وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۢ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İsrâ Sûresi, 105. Ayet
Daralt
X
-
“Biz Kur’ân’ı sadece gerçeğin bilgisi olarak indirdik, o da (sana) yalnız gerçeği söyleyerek geldi; seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”
Biz Kur’ân’ı sadece gerçeğin bilgisi olarak indirdik, o da (sana) yalnız gerçekle indi. Hasan-ı Basrî şunu söylemiştir: Kuranda hikmetler ve haberler vardır; onun hikmetleri adalettir, haberleri doğrudur ve gerçektir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Rabb’inin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir”. “Ve temmet kelimetü Rabb’ike sıdkan ve adlen” (وتمت كلمة ربك صدقا وعدلا) cümlesindeki “sıdkan” verdiği haberlerde demektir. “Adlen” (عدلا) kelimesi ise içinde bulunan hikmetler bakımından demektir. Allah işte içinde adaletli hükümler ve doğru haberler bulunan bu gerçekten ötürü Kur an’ı indirdi. Şöyle de deniliyor: Doğruluk haberlerde ve haber vermekte, adalet de hükümlerde ve haklardadır. Hak ile indi. Yani sizde devam edip karar kılan hak ile, yahut buna benzer bir söz demektir. Onu hak ile indirdik meâlindeki beyanın şu mânaya da ihtimali vardır: Yani Allah’ın kulları üzerindeki hakkı ile ve bazı kulların bazıları üzerindeki hakkı üe Kur’ân’ı indirdik demektir. Hak ile indi. Yani Allah’ın kulları üzerindeki o hakkı sebebiyle devam edip yerleşti yaratıkların bazılarının bazıları üzerindeki hakkı sebebiyle sabit olup karar kıldı. Bunun dayandığı temel şu âyettir: Biz Kur’ân’ı gerçek ile indirdik, o da gerçek ile inmiştir. Hak övülen ve sevilen her şeyin adıdır. Bâtıl da sevilmeyen ve kötülenen her şeyin adıdır. Kim hakka uyarsa sevilmiş ve övülmüş olur; kim de hakka muhalefet eder ve ona uymayı terkederse kötülenmiş olur. Yahut Hak ile indi mealindeki cümle değiştirme ve tahrif ona bulaşmadı mânasında olur.
Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Allah, Hz. Peygamberi (s.a.) sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdiğini haber verdi, fakat bu peygamberliğin gereği olarak böyledir. Allah onu sadece sözünü ettiği bu iki husus için gönderdi. Yoksa onu, nefsinde birçok zorluklarla sınamıştır, bütün vakitlerde özellikle bu iki görevle meşgul değildi, fakat bu peygamberliğin gereği idi. Allah onu sadece müjdelemek ve uyarmak için gönderdi. Yani seni koruyucu ya da vekil olarak göndermedi, onlar üzerinde baskıcı biri olarak da göndermedi. Belki, seni kendilerine elçiliği tebliğ etmek sonra da müjdelemek ve uyarmak için gönderdi; bunlar işlerin sonunda olan iki durumdur: Müjdelemek, sevilen ve övülen her işin sonunda olur, uyarmak ise hoş karşılanmayan ve kötülenen her işin sonunda olur.
Burada seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik meâlindeki beyan hakkında şöyle bir soru sorulabilir: Müjde, Hz. Peygamber’in emrettiği ve çağırdığı hususlarda onun çağrısını kabul edenleredir, uyarı da yasaklanan işi yapanlaradır. Şu halde bu ifade, yasağın engelleme ve haram kılmaya nasıl işaret etmez? Çünkü yasaklanan şeyi yapması sebebiyle Allah kula uyarıda bulunmuştur.
Buna şöyle cevap verilir: Uyarı her kötülenen ve hoş karşılanmayan eylemin akıbetidir, müjdelemek de her sevilen ve övülen eylemin akıbetidir. Dolayısıyla bu, âdap ve diğer şeyler hakkında olur. Bununla beraber, peygamberler sadece yasaklanan ve halk arasında ortaya çıkan şirk ve diğer kötü ve çirkin işleri değiştirmek için gönderilmişlerdir. Onlar, halk arasında ortaya çıkan küçük günahlar sebebiyle gönderilmemişlerdir. Fakat, gönderildikleri görevlere bağlı olarak küçük günahlarla âdap türünden işler de müjde ve uyarıya dâhil olmuştur. Yoksa onların gönderilme sebebi, sadece büyük günahlarla kötü davranışlar olurdu. Durum belirttiğimiz gibi olunca, sözünü ettiğimiz mekruhlar ve âdap kabilinden olan işler de yasaklar da edep yasağı, vücup ve hüküm açısından yasak olmuştur. Bunun yanında, yüce Allah birçok kötülükleri affedeceğini haber vermiştir. Affedeceği küçük günahlar uyarı ve tehdide dâhil olmaz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve bilhakkı (وَبِالْحَقِّ)
Arapçada atıf/bağlaç harfi olan "ve", "ile, beraberinde, bizzat içine işlenmiş olarak" manaları katan "bâ" (bi) harf-i ceri ve "h-k-k" (hakikat, sabit olmak, doğru olmak, yalanın ve batılın zıddı) kökünden türeyen belirlilik takılı "el-Hakk" isminin birleşiminden oluşur. Zarf konumunda esre (mecrur) halindedir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin mutlak manada sabit olması, şüphe götürmez bir şekilde gerçekleşmesi, varlığının kof bir iddia değil bizzat sağlam, gerçek ve sarsılmaz bir temele dayanması" olduğunu bildirir.
Râgıb el-İsfahânî, "Hak" kavramının Kur'an'daki ontolojik ağırlığını tahlil eder. Hak, bâtılın (geçici, anlamsız, kurgusal ve asılsız olanın) tam zıddıdır. İlahi eylemlerin rastgele, boş bir oyun veya sihirbaz kurgusu (abes/oyalanma) olmaktan çıkarılıp bütünüyle "ontolojik bir gaye, sarsılmaz bir adalet ve mutlak bir hikmet" üzerine inşa edilmesidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an anlambiliminde "Hak" ile inme eyleminin o devasa kozmolojik dokusunu ifade eder. Müşrikler vahyi sıradan bir şiir yahut kahinlerin kuruntusu zannediyorlardı. Ayet, vahyin sıradan bir söz yahut mitoloji olmadığını; bizzat varoluşun merkezindeki o "sarsılmaz gerçeklikle/hakk ile" yoğrulmuş, gerçeğin ta kendisi olan mutlak bir direktif olduğunu bu kelimeyle dondurur.
Celaleddin el-Suyuti, "bâ" harf-i cerinin (bi-lhakkı) burada "musahabe/maiyyet" (birliktelik ve mutlak iç içelik) manası kattığını belirtir. Vahiy hakkın sadece yanında yahut refakatinde inmemiştir; o bizzat "hakkın ta kendisine, o mutlak gerçeğin özüne" sarmalanmış, hak ile zırhlanmış olarak gönderilmiştir.
Enzelnâhu (أَنزَلْنَاهُ)
Kelimenin kökü "n-z-l" olup sözlükte "yukarıdan aşağıya inmek, konaklamak, indirmek ve yerleşmek" anlamlarına gelmektedir. İf'al babında (inzal) mazi (geçmiş zaman) fiil formundadır. Azamet zamiriyle (Biz indirdik/nâ) kullanılmış ve sonuna vahye dönen "onu" (hu) nesne zamiri eklenmiştir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyin, şahsın veya nesnenin yüksekte bulunduğu bir konumdan, dikey bir eksende, kasıtlı olarak aşağıya doğru süzülerek yahut bırakılarak inmesi" olduğunu bildirir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, eylemin "Biz indirdik" (enzel-nâ) şeklinde azamet zamiriyle ve if'al babında (tek seferde, mutlak bir iradeyle fırlatılırcasına) gelişindeki o devasa teolojik ağırlığı değerlendirir. Müşrik aklı, vahyi yeryüzünün toprağından, peygamberin kendi dâhiyane zihninden yahut sihirbazların ürettiği yatay bir kurgu sanıyordu. Yaratıcı; onun bizzat o aşkın, mutlak ve ulaşılamaz ilahi otoriteden (yukarıdan aşağıya) "indirilen" devasa, dikey bir kozmik müdahale olduğunu bu fiille mühürler. O gökseldir, yersel değil.
Ve bilhakkı (وَبِالْحَقِّ)
Arapçada atıf/bağlaç harfi olan "ve" ile "ile, bizzat gerçeğin ta kendisiyle" manasındaki "bilhakkı" kelimesinin tekrarıdır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin peş peşe, aynı ayet içinde ikinci kez zikredilmesindeki (ve bilhakkı) o muazzam felsefi ve teolojik koruma kalkanını inceler. Yaratıcı vahyi "hak ile, mutlak bir gerçeklikle" (birinci bilhakkı) göndermiştir; ancak o uzun kozmik yolculukta (gökten yere inerken) o mesaja şeytanlar, beşeri hevesler, sihirbazlar veya şeytani fısıltılar karışmış, onu bozmuş olabilir mi? İşte bu ikinci "hak ile" lafzı; mesajın yola çıktığı o ilahi makamdaki ilk saflığını ve gerçeğini, hedefine (peygamberin kalbine) tam olarak ulaşana kadar milimi milimine "koruduğunu, yolda zerre kadar bozulmadan, eksilmeden ve şeytani bir sızıntıya uğramadan" bizzat yine "hak ile" yerine vardığını donduran sarsılmaz bir ontolojik garantidir.
Nezele (نَزَلَ)
Aynı "n-z-l" (yukarıdan aşağıya inmek) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) tekil fiildir. Bu kez geçişsiz (lâzım) formda "o indi/yerleşti" manasında kullanılmıştır. Faili (öznesi) doğrudan vahyin kendisidir.
Dücane Cündioğlu, "Enzelnâ" (Biz indirdik) eyleminin hemen peşine, bu kez faili doğrudan vahyin kendisine dönen "nezele" (o bizzat indi) fiilinin kullanılmasındaki o fail/özne değişiminin felsefi estetiğini tahlil eder. Vahiy (Kur'an) sadece Yaratıcı'nın elinde itilen pasif bir nesne/metin değildir. O, ilahi irade tarafından "hak ile" donatıldıktan sonra; adeta kendi canlı, otonom ve sarsılmaz ontolojik ağırlığıyla yeryüzünün tam merkezine bizzat "inen, oturan, ağırlığını koyan" (nezele) devasa, aktif ve eylemsel bir hakikat kütlesine dönüşür. İnme eylemi kusursuzca tamamlanmış, hakikat yeryüzüne bizzat ayak basmıştır.
Ve mâ (وَمَا)
Arapçada atıf/bağlaç harfi olan "ve" ile olumsuzluk (nefy) bildiren "mâ" (değil, etmedik) edatının birleşiminden oluşur.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin elçilik (risalet) misyonuna geçen bu kısmında kullanılan "mâ" (olumsuzluk) edatının, cümlenin ilerisindeki "illâ" (ancak/hariç) istisna edatıyla birleşerek Arap belagatinde o sarsılmaz "kasr/hasr" (mutlak sınırlandırma ve tahsis) sanatını kurduğunu tahlil eder. Peygamberin omuzlarına yüklenen o sahte tanrısal beklentileri (altın indirme, göğü düşürme, zorbalık yapma hezeyanlarını) bu edatla sıfırlar ve elçinin statüsünü bütünüyle izole eder.
Erselnâke (أَرْسَلْنَاكَ)
Kelimenin kökü olan "r-s-l" lafzı, sözlükte "salıvermek, yollamak, elçi göndermek ve mesaj taşımak" anlamlarına gelmektedir. İf'al babında (irsal) mazi (geçmiş zaman) fiil formundadır. Azamet zamiriyle (Biz gönderdik/nâ) kullanılmış ve sonuna peygambere dönen "seni" (ke) muhatap/nesne zamiri eklenmiştir. Başındaki "mâ" edatından dolayı "Biz seni göndermedik" manasına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi hapsetmeyip serbest bırakmak, onu yumuşak, kasıtlı, belli bir hedefe doğru ve ardışık bir şekilde yola çıkarmak/görevlendirmek" olduğunu bildirir.
Arthur Jeffery, "irsal/erselnâ" eyleminin, Sami teolojisindeki (Süryanice 'Şeliha') o mutlak "göksel elçi/yetkili kurum" gönderme konseptiyle olan derin teolojik ve otoriter bağını tahlil eder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ke" (seni) zamiriyle peygambere yönelen bu "Biz seni göndermedik..." (mâ erselnâke) kurgusunun, o elçiyi omuzlarındaki o ezici varoluşsal yükten kurtaran ilahi bir şefkat içerdiğini değerlendirir. Müşriklerin inatları, ahlaksızlıkları ve iman etmemeleri peygamberi kahrediyordu. Allah, bu fiille peygamberin görev tanımını (risaletini) net bir şekilde çizer; onun görevinin sadece o vahyi "iletmek/taşımak" olduğunu, insanların hidayete erip ermemesinden yahut yeryüzünün seyrinden bizzat kendisini sorumlu tutup yıpratmaması gerektiğini bu "görevlendirme" (irsal) fiiliyle hudutlandırır.
İllâ (إِلَّا)
Arapçada istisna bildiren edattır. "Ancak, -den başka, haricinde" manalarına gelir.
Celaleddin el-Suyuti, "mâ ... illâ" (göndermedik ... ancak şunun için) kurgusuyla kurulan o mutlak "kasr" (sınırlandırma) kilididir. Peygamberin ontolojik statüsü, melek olmak, zorba (cebbar) olmak yahut fiziksel mucizeler (sihirler) yaratmak değildir. O statü, bu edatla sımsıkı daraltılarak sadece ve istisnasız o en insani, en ahlaki "tebliğ" makamına (uyarıcı ve müjdeleyici olmaya) kilitlenir.
Mübeşşiran (مُبَشِّرًا)
Kelimenin kökü "b-ş-r" olup sözlükte "deri, cildin dış yüzeyi, dış görünüş, insan, müjdelemek ve sevindirmek" anlamlarına gelmektedir. Tef'il babında ism-i fail (eylemi çokça ve sürekli yapan/müjdeleyen) formundadır. Cümlede "erselnâke" fiilinin hali (durum zarfı) olarak nasb (üstün) halindedir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "kıl yahut yünle kaplı olmayan çıplak insan derisi (beşer); ve bir haber veya sevinç duyulduğunda, o duygunun insanın içinden yüzüne anında vurarak derisinde (cildinde) o aydınlanmanın/kızarmanın emaresini bizzat göstermesi" olduğunu bildirir. Kötü haber de iyi haber de deriye yansır, ancak bu kök daha çok yüzü güldüren, kalbi genişleten o devasa sevinç haberi (müjde/tebşir) için kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfahânî, "mübeşşir" (müjdeleyici) eyleminin sıradan, kuru bir haber aktarımı olmadığını; muhatabın iç dünyasını aydınlatan, daralmış ruhunu genişleten, hakikate uyanlara Yaratıcı'nın o sonsuz rahmetini, bağışlayıcılığını ve cennetini büyük bir coşkuyla "müjdeleyerek onların yüzünü/fıtratını güldüren" o sıcak, şefkatli ve kucaklayıcı pedagojik yaklaşım (risalet ahlakı) olduğunu aktarır.
Ve nezîrâ (وَنَذِيرًا)
Kelimenin kökü "n-z-r" olup sözlükte "korkutmak, uyarmak, tehlikeyi önceden haber vermek ve nezretmek/adamak" anlamlarına gelmektedir. "Fa'îl" vezninde eylemi bizzat kendisi için fıtrat edinmiş mübalağa sıfatı (uyarıcı) formunda olup, "mübeşşiran" ismine atfedilerek hal konumunda nasb (üstün) halindedir. Ayetin fasılası (son kelimesi) olarak zikredilmiştir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir insanı, ileride onu bekleyen, yaklaşmakta olan büyük bir tehlikeye, felakete yahut azaba karşı önceden, şefkatli ama sarsıcı bir şekilde korkutmak, onu uyarmak ve ona karşı bütünüyle tetikte olmasını/tedbir almasını sağlamak" (inzar) olduğunu bildirir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin fasılası olan bu iki kelimelik (mübeşşiran ve nezîrâ) psikolojik, teolojik ve pedagojik tahterevalliyi muazzam bir tahlille değerlendirir. Ayet, vahyin gökten inmesindeki o kozmik ve dondurucu "mutlak hak/gerçeklik" (bilhakkı) ağırlığıyla başlamıştır. Ancak o devasa, ezici hakikatin yeryüzündeki insana taşınması (risaleti) çıplak bir şiddetle, zorbalıkla veya ezen bir diktatörlükle yapılmaz. Yaratıcı, peygamberini insan fıtratının en temel iki duygusu olan "ümit ve korku" (reca ve havf) dengesiyle donatır. Peygamber, ne insanları ümitsizliğe boğarak dinden soğutacak salt bir korkutucu/despottur; ne de onları günaha karşı rehavete sürükleyecek salt bir müjdeleyicidir. Fasıla, elçilik (risalet) makamını ve İslam'ın o evrensel davet metodunu bu iki sıfatın (mübeşşiran ve nezîrâ) o kusursuz, sarsılmaz ve ebedi ahlaki dengesine, o mutlak "şefkat ve uyarı" sarkacına dondurarak mühürler. Elçi, tanrı veya zorba (cebbar) değil; sadece gerçeği sevdirerek kucaklayan (müjdeleyen) ve felakete karşı merhametle titreterek uyaran o yegâne beşeri kılavuzdur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla