek olarak isimlendirilen o gecede bereketlerle birlikte rahmeti indirirler. Sonra “fîhâ” (فيها) kelimesi hakkında ihtilaf edildi: Kimi, buna o gecede melekler ve ruh iner anlamını verdi. Kimi de ona ruh meleklere iner mânasını vermiştir.
Rabb’inin izniyle. Yani Rab’lerinin emri ile inerler. Her bir iş için. Bazıları şöyle dedi: O sene yeryüzünde olacak her bir durumu (ele alırlar). İbn Kuteybe de benzer şekilde söyledi¹². Her bir iş için. Esenlik doludur. Âyetin metninde geçen “min külli emr” (من كل امر); “bi külli emr” (بكل امر) takdirindedir. Denildi ki: Allah Teâlâ’nın takdir buyurduğu her bir iş. Yani melekler Allah’ın takdir buyurduğu işleri hakkında, Allah tarafından bilgi sahibi kılınmadıkça kendileri bilgi sahibi değillerdir. Sanki melekler, o sene içinde gerçekleşecek olaylarla ilgili olarak takdir buyurduğu işleri öğreniyorlar da Allah’ın emri ile onları gerçekleştirmek üzere iniyorlar.
“Selâm” (سلام) hakkında şöyle denildi: Melekler kanatlarını çırparak Allah’tan selâm, rahmet ve mağfiret ile inerler. Denildi ki: O esenlikli bir gecedir; o gecede hiçbir şer vuku bulmaz ve o gecede tan yeri ağarana kadar hiçbir şeytan bırakılmaz. Bazıları da şöyle dedi: O meleklerin selâmıdır. Yani melekler o gece melekler o gece erkek ve kadın müminlerin her birine selâm verirler. Kimi de şöyle dedi: Her âfet ve belâdan esenlik vardır. Şu İlâhî beyanda böyle ifade edilmiştir: “Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır”'.
Bazıları dedi ki: Onu Allah’ın azabından korurlar. Bazıları da onu Allah Teâlâ’nın emriyle korurlar anlamı vermiştir. Bu itibarla “min külli emrin selâm” cümlesi bu iki şekilde yorumlanabilmektedir.
O gece tan yeri ağarıncaya kadar. “O” anlamındaki “hiye” (هِيَ) zamirinden maksat tan yeri ağarana kadar süren söz konusu bereketler olabilir. Ya da tan yeri ağarana kadar süreceği belirtilen “selâm”, yani esenlik olabilir. Yahut tan yeri ağarana kadar yeryüzüne inmekte olan melekler kastedilmiş olabilir. Rivayet edildiğine göre İbn Abbâs (r.a.) bu âyeti “min külli emrin selâm” (مِنْ كُلِّ امْرِئٍ سَلَامٌ) diye okudu ve bunu melekler diye de açıkladı.
Bazıları dediler ki: Kadir gecesinin ne zaman olduğuna dair Hz. Peygambere (a.s.) isnat edilen rivayetler farklılık arz etmektedir. Sahabe (r.anhüm) bu konuda ihtilaf etmiştir. Abdullah b. Üneys, Hz. Peygamberin (a.s.) şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Onu (ramazanın) son on günü içinde arayın! Ve her tek günde özel olarak ardına düşün!”. Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle rivayet etti: Hz. Peygamber (a.s.) şöyle dedi: “Ramazanın on dokuzuncu gecesi, yirmi birinci gecesi, yirmi üçüncü gecesi”. İbn Ömer (radıyallâhu anhümâ) Hz. Peygamberin (a.s.) şöyle dediğini rivayet etti: “Kadir gecesini son yedi gün içinde arayın!”.
Onun yirmi yedinci gecede olduğu da rivayet edilmiştir. Abdullah b. Ömer (r.a.) Hz. Peygambere (a.s.) kadir gecesini sordu. Ben de onu duymuyordum. Dedi ki: “O her ramazandadır”. Zir [b. Hubeyş]’ten rivayet edilmiştir: Übey b. Kâb’a dedim ki: Bana kadir gecesini bildir ey Ebu’l-Münzir! Çünkü bizim arkadaşımız Abdullah b. Mesûd’a bu soruldu da o şöyle dedi: “Kim yılın tümünü ihya ederse kadiri bulur!” Dedi ki: “Evet! Allah Ebû Abdurrahmân’a rahmet etsin! Vallahi o onun ramazanda olduğunu bildi. Fakat insanların ona güvenip de tembellik yapacaklarından endişe etti. Vallahi o ramazandadır; yirmi yedinci gecedir’’.
Sonra ne bizim için ne de bir başkasının o geceye şöyle işaret edip belirlemeye hakkı yoktur: Kadir gecesi şu gecedir, yirmi yedinci gecedir, yahut yirmi dokuzuncu gecedir. Bu ancak ona işaret eden Hz. Peygamberden (a.s.) tevatür yoluyla bir haber sabit olması halinde mümkün olur. İşte o zaman bu caiz olur, aksi halde geceler içinde aranması gerekir. Rivayet edilen haberler tenakuz diye değil tevafuk olarak yorumlanır ve böylece hepsi de sahih olabilir. Buna göre bir sene bazı gecelerde, diğer bir sene başka yerlerde, başka bir yıl ramazanın son on günü içinde, bir diğer yıl da ramazanın ortası on gün içinde, daha başka bir yıl ramazanın ilk onunda, sair bir yılda da ramazan dışında olur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Selâm (سَلَامٌ)
İbn Fâris, s-l-m kökünün kurtuluş, esenlik, her türlü ayıp, kusur ve hastalıktan uzak olmak anlamlarına gelen temel bir asıl olduğunu belirtir. Bir şeyin "selâmete" ermesi, onun bütünlüğünü koruması ve dış etkenlerden zarar görmemesidir. Râgıb el-İsfahânî, selâmın maddi ve manevi her türlü noksanlıktan azade olma hali olduğunu, Kadir gecesinin bu vasıfla nitelenmesinin ise o gecenin baştan sona bir hayır, emniyet ve ruhanî bir sükûnet iklimi olmasından kaynaklandığını ifade eder. Ona göre bu selâm, meleklerin müminlere yönelik esenlik dileklerini de kapsar. Mustafa Öztürk, ayetteki selâm kelimesinin gecenin bütününe yayılan bir güvenlik atmosferini simgelediğini, bu zaman diliminde şer ve kötülüğün yer bulamayacağı bir ilâhî korumanın söz konusu olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, selâm kavramını Kur'ân’ın etik-dinî dünyasında "mutlak barış ve güvenlik" olarak tanımlar; Kadir gecesinin bu sıfatla anılması, onun insanlık için ontolojik bir "huzur ve barış" anı olarak takdir edildiğini gösterir. Sadık Kılıç, buradaki selâmın bir varoluşsal diriliş muştusu olduğunu, insanın vahyî ışıkla kendi iç barışına ve ilâhî rızaya ulaşma imkânını bu esenlik ikliminde bulduğunu vurgular. Hidayet Aydar, kelimenin o gecedeki meleklerin müminleri selâmlaması ve onlara dua etmesiyle doğrudan ilişkili olduğunu, gecenin her anının bereketle kuşatıldığını belirtir.
Matla (مَطْلَعِ)
İbn Fâris, t-l-a kökünün bir şeyin ortaya çıkması, yükselmesi, bir yere nüfuz etmesi ve görünür hale gelmesi anlamına gelen bir asıl olduğunu ifade eder. Güneşin veya yıldızların doğmasına, karanlığı yarıp belirdikleri için bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, matla kelimesinin hem "doğuş zamanı" hem de "doğuş yeri" (ism-i zaman ve ism-i mekân) manasına geldiğini, bu ayette ise gecenin nihayete erip tan yerinin ağarmaya başladığı vakti işaret ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, matla kelimesinin ayette gecenin kronolojik sınırını belirlediğini, Kadir gecesine özgü o müstesna esenliğin ve melekûtî inişin şafak vaktine kadar kesintisiz devam ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, bu kavramı vahyî sürecin ve ruhanî tecellinin zirve noktasından sonra gün ışığıyla birlikte "normal zamana" dönüşün eşiği olarak tanımlar. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryânîce arka planında "belirme ve aşikâr olma" anlamlarının baskın olduğunu, bunun vahyî nurun tamamlanmasıyla örtüştüğünü savunur.
Fecir (الْفَجْرِ)
İbn Fâris, f-c-r kökünün bir şeyi genişçe yarmak ve açmak anlamına gelen temel bir asıl olduğunu belirtir. Tan yerinin ağarmasına, sabah aydınlığının gece karanlığını boydan boya yarıp ortaya çıkması nedeniyle fecir denilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, fecrin iki tür olduğunu (fecr-i kâzib ve fecr-i sâdık), ayette kastedilenin ise ışığın ufukta yatay olarak yayıldığı kesin aydınlık olduğunu ifade eder. Bu yarma eylemi, mecazi olarak cehalet ve zulmetin ilâhî bilgiyle yarılmasını da temsil eder. Mustafa Öztürk, fecir kelimesinin burada Kadir gecesinin ruhanî atmosferinin dünya zamanı içindeki bitiş mühürü olduğunu, o andan itibaren gündüzün ve günlük hayatın rutin akışının başladığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fecri bir "diriliş ve uyanış" anı olarak niteler; Kadir gecesinin bu vakitte sona ermesi, vahyî mesajın insanlık için yeni bir günün, yeni bir bilincin başlangıcı olduğunu simgeler. Arthur Jeffery, kelimenin Sâmi dillerindeki (İbranîce "peger") ortak kökenlerine dikkat çekerek, terimin kadim zamanlardan beri ışığın karanlığa galip geldiği anı tanımlayan güçlü bir dinsel metafor olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla