تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kadir Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kadir suresi 4. ayet, kadir 4, melekler, kadir suresi, ruh, her iş için, inme, cebrail, rabbin izni, rab, nüzul, melek, emir, buyruk
-
4. "O gece melekler ve ruh, Rab’lerinin izniyle her bir iş için iner dururlar."
5. "O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur."
O gece melekler ve ruh, rablerinin izniyle her bir iş için iner dururlar. Bazıları dediler ki: Burada ruh (الروح) kelimesinden maksat Cibril aleyhisselâmdır. Şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Onu, Rûhulemîn indirmiştir”. Bazıları da şöyle dediler: Nasıl ki melekler insanlar üzerine müvekkel ise Ruh da melekler üzerine müvekkeldir. Burada ruhtan kastın rahmet olması da mümkündür. Yani melekler, mübarek olarak isimlendirilen o gecede bereketlerle birlikte rahmeti indirirler. Sonra “fîhâ” (فيها) kelimesi hakkında ihtilaf edildi: Kimi, buna o gecede melekler ve ruh iner anlamını verdi. Kimi de ona ruh meleklere iner mânasını vermiştir.
Rabb’inin izniyle. Yani Rab’lerinin emri ile inerler. Her bir iş için. Bazıları şöyle dedi: O sene yeryüzünde olacak her bir durumu (ele alırlar). İbn Kuteybe de benzer şekilde söyledi¹². Her bir iş için. Esenlik doludur. Âyetin metninde geçen “min külli emr” (من كل امر); “bi külli emr” (بكل امر) takdirindedir. Denildi ki: Allah Teâlâ’nın takdir buyurduğu her bir iş. Yani melekler Allah’ın takdir buyurduğu işleri hakkında, Allah tarafından bilgi sahibi kılınmadıkça kendileri bilgi sahibi değillerdir. Sanki melekler, o sene içinde gerçekleşecek olaylarla ilgili olarak takdir buyurduğu işleri öğreniyorlar da Allah’ın emri ile onları gerçekleştirmek üzere iniyorlar.
“Selâm” (سلام) hakkında şöyle denildi: Melekler kanatlarını çırparak Allah’tan selâm, rahmet ve mağfiret ile inerler. Denildi ki: O esenlikli bir gecedir; o gecede hiçbir şer vuku bulmaz ve o gecede tan yeri ağarana kadar hiçbir şeytan bırakılmaz. Bazıları da şöyle dedi: O meleklerin selâmıdır. Yani melekler o gece melekler o gece erkek ve kadın müminlerin her birine selâm verirler. Kimi de şöyle dedi: Her âfet ve belâdan esenlik vardır. Şu İlâhî beyanda böyle ifade edilmiştir: “Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır”'.
Bazıları dedi ki: Onu Allah’ın azabından korurlar. Bazıları da onu Allah Teâlâ’nın emriyle korurlar anlamı vermiştir. Bu itibarla “min külli emrin selâm” cümlesi bu iki şekilde yorumlanabilmektedir.
O gece tan yeri ağarıncaya kadar. “O” anlamındaki “hiye” (هِيَ) zamirinden maksat tan yeri ağarana kadar süren söz konusu bereketler olabilir. Ya da tan yeri ağarana kadar süreceği belirtilen “selâm”, yani esenlik olabilir. Yahut tan yeri ağarana kadar yeryüzüne inmekte olan melekler kastedilmiş olabilir. Rivayet edildiğine göre İbn Abbâs (r.a.) bu âyeti “min külli emrin selâm” (مِنْ كُلِّ امْرِئٍ سَلَامٌ) diye okudu ve bunu melekler diye de açıkladı.
Bazıları dediler ki: Kadir gecesinin ne zaman olduğuna dair Hz. Peygambere (a.s.) isnat edilen rivayetler farklılık arz etmektedir. Sahabe (r.anhüm) bu konuda ihtilaf etmiştir. Abdullah b. Üneys, Hz. Peygamberin (a.s.) şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Onu (ramazanın) son on günü içinde arayın! Ve her tek günde özel olarak ardına düşün!”. Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle rivayet etti: Hz. Peygamber (a.s.) şöyle dedi: “Ramazanın on dokuzuncu gecesi, yirmi birinci gecesi, yirmi üçüncü gecesi”. İbn Ömer (radıyallâhu anhümâ) Hz. Peygamberin (a.s.) şöyle dediğini rivayet etti: “Kadir gecesini son yedi gün içinde arayın!”.
Onun yirmi yedinci gecede olduğu da rivayet edilmiştir. Abdullah b. Ömer (r.a.) Hz. Peygambere (a.s.) kadir gecesini sordu. Ben de onu duymuyordum. Dedi ki: “O her ramazandadır”. Zir [b. Hubeyş]’ten rivayet edilmiştir: Übey b. Kâb’a dedim ki: Bana kadir gecesini bildir ey Ebu’l-Münzir! Çünkü bizim arkadaşımız Abdullah b. Mesûd’a bu soruldu da o şöyle dedi: “Kim yılın tümünü ihya ederse kadiri bulur!” Dedi ki: “Evet! Allah Ebû Abdurrahmân’a rahmet etsin! Vallahi o onun ramazanda olduğunu bildi. Fakat insanların ona güvenip de tembellik yapacaklarından endişe etti. Vallahi o ramazandadır; yirmi yedinci gecedir’’.
Sonra ne bizim için ne de bir başkasının o geceye şöyle işaret edip belirlemeye hakkı yoktur: Kadir gecesi şu gecedir, yirmi yedinci gecedir, yahut yirmi dokuzuncu gecedir. Bu ancak ona işaret eden Hz. Peygamberden (a.s.) tevatür yoluyla bir haber sabit olması halinde mümkün olur. İşte o zaman bu caiz olur, aksi halde geceler içinde aranması gerekir. Rivayet edilen haberler tenakuz diye değil tevafuk olarak yorumlanır ve böylece hepsi de sahih olabilir. Buna göre bir sene bazı gecelerde, diğer bir sene başka yerlerde, başka bir yıl ramazanın son on günü içinde, bir diğer yıl da ramazanın ortası on gün içinde, daha başka bir yıl ramazanın ilk onunda, sair bir yılda da ramazan dışında olur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Tenezzelü (تَنَزَّلُ)
İbn Fâris, n-z-l kökünün bir şeyin yukarıdan aşağıya doğru hareket etmesi ve bir yere yerleşmesi anlamına gelen bir asıl olduğunu belirtir. Bu kelimenin "tafa’ul" vezninde (tenezzelü) kullanılması, inişin bir defada değil, parça parça, grup grup ve süreklilik arz edecek şekilde gerçekleştiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kalıbın çokluk ve yoğunluk bildirdiğini, meleklerin Kadir gecesinde yeryüzünü kuşatacak şekilde dalga dalga inişini nitelediğini savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının ilâhî rahmetin ve melekûtî âlemin yeryüzüne yönelik yoğun bir "akışını" simgelediğini belirtir. Bu iniş, sıradan bir hareket değil, vahyî atmosferin yeryüzünde fiilen tecelli etmesidir. Sadık Kılıç, tenezzül eylemini yüce olanın alçak olana, aşkın olanın tarihsel olana doğru bir lütuf uzanışı olarak tanımlar; bu, varlığın üst mertebelerinden alt mertebelerine doğru bir ruhanî teneffüstür. Angelika Neuwirth, bu fiilin kullanımındaki dinamizme dikkat çekerek, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki sınırların bu geceye özel olarak şeffaflaştığını ve sürekli bir iletişimin başladığını ifade eder.
Melâike (الْمَلَائِكَةُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni hakkında iki görüşe yer verir: İlki "l-e-k" kökünden elçilik (risâlet) anlamına gelen "mel’ek"tir; ikincisi ise "m-l-k" kökünden güç ve yönetim (mülk) anlamına gelir. Her iki durumda da melekler, Allah’ın emirlerini ileten ve kozmik nizamda görevli olan güçlü elçilerdir. Râgıb el-İsfahânî, meleklerin hem ruhanî bir cevher hem de ilâhî iradeyi uygulamaya memur fonksiyonel varlıklar olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sâmî dillerindeki (özellikle Habeşçe ve İbranîce "mal’ak") kökenlerini inceleyerek, terimin Kur’ân’da vahyî mesajın taşıyıcıları olan göksel varlıklar için teknik bir terim haline geldiğini vurgular. Mustafa Öztürk, meleklerin Kadir gecesindeki mevcudiyetini, vahyî mesajın kutsiyetini koruyan ve o geceki dualara şahitlik eden bir "semavî şahitler ordusu" olarak niteler. Gabriel Said Reynolds, meleklerin inişi temasının Geç Antik Çağ vahyî geleneklerindeki "göksel mahkemenin yeryüzüne tecellisi" motifiyle olan benzerliğine dikkat çeker. Hidayet Aydar, melâike kavramının bu ayette "Ruh" ile birlikte zikredilmesinin, yeryüzünün o gece melekût âlemiyle tam bir bütünleşme yaşadığını gösterdiğini belirtir.
Rûh (الرُّوحُ)
İbn Fâris, r-v-h kökünün nefes, rüzgâr ve rahatlık (ferahlık) manalarına gelen bir asıl olduğunu ifade eder. Canlılık veren öz (ruh) ve esinti (rih) bu kökten türemiştir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayette geçen "er-Rûh" ifadesinin meleklerin en üstünü olan Cebrail olduğunu veya meleklerden ayrı, onlardan daha üstün bir ruhanî varlık olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, Ruh’un vahyî dinamizmin merkezî bir unsuru olduğunu ve ilâhî olanın can verici gücünü temsil ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, klasik tefsir geleneğine uygun olarak buradaki Ruh’un Cebrail olduğunu, onun "Ruhu’l-Emin" vasfıyla vahyi getiren asıl aktör olarak meleklerden ayrı zikredilerek onurlandırıldığını ifade eder. Sadık Kılıç, Ruh kavramının "hayat verme" özelliğine vurgu yaparak, Kadir gecesinde inen bu Ruh’un insanlığın manevî ölümlerine son verecek bir "diriliş soluğu" olduğunu söyler. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryânîce arka planında "kutsal nefes" veya "vahyî esinti" anlamlarının baskın olduğunu iddia eder.
İzn (إِذْنِ)
İbn Fâris, e-z-n kökünün kulak ve bir şeyi işitip ona göre hareket etmek, onay vermek anlamlarına gelen bir asıl olduğunu belirtir. İzin, bir işin yapılmasına yönelik irade ve onayın bildirilmesidir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki iznin hem ontolojik bir "ol" emrini hem de teşriî bir müsaadeyi kapsadığını, meleklerin kendi iradeleriyle değil, mutlak ilâhî iradenin onayıyla yeryüzüne yöneldiklerini vurgular. Mustafa Öztürk, iznin burada "emir ve meşiet" (dileme) anlamında kullanıldığını, hiçbir ruhanî varlığın Allah’ın yetkilendirmesi olmadan tarihsel sürece müdahale edemeyeceğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "bi-izni" ifadesinin Kur’ân’ın tevhid merkezli dünya görüşünü pekiştirdiğini, her türlü harikulade olayın ancak Allah’ın onayıyla mümkün olabileceğini gösterdiğini belirtir.
Rab (رَبِّ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün bir şeyi sahiplenmek, onu ıslah etmek, terbiye ederek kemale erdirmek anlamlarına gelen bir asıl olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, Rab kelimesinin yaratıkları ihtiyaç duydukları her alanda besleyen, yetiştiren ve nihai amaçlarına ulaştıran "eğitici otorite" olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, "Rabbihim" (onların Rabbi) ifadesinin, meleklerin ve Ruh’un da tamamen Allah’ın rububiyeti altında olduğunu ve O’na olan mutlak bağlılıklarını simgelediğini belirtir. Sadık Kılıç, rububiyetin bu bağlamda bir "şefkat ve düzen" eylemi olduğunu, meleklerin inişinin de bu terbiyevi sürecin bir parçası olarak insanlığı arındırmayı amaçladığını ifade eder.
Emr (أَمْرٍ)
İbn Fâris, e-m-r kökünün bir şeyi istemek, buyurmak ve ayrıca "iş, durum, hal" anlamlarına gelen bir asıl olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "emr"in hem "ilâhî buyruk" hem de o yıl içinde gerçekleşecek olan "işlerin ve takdirlerin" toplamı anlamına geldiğini savunur. Mustafa Öztürk, "min külli emrin" ifadesinin, Kadir gecesinde her türlü hikmetli işin ayırt edildiği ve hükme bağlandığına dair vahyî vurguyu pekiştirdiğini belirtir. Bu, evrensel planın bir parçası olan operasyonel bir emirdir. Gabriel Said Reynolds, "Emr" kelimesinin bu ayetteki kullanımını, Geç Antik Çağdaki "Logos" (Kelâm/Söz) veya ilâhî iradenin yeryüzündeki etkin gücü kavramlarıyla ilişkilendirir. Angelika Neuwirth, kelimenin bu bağlamda "kaderî karar" (decree) anlamı taşıdığını ve bu gecenin insanlığın geleceğine dair ilâhî kararların tebliğ edildiği an olduğunu vurgular. Hidayet Aydar, kelimenin buradaki kullanımının "hüküm" manasında olduğunu ve Duhân Suresi'ndeki "her hikmetli işin ayrılması" ifadesiyle bütünlük arz ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla