وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُوماً فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّه۪ سُلْطَاناً فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِۜ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُوراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İsrâ Sûresi, 33. Ayet
Daralt
X
-
“Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Bir kimse haksızlıkla öldürülürse velisine yetki verdik; ancak o da öldürme hususunda haksızlığa sapmasın; çünkü o, yeterince yardıma mazhar olmuştur.”
Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Hak, Resûlullah’tan (s.a.) rivayet olunan hadiste zikredilen hususlardır. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Müslüman bir kişinin kanı ancak üç sebeple helâl olur: müslüman olduktan sonra kâfir olmak, yahut evlendikten sonra zina etmek, yahut hukuka aykırı olarak adam öldürmek”. Yüce Allah hukuk dışında adam öldürmeyi yasakladı. Çünkü adam öldürmemin mübah kılınmasında, Allah’ın âlemi yaratmasındaki gayenin yok olması söz konusudur. Yasaklamada insanın yaşaması vardır. Zinanın mübah kılınmasında, ilmin yok olması ve insanın cahilliği söz konusudur. Bunun haram kılınmasında ilmin yaşaması, devam etmesi, hikmete ve bazı insanların bazısından sorup öğrendiği ilimlere ulaşması vardır. O takdirde hikmet ehli olan kimseler, hikmet ehli olmayanlardan ayrılamaz. Dolayısıyla adam öldürmede ilimlerin ve hikmetlerin yok olması söz konusudur. Din (değiştirmek) sebebiyle öldürmede ise dinin yaşaması söz konusudur. Çünkü dinini terkedince öldürüleceğini düşünen kimse, -bundan İslâm dinini kastediyorum- düşüncesinden dönerek dini olan İslâm’ı terketmez. Zina sebebiyle recmedileceğini bilen insan, zinadan uzak durur ve onu terkeder. Başkasını öldürdüğü takdirde öldürüleceğini bilen kimse de adam öldürmekten kaçınır. İşte bu sebeple: “Sizin için kısasta hayat vardır” buyurulmuştur.
Şöyle bir soru sorulursa: Kadın dinden dönerse öldürülmez, deniyor. [Buna ne dersiniz?]
Buna şöyle cevap verilir; Çünkü kız çocuklarının öldürülmesinde dinin hayat bulması yoktur. Çünkü kadınlar din konusunda erkeklere tâbidirler, dolayısıyla onların öldürülmesinde hayat yoktur. Görmez misin ki şöyle rivayet olunmuştur: Falanca erkek müslüman oldu, onunla birlikte şu şu kadınlar da müslüman oldular. En doğrusunu Allah bilir.
Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Hak andığımız şeydir. Allah’ın dokunulmaz kıldığı. Bunun, İslâm sebebiyle, cizye ödeyerek zimmîlik sebebiyle dokunulmaz kıldığı anlamına gelmesi muhtemeldir. Hukuk ile olan m üstesna... Bu, sözünü ettiğimiz husustur.
Bir kimse haksızlıkla öldürülürse velisine yetki verdik. Yani hüküm verme ve kahretme imkânı verdik. Bazıları da “sultân” (سُلْطَانًا) kelimesine şu anlamı vermiştir: Yani kısası gerektiren konuda öldürmek üzere kendisine kanıt verdik. Sonra öldürülenin velisi lehine yetki verdik, bunun için herhangi bir veli adı belirtmemiştir. Veliden kastedilenlerin, ölünün terikede halefi olan vârisler olma ihtimali vardır. Zira o başka haklar gibi bir haktır, bu sebeple vârislere verilmiştir. Kan hakkı da buna dâhildir. Sanki yüce Allah şöyle buyurmuştur: Bir kimse haksızlıkla öldürülürse velisine yetki verdik. Yani gerekli olan hakkı almak için delil verdik. Bu âyetin lafzı anlamına göre vârislerden birinin kan bedelini talep etme işini ifa edebileceğine işaret eden delil vardır. Çünkü eğer vârislerden her birinin kan bedelini talep etme hakkı olsaydı bu, “öldürmede israfa gitmesin” meâlindeki âyette belirtildiği üzere sınırı aşmak olurdu. Çünkü vârislerden her biri onu dövecek olsalar, öldürme konusunda onun gibi olurlardı, oysaki bunu yapmaları yasaklanmıştır. Sözünü ettiğimiz husus sabit olunca bunda Ebû Hanîfe’nin şu sözünün doğruluğuna dair işaret olur: Vârislerin bazıları küçük, bazıları büyük olsalar, küçüklerin büyümelerini beklemeden büyüklerin kan bedelini talep etme hakkı olurdu. En doğrusunu Allah bilir.
Öldürme hususunda haksızlığa sapmasın. Bazıları şöyle demiştir; Velâyet hakkının bulunduğu katil dışındaki kimseleri öldürme, çünkü Araplar’m âdetinde katil olmayanı öldürmek de vardı. Bazıları da: Öldürme hususunda haksızlığa sapmasın, yani Allah’ın kısasta koyduğu öldürme ve yaralamadaki sınırı aşmasın, demişlerdir. Bazıları da: Öldürme hususunda haksızlığa sapmasın, yani ilk öldürmede demektir. Çünkü bir insanı haksız yere öldürmüş olur, bunu yapmak ise haddi aşmaktır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur”.
Öldürme hususunda haksızlığa sapmasın. Allah’ın, bununla öldürülenin velisine hitapta bulunma ihtimali vardır. “Felâ yüsrif fi’l-kati” (فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِ) buyurdu. Yani kendisi için belirlenen sınırı aşmasın. Bir hadiste rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Öldürdüğün zaman güzel bir şekilde öldür”. İkincisi: Bununla katile hitapta bulunmuştur, ona şöyle buyurmuş oluyor: Öldürme, çünkü öldürmek haddi aşmaktır. En doğrusunu Allah bilir.
Bazıları demiştir ki: Öldürülen kişiye, velisi vasıtasıyla yardım olunmuştur, velisine yetki verdik mealindeki beyan gereği velisi ona yardım eder. O yardım olunmuştur meâlindeki beyanın, müslümanlarla yardım olunmuştur mânasına gelmesi ihtimali vardır. Yani müslümanlarla hükümdarlar ve diğerleri, o öldürme fiilini ondan uzaklaştırmak zorundadırlar. Bu, öldürme hususunda haksızlığa sapmasın meâlindeki sözü, velisinin katilinden başkasını öldürmek, yahut yaralandığından daha fazla yaralar yahut ona işkence yapar şeklinde yorumlayanların yaptığı yoruma göredir. Allah şöyle buyuruyor: Bundan sakının, çünkü müslümanlarm öldürmeyi ondan uzaklaştırma mükellefiyeti vardır. Yahut da âhirette yardım olunmuştur demektir.
Bu âyetin lafzî anlamına göre, kısasın hür ve kölelerle müslümanlar ve zimmîler arasında vacip olduğuna dair delil vardır. Çünkü Aziz ve Celîl olan Allah hukuka dayalı olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın buyurmuştur, dolayısıyla zimmîlerin canları da bu âyetin hükmüne dâhil olmuştur. Çünkü onların canına dokunmak da haramdır. Buraya kadar belirttiğimiz hususlar, aralarında küçük vârisler olsa da, büyük olan vârislerin katili öldürme hakları olduğunu kanıtlamaktadır. Rivayet olunduğuna göre. Haşan b. Ali (r.a.) babalarının katili falanı öldürdü, halbuki o zaman vârisler arasında buluğ çağma ermemiş olanlar vardı.
O yardım olunmuştur meâlindeki beyanın lafzî anlamına göre, yukarıdaki ifadenin, katile yardım olunmuş olması mânasına gelmesi muhtemeldir. Çünkü o yardım olunmuş oldu buyurdu da yardım olunmuş buyurmadı. Adam öldürmeden önce yardım olunmuştur demesi de caizdir. Çünkü Allah’ın yardımı müslümanlara yönelik idi. Fakat öldüren olunca yardım edilmemiş oldu. Ancak, öldürülenin velisi yardım olunmuştur denilirse bu caizdir.
Yorumu Yorumla
-
Lâ taktulû (وَلَا تَقْتُلُوا)
Kelimenin kökü olan "k-t-l" lafzı, sözlükte "canını almak, öldürmek, bir canlının hayatına son vermek" anlamlarına gelmektedir. Nehiy (yasaklama) formunda, çoğul muzari fiildir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin ruhunu bedeninden ayırmak, hayatına son vermek ve onu yok etmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "katl" eyleminin, canlının ruh ve beden bütünlüğünü zorla parçalamak olduğunu ifade eder. Nehiy (yasaklama) kipi, bu parçalamanın ilahi otorite dışında hiçbir beşeri inisiyatifle, öfkeyle veya keyfi olarak yapılamayacağını sabitler.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, emir kipinin çoğul formda (taktulû/öldürmeyin) gelmesinin, cinayetin sadece bireysel bir sapma değil, toplumun tamamını ilgilendiren, toplumsal güvenliği ve ontolojik barışı tehdit eden kolektif bir yıkım olduğuna linguistik olarak dikkat çektiğini tahlil eder.
En-Nefse (النَّفْسَ)
Kelimenin kökü "n-f-s" olup "can, ruh, soluk, zat ve bir şeyin kendi özü" anlamlarına gelir. Belirlilik takısı (el) ile marife formdadır ve ayette mef'ul (nesne) konumundadır.
İbn Fâris, kökün asıl manasının "canlının soluk alıp vermesi, kan ve ontolojik kıymet" olduğunu bildirir. İnsanın bizzat kendisine ve hayatına bu ismin verilmesi, onun evrendeki değerindendir.
Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kelimesinin burada sadece inananları değil, inancı ne olursa olsun mutlak manada "insan canını ve yaşam hakkını" temsil ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde "nefs" kelimesinin sosyolojik kullanımını analiz eder. İslam öncesi kabile asabiyetinde sadece kendi kabilesinden olanın nefsi (canı) değerliyken, Kur'an bu kelimenin başına belirlilik takısı (en-nefse) getirerek evrensel ve mutlak bir yaşam hakkı statüsü inşa eder. Kan bağına dayalı korumanın yerini, teolojik hümanizme dayalı dokunulmazlık alır.
Elletî (الَّتِي)
Arapçada dişil (müennes) isimleri nitelemek veya birbirine bağlamak için kullanılan "ki o, o şey ki" manalarına gelen ism-i mevsul (ilgi zamiri) edatıdır. "Nefs" kelimesini sıfat cümlesine bağlar.
Harramallâhu (حَرَّمَ اللَّهُ)
"H-r-m" kökünden türeyen tef'il babında mazi (geçmiş zaman) fiil (harrama) ile "Allah" lafzatullahının (fail/özne) birleşiminden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün "katı bir şekilde yasaklamak, ulaşılmaz kılmak ve mutlak bir dokunulmazlık zırhına almak" anlamlarına geldiğini aktarır. Kutsal mekanlara "harem" denmesi bu dokunulmazlık ve saygınlık sebebiyledir.
Râgıb el-İsfahânî, haram kılma fiilinin, bir şeyi aklın veya şeriatın kesin olarak menetmesi olduğunu ifade eder. Canın dokunulmazlığı, bizzat Allah'ın ismiyle (Harramallâhu) fail olarak metne yerleştirilir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, canın dokunulmazlığının (hürmetinin) salt toplumsal bir sözleşmeye, devlet yasasına veya kabilevi bir anlaşmaya değil, doğrudan Allah'ın varlığına ve emrine bağlandığını tahlil eder. İlahi otoritenin "haram/kutsal" kıldığı bir nefse kıymak, sıradan bir cinayet değil, Yaratıcının evrendeki hükümranlığına (rububiyete) doğrudan bir saldırı ve teolojik bir isyandır.
İllâ (إِلَّا)
Arapçada istisna bildiren edattır. "Ancak, -den başka, dışında" manalarına gelir ve kendisinden önceki mutlak hükme bir sınır çizer.
Bil-hakkı (بِالْحَقِّ)
Kelimenin kökü olan "h-k-k" lafzı, sözlükte "gerçek olmak, sabit ve vacip olmak, kesinleşmek, adalet ve pay" anlamlarına gelmektedir. Başında cer harfi (bi) bulunur.
İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin mutlak bir kesinlikle, sarsılmaz ve şüphe götürmez bir biçimde sabitlenmesi, yerli yerine oturması" manalarına geldiğini belirtir.
Celaleddin el-Suyuti, "illâ bil-hakkı" (ancak hak ile/haklı bir sebeple) istisnasının, Arap belagatindeki hukuki sınırlandırma (tahsis) işlevine dikkat çeker. Mutlak yasak (öldürmeyin emri), sadece ilahi yasanın ve şeriatın izin verdiği "sabit ve şüphe götürmez" (hak) gerekçelerle delineatebilir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, buradaki "hak" kavramının salt bireysel bir intikam arayışını değil, devletin ve yetkili yargı organlarının (şer'i hukukun) kısas, meşru müdafaa gibi şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ispatladığı, kesinleşmiş hukuki yargı kararlarını linguistik olarak kapsadığını kaydeder.
Ve men (وَمَنْ)
Arapçada atıf/bağlaç harfi (ve) ile şart veya ilgi bildiren "kim, her kim" manasındaki (men) isminin birleşiminden oluşur. Cümlede şart cümlesinin başlangıcıdır.
Kutile (قُتِلَ)
Aynı "k-t-l" kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) fiilin edilgen (meçhul) formudur. "Öldürüldü, cinayete kurban gitti" manasına gelir.
Mazlûmen (مَظْلُومًا)
Kelimenin kökü "z-l-m" olup "sınırı aşmak, haksızlık etmek, karanlık" manalarına gelir. İsm-i mef'ul (edilgen ortaç) formunda, durum zarfı (hâl) konumundadır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyi kendi doğal ve meşru yerinden başka bir yere koymak, adaletten sapmak ve hakkı eksiltmek" olduğunu aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "zulm" kelimesinin adaletin (hakkın) tam karşıtı olduğunu belirtir. Edilgen ism-i mef'ul (mazlûmen) formunda gelmesi, öldürülen kişinin bu cinayeti hiçbir şekilde hak etmediğini, mutlak bir haksızlığa ve tecavüze uğradığını semantik olarak sabitler.
Dücane Cündioğlu, kelimenin kökündeki "karanlık" (zulmet) manasıyla cinayet eylemi arasındaki edebi simetriyi tahlil eder. Haksız yere kan dökmek, evrenin ahlaki aydınlığını yok eden ve maktulü (öldürüleni) korkunç bir haksızlığın karanlığında (mazlûm) bırakan ontolojik bir tahribattır.
Fekad (فَقَدْ)
Arapçada sonuç ve pekiştirme bildiren "fe" harfi ile, mazi fiilin başına gelerek kesinlik ve gerçekleşme (tahkik) ifade eden "kad" edatının birleşimidir.
Celaleddin el-Suyuti, şart cümlesinin cevabının (öldürülürse...) başında gelen bu birleşik yapının, Arap dilbilgisinde mutlak bir kesinlik, tereddütsüz bir ilahi garanti ve şüphe barındırmayan bir hukuki tesis (muhakkak ki kıldık) ifade ettiğini belirtir. Cinayet işlendiği anda, maktulün hakları ilahi sistemde hiçbir gecikme olmaksızın (fe) koruma altına alınır.
Cealnâ (جَعَلْنَا)
Kelimenin kökü "c-a-l" olup "kılmak, yapmak, bir şeyi bir halden başka bir hale veya statüye dönüştürmek" manalarına gelir. Mazi fiil formunda ve azamet zamiriyle (Biz kıldık) kullanılmıştır.
İbn Fâris, bu kökün "var olan bir nesneye veya kişiye yeni bir hukuki statü, görev veya vasıf kazandırmak" olduğunu bildirir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Biz kıldık/yaptık" (cealnâ) fiilindeki azamet zamirinin, kan bedeli (diyet) talep etme veya kısas isteme hakkının toplumun kendi uydurduğu bir adet olmadığını, doğrudan ilahi yasa koyucu (Şâri') tarafından maktulün ailesine verilmiş dokunulmaz bir "ilahi yetki devri" olduğunu linguistik olarak ispatladığını tahlil eder.
Li-veliyyihî (لِوَلِيِّهِ)
Kelimenin kökü "v-l-y" olup "yakın olmak, dost olmak, idare etmek ve arka çıkmak" anlamlarına gelir. Başında cer harfi (li), sonunda ise maktule dönen aidiyet zamiri (hî/onun) bulunur.
İbn Fâris, bu kökün "iki şey arasında hiçbir boşluk ve mesafe kalmayacak şekilde yan yana gelmek, bitişmek ve ardışık olmak" manasına geldiğini aktarır. Birinin işini üstlenen, onu koruyan ve ona soyca en yakın olana "veli" denmesi bu bitişikliktendir.
Râgıb el-İsfahânî, veli kavramının sıradan bir akrabalık değil, maktulün haklarını yargı önünde savunma, onun adına karar verme ve hakkı himaye etme yetkisine sahip meşru yasal varis olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayette hakkın doğrudan kabileye veya salt devlete değil, spesifik olarak maktulün varisine "veliye" (li-veliyyihî) tahsis edilmesinin, İslam ceza hukukundaki şahsi hakikliğin temelini oluşturduğunu kaydeder. Affetme, diyet talep etme veya devlet eliyle kısas isteme inisiyatifi, maktulün varisine ontolojik ve hukuki bir hak olarak sabitlenmiştir.
Sultânen (سُلْطَانًا)
Kelimenin kökü olan "s-l-t" lafzı, sözlükte "kahretmek, üstün gelmek, güç, keskinlik, delil ve baskı kuran otorite" manalarına gelmektedir. Nekre (belirsiz) formda nesne konumundadır.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin karşısındakine karşı ezici bir üstünlük, güç ve hüccet (kanıt) barındırması" olduğunu belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça kökeninden öte, Süryanice ve Aramice "şultana" (iktidar, güç, siyasi veya hukuki hükümranlık) lafzıyla doğrudan etimolojik bağı bulunduğunu analiz eder. Ortadoğu monoteizminde hukuki gücü tanımlayan bu terim, Kur'an'da maktulün varisine verilen "üstünlük ve yasal yetki belgesi" olarak kavramlaştırılmıştır.
Toshihiko Izutsu, ayette maktulün velisine verilen şeyin salt bir öfke tatmini veya kontrolsüz bir intikam hissi değil, bizzat Allah tarafından onaylanmış meşru, rasyonel ve karşı konulamaz bir "hukuki otorite" (sultan) olduğunu tahlil eder. Veli, bu kelime sayesinde ilkel bir intikamcı olmaktan çıkarılıp haklılığın verdiği gücü elinde tutan meşru bir hak sahibine dönüşür.
Felâ yusrif (فَلَا يُسْرِفْ)
Kelimenin kökü olan "s-r-f" lafzı, sözlükte "haddi aşmak, yanılmak, bir şeyi israf etmek, ölçüyü ve sınırı kaçırmak" anlamlarına gelmektedir. İf'al babında, başında sonuç bildiren "fe" ve yasaklama bildiren "lâ" edatlarıyla muzari fiildir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "itidalden ve denge noktasından saparak herhangi bir eylemde sınırı, ölçüyü ve miktarı aşmak" olduğunu aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, israf kelimesinin Kur'an'da sadece maddi harcamalarda değil; öfke, ceza, kan dökme ve intikam konularında da "meşru sınırı ve adaleti tecavüz etmek" manasında kullanıldığını belirtir. Veliye yetki (sultan) verilmiştir ancak bu yetkinin hududu çizilerek taşkınlık (israf) yapması yasaklanmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İslam öncesi Cahiliye dönemindeki kan davalarında, soylu birinin öldürülmesine karşılık maktulün kabilesinin birden fazla kişiyi veya katil dışındaki masum akrabaları öldürmesi vahşetinin, "ölçüyü aşmasın" (lâ yusrif) emriyle nasıl bütünüyle ilga edildiğini sosyolojik olarak tahlil eder. Adalet, sadece katilin canıyla (veya affıyla) sınırlıdır; bunun ötesinde kan dökmek hukuki ve ontolojik bir israftır.
Fîl-katli (فِي الْقَتْلِ)
Aynı "k-t-l" kökünden türeyen masdar (isim) olup, başında mekân/durum bildiren "fî" (-de/-da) cer harfi bulunur. "Öldürme konusunda, cezanın infazında" manasına gelir.
İnnehû (إِنَّهُ)
Arapçada isim cümlesinin başına gelerek anlamı pekiştiren "inne" (şüphesiz/muhakkak ki) edatı ile, maktulün velisine (veya maktulün kendisine) dönen "hû" (o) zamirinin birleşiminden oluşur.
Kâne (كَانَ)
Kelimenin kökü "k-v-n" olup "oldu, idi, var oldu" anlamlarına gelen mazi (geçmiş zaman) nakıs fiildir. Varlığın ve durumun sabitliğini (sübut) ifade eder.
Mensûrâ (مَنْصُورًا)
Kelimenin kökü "n-s-r" olup "yardım etmek, desteklemek, birine güç verip onu korumak ve zafere ulaştırmak" manalarına gelir. İsm-i mef'ul (edilgen ortaç/yardım edilmiş, desteklenmiş) formundadır ve ayetin fasılası (son kelimesi) olarak zikredilmiştir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "birinin zayıflığını gidererek ona güç katmak, zorluktan çekip almak ve ona arka çıkmak" olduğunu bildirir.
Râgıb el-İsfahânî, "nasr" kavramının mazlumun elinden tutarak onu zalimin baskısından kurtarmak olduğunu ifade eder. İsm-i mef'ul (mensûr) kullanımı, yardımın fail tarafından bizzat üretilmediğini, ilahi ve yasal otorite tarafından veliye "sunulduğunu" gösterir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin fasılası olan "mensûrâ" sıfatının hukuki ve teolojik ağırlığını inceler. Maktulün velisi, elindeki "sultan" (yetki) ile zaten devletin, hukukun ve toplumun desteğini arkasına almıştır. Onun sınırları aşarak (israf yaparak) intikam peşinde koşmasına, kendi adaletini kendi sağlamaya çalışmasına gerek yoktur; çünkü o, bizzat Allah'ın yasası tarafından korunan, kollanan ve hakkı mutlak surette teslim edilecek olan "mensûr" (ilahi otoriteyle desteklenen) kişidir. Bu linguistik mühür, adaleti sağlarken kişisel vahşete giden yolu tamamen kapatır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla