وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İsrâ Sûresi, 35. Ayet
Daralt
X
-
“Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha iyidir hem de sonucu daha güzeldir.”
Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün. Allah ölçünce, insanların ölçüyü tam yapmalarını emretti, tartınca da tartıyı tam yapmalarını ve insanların haklarını tam vermelerini emretti. Bu yüce Allah’ın şu âyetinde buyurduğu husustur: “Ey kavmim! Ölçüyü, tartıyı adaletle tam yapın; insanların mallarının değerini düşürmeyin, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın’”. Onların âdetleri ise şöyle idi: Ölçüp tarttıkları zaman insanlara verdikleri şeyleri eksik yapıyorlar, haklarını tam vermiyorlardı. Bu sebeple Allah onlara bunu yasakladı ve şiddetli bir şekilde şöyle tehdit etti: “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar, insanlardan ölçerek bir şey aldıklarında tam ölçerler, kendileri başkalarına vermek için ölçüp tarttıklarında ise haksızlık ederler”. Diğer şeyler arasından ölçü ve tartıya tâbi olan malları tahsis ederek belirtmesinin iki hususa ihtimali vardır: Birincisi: Genel olarak halkın ticarî muameleleri bu iki mal üzerinden cereyan etmekteydi, bu sebeple bu malların satılmasında ölçü ve tartıyı tam yapmalarını emretti. İkincisi; Riba korkusudur, çünkü ölçekli ve tartılı mallar zimmette borç olan mallardır. Bunlardan biri alınınca zimmette borç olan şeyden alınmış olur, eksik yapılınca yahut fazla yapılınca bu da riba olur. İşte bu sebeple bu iki madde tahsis edilerek belirtildi. Eğer bunlar dışındaki eşya söz konusu olursa bunlarda da tam olarak verilmesi emredilir. En doğrusunu Allah bilir.
Doğru terazi ile tartın. Bazıları şöyle demiştir: “Kıstas” (قُسْطَاسِ) kelimesi geçmiş kitaplardan alınan bir kelime olup belirli değildir. Bazıları da şöyle demiştir: O adalettir, yani adil bir şekilde tartın. Bazıları da şöyle demiştir: Kıstas tartı aletidir (terazi). Yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi: “Ey kavmim! Ölçüyü, tartıyı adaletle tam yapın”. Bazıları kıstasın el kantarı olduğunu söylemiştir. Nasıl olursa olsun, belirttiğimiz gibi bu İlâhî beyanda, ölçü ve tartının tam yapılması ve haklarının tam verilmesi emri vardır; eksik ve noksan yapmak yasaklanmıştır.
Bu hem daha iyidir hem de sonucu daha güzeldir. O daha iyidir meâlindeki cümlenin, anılan ölçü ve tartıyı tam tapmak, hakları tam vermek dünyada daha hayırlıdır, çünkü bunda onlar için dünyada güven vardır. “Ahsenu teVîlen” (أَحْسَنُ تَأْوِيلًا) yani âhiretteki akıbeti bakımından daha güzeldir.
“Zâlike” (ذَلِكَ) kelimesinin baştan sona bu âyette belirtilen hususların olması ihtimali vardır, onlarla amel ettikleri vakit dünyada kendileri için hayırlıdır, akıbet bakımından da çok güzeldir.
Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartm. Bu beyanda, İslâm’da içtihadın caiz olduğuna dair delil vardır, çünkü Allah ölçü ve tartıyı tam yapmayı emretti, buna da ancak ölçüp tartanın içtihadı ile muktedir olunur. Çünkü bir adam tarafından yapılmış olsa da iki ayrı tartı nerede ise eşit olmaz. Kişinin ölçmesinde içitihadın teklif edilmesi, bilerek fazla ve noksan yapmayı terketmek içindir. Bunu yaptığı zaman ölçüyü tam yapar ve gerekeni yerine getirir. İstihsan da buna göredir, o da âlimin gücü yettiği en güzel hükmü tercih etmek için içtihat etmesidir. Bize göre bu içtihadın ve istihsanm aslıdır. Tartıyı yapan kişi, ticari akitte belirledikleri ölçüyü tam olarak karşıladığını bilmediği halde hakkını tam olarak vermek için sade gayret sarfeder, içtihat eder. Tabii ki, bir olayı kıyas edecek ve kendisine benzetecek bir asıl bulunmadığı zaman. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Evfû (وَأَوْفُوا)
Kelimenin kökü olan "v-f-y" lafzı, sözlükte "tamamlamak, noksansız yerine getirmek, sonuna kadar ödemek ve vefa göstermek" anlamlarına gelmektedir. İf'al babında (ifâ) çoğul emir (buyruk) kipi formundadır.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi eksiksiz, tastamam, sonuna kadar ve hakkıyla teslim etmek, verilen sözü veya ölçüyü hiçbir fire vermeden yerine getirmek" olduğunu bildirir.
Râgıb el-İsfahânî, "ifâ" eyleminin, ticari bir işlemin, sözleşmenin veya vaadin gerektirdiği yükümlülüğü, karşı tarafın hakkına en ufak bir ziyan vermeden icra etmek olduğunu aktarır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bağlamında ekonomik dürüstlüğün ve hakkı teslim etmenin sıradan bir ahlaki tavsiye değil, "tamamlama/eksiksiz yapma" (evfû) emir kipiyle ontolojik, değişmez ve mutlak bir hukuki farz olarak konumlandırıldığını tahlil eder.
El-Keyle (الْكَيْلَ)
Kelimenin kökü "k-y-l" olup sözlükte "hacim bildiren şeyleri ölçmek, tahıl ve benzeri nesnelerin miktarını tayin etmek" manalarına gelir. Belirlilik takısı (el) ile marife formdadır.
İbn Fâris, bu kökün temelinde hacimsel bir nesnenin miktarını standart bir kaba koyarak belirleme işlemi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "keyl" lafzının hem hacimsel nesnelerin ölçüldüğü o standart kaba hem de ölçme işleminin bizzat kendisine verilen genel bir isim olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap panayırlarında (Mekke piyasasında) yaygın olan eksik ölçme, müşteriyi aldatma ve ticari hilekârlık pratiğinin, bu kelime etrafında dönen kesin bir şer'i yasakla (tam ölçün) nasıl yıkıldığını ve tevhidi ilkelere dayalı bütünüyle yeni bir ticari etik sisteminin nasıl kurulduğunu semantik olarak analiz eder.
İzâ (إِذَا)
Arapçada "zaman, -dığı vakit, -dığında" manalarına gelen zaman zarfı ve şart edatıdır.
Celaleddin el-Suyuti, bu zarfın, eylemin (ölçmenin) gerçekleştiği o kritik ve anlık zamana dikkat çektiğini, dürüstlük testinin insanın soyut düşüncelerinde değil, bizzat o ticari muamelenin yapıldığı "ölçme anında" (izâ) fiili olarak verildiğini dilbilgisel bir vurguyla tahlil eder.
Kiltüm (كِلْتُمْ)
Aynı "k-y-l" kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) fiilin çoğul muhatap (siz) formudur. Şart edatından (izâ) dolayı geniş/şimdiki zaman anlamı taşır ve "ölçtüğünüzde, ölçüm yaptığınız zaman" manasına gelir.
İbn Fâris, eylemin bizzat failin (siz) kendisi tarafından yapılmasını ve sorumluluğun failin elinde olmasını ifade ettiğini belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Ölçtüğünüz zaman" (izâ kiltüm) ifadesindeki eylemselliğin, kişinin ticari hayatta aktif fail (ölçen/tartan taraf) olduğu her durumu kapsadığını, dürüstlüğün sadece pasif bir teorik inanç değil, tartıyı elinde tutanın ahlakını sınayan pratik bir eylem anı olduğunu dilbilgisel olarak sabitlediğini belirtir.
Zinû (وَزِنُوا)
Kelimenin kökü olan "v-z-n" lafzı, sözlükte "ağırlığını ölçmek, tartmak, dengelemek ve kıymetini belirlemek" anlamlarına gelmektedir. Çoğul emir (buyruk) kipi formundadır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyin ağırlığını, başka bir standart ağırlıkla (dirhem/kilo vb.) dengeleyerek eşit seviyeye getirmek ve tartmak" olduğunu aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "vezn" kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir ağırlık tartımından ibaret olmadığını, aynı zamanda sözlerde, davranışlarda, her türlü muamelede dengeyi, mutlak adaleti ve hakkaniyeti gözetmek manasında geniş bir ahlaki mefhum olduğunu ifade eder.
Bil-Kıstâsi (بِالْقِسْطَاسِ)
Kelimenin aslı hakkında farklı görüşler olmakla birlikte, "terazi, mizan, en doğru tartı aleti" manalarına gelir. Başında "ile" manası katan cer harfi (bi) ve belirlilik takısı (el) bulunur.
El-Cevâlîkî, bu kelimenin saf Arapça olmadığını, Rumcadan (Grekçe) Arapçaya geçmiş muarreb (Arapçalaşmış) bir terazi aleti ismi olduğunu kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, kelimenin kökeni hakkındaki dilbilimsel tartışmalara yer vererek, Süryanice veya Rumca dillerinde "adalet terazisi" manasında kullanıldığını, bazı lügat âlimlerine göre ise Arapça "kıst" (adalet/pay) kökünden türetilmiş olabileceğini aktarır.
Arthur Jeffery, kelimenin Grekçe "zigostates" (terazi, tartı memuru) lafzından yahut Aramice "küstasa" kelimesinden doğrudan Arapçaya geçtiğini kesin delillerle ispatlar. Geç Antik Çağ'ın Ortadoğu ticaret yollarında kullanılan bu evrensel ticari standardın (hassas terazinin), Kur'an tarafından doğrudan "adaletin sembolü" olarak kullanıldığını etimolojik verilerle analiz eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin dönemin ticari hayatında kullanılan en hassas, en doğru terazi çeşidini ifade ettiğini, "hakkın sahibine zerresine kadar teslim edilmesini" sağlayan mutlak adalet ölçüsü olarak metne yerleştiğini belirtir.
El-Müstekîmi (الْمُسْتَقِيمِ)
Kelimenin kökü "k-v-m" olup "doğrulmak, ayakta durmak, dikilmek, düzgün ve pürüzsüz olmak" manalarına gelir. İstif'al babında ism-i fail (etken ortaç) sıfat formundadır.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "eğriliğin, sapmanın ve çarpıklığın tam zıddı olarak pürüzsüzce doğru olmak, ayakta dik durmak" olduğunu bildirir.
Râgıb el-İsfahânî, "istikamet" kelimesinin fiziki bir düzgünlükten öte, hak yoldan ayrılmamayı, ahlaki ve hukuki bir sapmazlığı, mutlak dürüstlüğü ifade ettiğini aktarır.
Dücane Cündioğlu, "doğru terazi" (kıstâs-ı müstekîm) tamlamasının edebi ve felsefi ağırlığını inceler. Terazi (kıstâs) halihazırda bir ölçü aletidir; ancak onun "müstekîm" (eğrilmemiş/doğru) sıfatıyla nitelenmesi, aletin kendisinin de hileden arındırılmış, ibresiyle gizlice oynanmamış, ontolojik ve ahlaki bir "dik duruşa" (istikamet) sahip olması gerektiğini vurgulayan sarsılmaz bir linguistik ahlak kuralıdır.
Zâlike (ذَٰلِكَ)
Arapçada "şu, o, işte bu" manalarına gelen, uzaktaki veya makamca yüce olan şeyleri nitelemek için kullanılan işaret ismidir.
Celaleddin el-Suyuti, işaret isminin ayetteki kullanımını tahlil ederek; bu edatın daha önce emredilen o "tam ölçme ve doğru tartma" eylemlerinin bütününe işaret ettiğini ve bu ticari dürüstlük duruşuna Allah katında yüce, üstün ve kıymetli bir paye (makam) atfettiğini dilbilgisel olarak değerlendirir.
Hayrun (خَيْرٌ)
Kelimenin kökü "h-y-r" olup "iyi, güzel, faydalı, şerrin zıddı" manalarına gelir. Nekre (belirsiz) formda olup burada ism-i tafdil (daha hayırlı, en iyi) işlevindedir.
İbn Fâris, bu kökün "şerrin ve kötülüğün zıddı olarak, insanın fıtraten arzuladığı, meylettiği her türlü fayda, bereket ve iyilik" manasını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kelimesinin akıl, fıtrat ve şeriat tarafından mutlak surette faydalı ve güzel bulunan durumları nitelediğini aktarır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ekonomik hayatta hile yapmanın ve eksik tartmanın tüccara kısa vadeli bir kazanç (hayır) gibi görünse de; Kur'an'ın "İşte dürüstlük daha hayırlıdır" (zâlike hayrun) diyerek, gerçek ticari ve ahlaki faydanın kısa vadeli hırsızlık değil, uzun vadeli toplumsal güven, bereket ve ilahi rıza olduğuna dair teolojik yeni bir ekonomik rasyonalite inşa ettiğini tahlil eder.
Ahsenü (وَأَحْسَنُ)
Kelimenin kökü "h-s-n" olup "güzel olmak, iyi olmak, estetik ve ahlaki kusursuzluk" manalarına gelir. İsm-i tafdil (kıyas/en üstünlük) formundadır ve "daha güzel, en güzel, daha iyi" demektir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "çirkinliğin, kusurun ve kötülüğün zıddı olarak her türlü maddi ve manevi güzellik, uygunluk ve erdem" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ahsen" kavramının, aklen ve şer'an en verimli, en dürüst ve estetik olarak en kusursuz olan eylemi ifade ettiğini söyler.
Te'vîlâ (تَأْوِيلًا)
Kelimenin kökü "e-v-l" olup "dönmek, rücu etmek, aslına varmak, bir şeyin sonu ve nihai hedefi" manalarına gelir. Tef'il babında masdar (isim) formunda olup, dilbilgisi açısından "temyiz" (kapalılığı gideren açıklayıcı nesne) konumundadır ve ayetin fasılası (son kelimesi) olarak zikredilmiştir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyin aslına, kökenine yahut nihai sonucuna (varacağı son noktaya) dönmesi, rücu etmesi ve karar kılması" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "te'vil" kelimesinin bu ayet bağlamında bir rüyayı veya metni manalandırmak/yorumlamak olmadığını; eylemin (dürüstlüğün veya ticari hilenin) "varacağı son durak, nihai netice ve öte âlemdeki karşılığı/akıbeti" olduğunu aktarır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin fasılası (son kelimesi) olan "te'vîlâ" lafzının, eylemin sonunu (akıbetini) bildiren bir temyiz nesnesi olarak gelmesini tahlil eder. Hilekâr bir tüccar teraziden anlık bir kâr elde edebilir, ancak o hilenin varacağı nihai sonuç (te'vil) mutlak bir yıkımdır. Dürüstlük ve tam ölçmek ise, hem dünyada toplumsal bereket hem de hesap gününde (te'vil/sonuç bakımından) "en güzel" (ahsen) manzarayı doğuran mutlak ahlaki yatırımdır. Metin, ticareti anlık kârdan çıkarıp ebedi "sonuç/akıbet" (te'vil) düzlemine taşır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla