وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İsrâ Sûresi, 32. Ayet
Daralt
X
-
“Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur.”
Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur. Yani olduğu vakitte aklen çirkin iştir. Çünkü zinanın mübah kabul edilmesinde sayesinde hikmet ve ilme ulaşılan bilgilerin yok olması söz konusudur. Yahut zina hikmet açısından iğrenç ve hayâsız bir iştir. Görmez misin ki yüce Allah şöyle buyurdu: “Allah çirkin işleri emretmez”. Dolayısıyla bu, yüce Allah’ın çirkin işleri emretmediğine işaret eder. Aynı zamanda zinada buyruktan önce hikmet yahut akıl açısından çirkinlikler vardır. Nitekim Allah Teâlâ bundan dolayı “Allah çirkin işleri emretmez” diye buyurmuştur. Zira eğer çirkin olmasaydı sadece “Allah emretmez” buyururdu. Adam öldürmenin mübah kılınmasında, bu âlemin yaratılış amacının yok olması söz konusudur. Azîz ve Celîl olan Allah, evlat öldürme hakkında, onun büyük bir günah olduğunu haber vermiştir. Bu durum akıl yönünden çok büyük bir hatadır. Zina hakkında çirkin iş anlamına gelen “fâhişeten” kelimesini kullandı. Fâhişe, akıl ve hikmet bakımından çirkin ve iğrenç işlemdir. Allah Teâlâ, adam öldürme hakkında israf etmemeyi belirterek “öldürmede haddi aşmasın” buyurdu. “İsraf” (إِسْرَاف) belirlenmiş olan sınırı aşmaktır. “Zinaya yaklaşmayın” meâlindeki “velâ tekrabu’z-zinâ’ (وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَا) cümlesinin; zina etmeyin çünkü o çirkin iştir anlamına gelmesi muhtemeldir. “Yaklaşmayın” anlamındaki “velâ tekrabû” (وَلَا تَقْرَبُوا) sözünün, zinaya götüren sebeplere yaklaşmayın mânasına gelmesi de muhtemeldir.
Zinaya yaklaşmayın. Zinanın kendisini yasaklamaya ihtimali olduğu gibi, öpmek, dokunmak ve benzeri zina sebeplerini yasaklamaya da ihtimali vardır. Nitekim bir hadiste bu husus şöyle belirtilmiştir: “îki göz zina ederler, iki el zina ederler, cinsel organ da bunların hepsini ya tasdik eder yahut yalanlar”.
Yorumu Yorumla
-
Lâ takrabû (وَلَا تَقْرَبُوا)
Kelimenin kökü olan "k-r-b" lafzı, sözlükte "uzaklığın zıddı olarak yakın olmak, yaklaşmak, mesafece veya zaman olarak bitişik olmak" anlamlarına gelmektedir. Nehiy (yasaklama) formunda, çoğul muzari fiildir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "iki şey arasındaki mesafenin kapanması, fiziksel veya manevi olarak bir nesnenin diğerine yönelip onun sınırlarına girmesi" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, fiilin "yapmayın" (lâ tef'alû) yerine "yaklaşmayın" (lâ takrabû) şeklinde kullanılmasının muazzam bir psikolojik ve hukuki set çektiğini aktarır. Yasaklanan şey sadece eylemin bizzat kendisi değil; o eyleme zemin hazırlayan, kişiyi tahrik eden, o günaha götüren her türlü ön aşama, mekân ve meyil (şehvet/bakış) bütünüyle bu nehyin (yasağın) kapsamına alınmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın ceza ve ahlak felsefesinde bu fiilin oynadığı rolü değerlendirir. İnsanın dürtüsel zayıflığını dikkate alan ilahi yasa, kişiyi ateşin tam kıyısında durdurmak yerine, ateşin sıcaklığının hissedildiği bölgeye "yaklaşmayı" bile yasaklayarak fıkıhtaki "sedd-i zerâi" (kötülüğe giden yolları baştan tıkama) ilkesini en sarsılmaz dilbilgisel formüle kavuşturur.
Ez-Zinâ (الزِّنَا)
Kelimenin kökü "z-n-y" olup sözlükte "gayrimeşru ilişki, haddi aşmak, darlık" manalarına gelir. Başında belirlilik takısı (el) bulunur.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "meşru ve helal olan sınırların ihlal edilerek, nikah bağı olmaksızın cinsel birliktelik yaşamak" manasının yattığını bildirir.
Arthur Jeffery, kelimenin sadece saf Arapça bir türeme olmadığını, Aramice "zenâ" ve Süryanice "zanyuta" lafızlarıyla güçlü bir etimolojik kopyalama bağı olduğunu analiz eder. Geç Antik Çağ'daki tüm Sami dillerinde "kutsal evlilik akdinin dışına çıkmayı ve fahişeliği" niteleyen bu ortak ahlaki terim, Kur'an lügatinde belirlilik takısıyla (ez-zinâ) mutlak ve bilinen en büyük cinsel sapma olarak kodlanmıştır.
Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye toplumundaki cinsel ahlakın (veya ahlaksızlığın) esnek yapısına dikkat çekerek, Kur'an'ın "zina" kelimesini kesin bir haram kılıcı sınır olarak nasıl merkeze yerleştirdiğini semantik olarak tahlil eder. Cahiliye'de kabile dışı veya cariyelerle yapılan ilişkiler bir hak veya sıradanlık olarak görülürken; Kur'an bu kelimeyle cinsel otonomiyi bütünüyle ilahi ve meşru bir sözleşmeye (nikah) bağlar.
İnnehû (إِنَّهُ)
Arapçada isim cümlesinin başına gelerek anlamı pekiştiren "inne" (şüphesiz/muhakkak ki) edatı ile, yasağa konu olan eyleme (zinaya) dönen "hû" (o) zamirinin birleşiminden oluşur.
Celaleddin el-Suyuti, yasağın (lâ takrabû) hemen ardından gelen bu pekiştirme edatının, Arap belagatinde "ta'lil" (gerekçelendirme/sebep bildirme) işlevi gördüğünü belirtir. Yaratıcı, salt despotik bir emir vermemekte; edatın taşıdığı kesinlikle (inne) birlikte, bu yasağın arkasında yatan mutlak ve rasyonel ahlaki sebebi muhatabın aklına ve vicdanına sunmaktadır.
Kâne (كَانَ)
Kelimenin kökü "k-v-n" olup "oldu, idi, var oldu" anlamlarına gelen mazi (geçmiş zaman) nakıs fiildir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da bir eylemin çirkinliğini bildirirken "kâne" (idi) fiilinin kullanılmasının eylemin geçmişte kalıp bittiğini değil; bu fiilin (kâne) "zinanın, insanlığın başlangıcından sonuna kadar, tüm ilahi şeriatlerde ve fıtratta ezelden ebede mutlak bir iğrençlik olarak sabit olduğu" (sübut ve devam) gerçeğini teolojik bir zaman kipiyle mühürlediğini kaydeder.
Fâhişeten (فَاحِشَةً)
Kelimenin kökü "f-h-ş" olup "haddi aşmak, çirkinleşmek, edepsizlik, aşırı kötülük" manalarına gelir. Nekre (belirsiz) isim formundadır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyin normal sınırlarını, ölçüsünü ve ahlaki dengesini yırtarak aşırı derecede çirkin, iğrenç ve tiksindirici bir boyuta ulaşması" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "fuhuş/fâhişe" kelimesinin sıradan bir günah olmadığını; sadece şer'i (dini) yasalarca değil, bizzat insan aklının, temiz fıtratın ve evrensel ahlakın (örf) da gördüğünde iğrendiği, sosyal yapıyı ifsad eden en ağır cürümleri nitelediğini ifade eder. Zina, nesli bozduğu ve aileyi yıktığı için bu çirkinliklerin başında gelir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin kökündeki estetik ve ahlaki deformasyona dikkat çeker. "Fâhişe", ahlaki güzelliğin (hüsün) mutlak manada yok edilerek varoluşsal bir çirkinliğin (kubuh) üretilmesidir. Kur'an, zinaya sadece hukuki bir ceza kesmez; onu ontolojik olarak "iğrenç/çirkin" (fâhişe) ilan ederek insanın midesini bulandıran bir linguistik tiksinti alanı inşa eder.
Ve-sâe (وَسَاءَ)
Arapçada atıf/bağlaç harfi (ve) ile, kökü "s-v-e" olan "kötü olmak, çirkinleşmek, fenalaşmak" manalarına gelen mazi fiilin birleşiminden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "kişiyi üzen, ona zarar veren, bedensel veya ruhsal olarak mutsuzluk getiren her türlü kötü ve çirkin durum" olduğunu aktarır.
Celaleddin el-Suyuti, "sâe" fiilinin Arap dilbilgisinde "ef'âl-i zemm" (yerme/kötüleme fiilleri) kategorisinde olduğunu tahlil eder. Bu fiil, sıradan bir eylem bildirmekten ziyade, öznesini en ağır şekilde aşağılayan, kınayan ve mutlak bir kötülüğe mahkûm eden (ne kadar da kötü!) kalıplaşmış bir belagat ve tahkir (hakir görme) aracıdır.
Sebîlâ (سَبِيلًا)
Kelimenin kökü "s-b-l" olup "uzatmak, sarkıtmak, akıtmak, yol ve güzergah" manalarına gelir. Nekre (belirsiz) isim formunda olup, dilbilgisi açısından "temyiz" (kapalılığı gideren açıklayıcı nesne) konumundadır ve ayetin fasılası (son kelimesi) olarak zikredilmiştir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyin aşağıya doğru uzaması, akıp gitmesi ve önünde bir engelin bulunmaması" olduğunu aktarır. Üzerinde yürüyüp gidilen, insanı menzile veya felakete doğru aralıksız sürükleyen yola "sebil" denmesi bundandır.
Râgıb el-İsfahânî, ayetin "kötü bir eylem" diyerek bitmek yerine "kötü bir yol" (sebîlâ) diyerek bitmesinin anlamsal önemine değinir. Zina, anlık bir cinsel tatmin eylemi değil; içine girildiğinde insanı yalanlara, cinayetlere, soy karışıklığına, ailelerin yıkımına ve nihayetinde ebedi azaba doğru kesintisiz sürükleyen, dönüşü zor, kaygan ve karanlık bir "güzergâh/yol"dur.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin temyiz olarak (sebîlâ) ayetin sonunda yer almasının hukuki ve sosyolojik mesajını tahlil eder. Zina, kişisel bir günah olarak kalmaz; toplumun ahlaki zeminini aşındırarak nesillerin yok oluşuna (katl-i evlâd) giden yolu (sebîl) açar. Kur'an, bir önceki ayette çocukların öldürülmesini yasakladıktan hemen sonra zinaya yaklaşmayı yasaklayarak; zinayı, henüz doğmamış nesillerin sosyolojik ve psikolojik olarak "katledildiği" o karanlık ve kötücül "yolun/sebilin" bizzat kendisi olarak linguistik bir çerçeveye hapseder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla