Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İsrâ Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İsrâ Sûresi, 6. Ayet

    ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَف۪يراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme radednâ lekumu-lkerrate ‘aleyhim veemdednâkum bi-emvâlin vebenîne vece’alnâkum ekśera nefîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bir zaman sonra onlara karşı size tekrar üstünlük verdik, servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; adamlarınızın sayısını daha da çoğalttık.”

      Bir zaman sonra onlara karşı size tekrar üstünlük verdik. Yani onlara karşı galibiyet ve helâk verdik. Servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; adamlarınızın sayısını daha da çoğalttık. Yani bundan öncekilerden erkekler ve sayı itibariyle daha çok demektir. Sonra ikinci kere âsi olup Allah’ı inkâr edince, Allah onlara başka kavimleri musallat etti, onlar da bunları imha ettiler. Bu yüce Allah’ın şu beyanında belirtilen husustur. “Âhiretteki vâd gelince”. Yani helâk etmek suretiyle imha edince, yani akıbet için belirlenen vakitte demektir. “Nihayet ikinci cezalandırma vakti gelince, düşmanlarınız onurunuzu çiğnesinler”. Sonra Allah, tövbe ettikleri ve yaptıklarından döndükleri takdirde, onlara “Umulur ki Rabb’iniz size acır” meâlindeki beyanla rahmet vâdetti. Sonra da “Ama eğer yine fesatçılığa dönerseniz biz de cezayı tekrarlarız” meâlindeki beyanla da onları tekrar cazalandırma tehdidinde bulundu. Yani eğer siz kötülükleri işlemeye dönerseniz biz de sizi tekrar cezalandırırız.

      Bir de müfessirler şöyle demiştir: Allah onlara Buhtunnasr ile Câlût’u, sonra falanca falancaları musallat etti görüşü ancak Resûlullah’tan gelen bir haberle biliniyor. Âyette, Allah’ın onlara çok güçlü kullar gönderdiği açıklamasından başka bir bilgi yoktur. Allah’ın bize bunu aktarması dışında, buna ancak hadis ile ilâve yapılabilir. Bunda da çeşitli hikmetler vardır. Birincisi: Belirttiğimiz gibi Muhammed’in (a.s.) peygamberliğinin ispatı ve isyan etmeleri karşısında onların peygamberlerinin kendilerini cezalandırmaktan sakındırdığı sözünde doğru söylemeleridir. Sonunda söyledikleri gibi de oldu. Bu âyette onların yaptıklarının benzerini yapmaktan sakındırmak söz konusudur. Çünkü onlar buna, başkalarından daha lâyık değillerdir. îbn Kuteybe evlerin arasında dolaşıp köşe bucak her tarafı aradılar beyanına dair şunu söylemiştir: Yani ülkeler arasında yaşadılar ve oralarda fesat çıkardılar. “Câsû” (جَاسُوا) ve “hâsu ” (حَاسُوا) da denilir. Sonra size tekrar üstünlük verdik. Yani devlet verdik.

      Adamlarınızı daha da çoğalttık. Yani sayı olarak. Ebû Avsece Adamlarınızın sayısını daha da çoğalttık beyanına dair şöyle demiştir: “Nefîran” (نَفِيرًا) kelimesi çıkmak ve gitmekten alınmıştır. Mânası sayı bakımından cok yaptı demektir. Katâde de şöyle demiştir: “Nefir” (نفير) savaş için çağrılan savaşçılardır. Yani sefer için siz çağırsanız, onlar da çağırsalar siz onlardan daha çok olursunuz.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Radednâ (رَدَدْنَا)

        Kelimenin kökü olan "r-d-d" lafzı, sözlükte "bir şeyi geri çevirmek, eski haline döndürmek, iade etmek ve tekrarlamak" anlamlarına gelmektedir.

        İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi aslına, başlangıç noktasına veya önceki durumuna geri döndürmek" olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, kaybedilmiş bir gücün ve statünün, ontolojik bir kopuşun ardından yeniden tesis edilmesini dilsel olarak ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "redd" eyleminin ayet bağlamında salt bir fiziksel dönüşü değil, gücün, hakimiyetin ve devletin (devlet/iktidar sırasının) yeniden eski sahiplerine verilmesini sembolize ettiğini tahlil eder. Bu fiil, tarihsel bir döngüselliği ve ilahi bir restorasyonu barındırır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambiliminde bu fiilin, Tanrı'nın tarihsel süreçlere müdahalesini anlatan kilit bir kavram olduğunu, yenilgi ve sürgünle tecelli eden ilahi gazabın, belirli bir süre sonra yerini merhamete ve toplumsal bir dirilişe bırakmasını ifade eden bir "kaderi geri çevirme" eylemi olduğunu analiz eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin mazi (geçmiş zaman) kalıbında ve azamet zamiriyle (Biz iade ettik) kullanılmasının, İsrailoğullarının Babil sürgününden sonra Kudüs'e dönüp İkinci Mabed'i inşa etmeleriyle sonuçlanan o tarihi toparlanma sürecinin, bizzat ilahi iradenin bir lütfu olarak gerçekleştiğini linguistik olarak sabitlediğini aktarır.

        Kerra (الْكَرَّةَ)

        Kelimenin kökü olan "k-r-r", "geri dönmek, tekrarlamak, bir işe yeniden girişmek ve saldırıya geçmek" anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "eylemi yinelemek ve geri dönmek" manası yattığını belirtir. Arapçada savaş meydanında geri çekilip yeniden hücuma kalkan şövalyelerin manevrasına (kerr u ferr) bu ismin verilmesinden hareketle, kelimenin "yeniden kazanılan üstünlük ve galibiyet sırası" anlamına geldiğini söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, "kerra" lafzının, kaybedilmiş bir savaşın veya yıkılmış bir devletin ardından kazanılan yeni bir zafer ve hakimiyet evresini (devlet/nöbet) ifade ettiğini belirtir.

        Celaleddin el-Suyuti, kelimenin başında yer alan "el" (belirlilik) takısının (el-kerra) rastgele bir galibiyeti değil, "önceden vaat edilmiş, bilinen ve beklenen o büyük dönüşü, kesin zaferi" işaret ettiğini, dilbilgisel olarak bu belirliliğin metne tarihsel bir şaşmazlık kattığını kaydeder.

        Emdednâkum (وَأَمْدَدْنَاكُمْ)

        Kelimenin kökü "m-d-d" olup "uzatmak, çekmek, peş peşe vermek, yardım etmek ve sürekli kılmak" manalarına gelir. İf'al babında (imdâd) kullanılmıştır.

        İbn Fâris, kök manasının "bir şeyin ardı arkası kesilmeksizin akması, uzaması ve ilave edilmesi" olduğunu bildirir. Nehrin suyunun sürekli artmasına bu kökten isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "m-d-d" kökünün Kur'an terminolojisinde iki farklı bağlamı olduğuna dikkat çeker. Kök fiil (medde) genellikle mühlet verme ve azabı uzatma bağlamında negatif bir tını taşırken; ayette geçen "imdâd" (if'al babı) formunun mutlak surette hayır, lütuf, yardım ve bereketin sürekli kılınması manasına geldiğini dilbilimsel bir nüans olarak ortaya koyar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiilin, ilahi rahmetin travma yaşamış bir toplumu nasıl rehabilite ettiğini gösterdiğini; ardı arkası kesilmeyen bir lojistik, ekonomik ve demografik destek akışının (imdâd) salt sosyolojik bir toparlanma değil, bütünüyle dikey (ilahi) bir müdahale ile gerçekleştiğini semantik olarak yansıttığını tahlil eder.

        Emvâl (بِأَمْوَالٍ)

        Kökü "m-v-l" olup "mal, mülk, servet ve sahip olunan nesneler" anlamına gelen "mâl" kelimesinin çoğuludur. Ayette nekre (belirsiz) ve tenvinli kullanılmıştır.

        İbn Fâris, kelimenin temel anlamının "insanın elinde bulundurduğu, tasarruf ettiği her türlü meşru servet" olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin köken olarak "meyletmek, eğilim göstermek" manasındaki "meyl" lafzıyla etimolojik bir bağı olduğunu, insanın fıtraten servete yönelmesi ve kalbinin ona eğilim göstermesi sebebiyle mala bu ismin verildiğini aktarır. Ayette zikredilmesi, sürgün ve yıkım sonrası sağlanan en temel sosyo-ekonomik kurtuluşun ve zenginliğin tescilidir.

        Benîn (وَبَنِينَ)

        Kökü "b-n-y" olan ve "bina etmek, kurmak, inşa etmek" anlamlarına gelen kökten türeyen "ibn" (oğul) kelimesinin çoğuludur (benûn/benîn).

        İbn Fâris, "b-n-y" kökünün "bir yapıyı yükseltmek ve temellendirmek" olduğunu, babanın soyunu devam ettiren, aileyi ve toplumu bir bina gibi ayakta tutan evlatlara bu ismin verilmesinin linguistik bir isimlendirme mantığına dayandığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "benîn" kelimesinin burada sadece "çocuklar" anlamına gelmediğini, bir soyun tarihsel sürekliliğini, kabilenin dayandığı insan kaynağını ve toplumsal yapının (bina) demografik iskeletini ifade ettiğini söyler.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayette "emvâl" (servet) ve "benîn" (oğullar) kelimelerinin yan yana getirilmesinin kadim dünyanın iki büyük güç parametresini temsil ettiğini; ekonomik sermaye ile insan kaynağının (demografik ve askeri güç) eşzamanlı olarak iade edilmesinin, kusursuz ve tam donanımlı bir toplumsal dirilişi dilsel olarak formüle ettiğini değerlendirir.

        Cealnâkum (وَجَعَلْنَاكُمْ)

        Kelimenin kökü "c-a-l" olup, "kılmak, yapmak, bir şeyi yeni bir hale veya statüye dönüştürmek" anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi bulunduğu halden çıkarıp başka bir vasfa veya duruma sokmak" olduğunu bildirir. Ayette, zayıflatılmış ve sürülmüş bir kavmin, ilahi irade ile yeniden güçlü, organize bir topluluğa dönüştürülmesini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, "ceale" fiilinin Kur'an ontolojisindeki işlevini analiz ederek, bunun "yoktan var etme" (halk) değil, var olan bir topluma tarihsel sahne üzerinde yepyeni bir "varoluşsal rol, statü ve kuvvet atfetme" işlemi olduğunu belirtir.

        Eksera (أَكْثَرَ)

        Kökü "k-s-r" olup "çok olmak, sayıca artmak, bollaşmak" manalarına gelir. İsm-i tafdil (kıyas/üstünlük) kalıbında olup "daha çok, en çok" demektir.

        İbn Fâris, kök manasının "azlığın (kıllet) zıddı olarak niceliksel bir büyüme ve fazlalık" olduğunu aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî, ism-i tafdil formunun burada kıyasi bir anlama sahip olduğunu, İsrailoğullarının ulaştığı bu yeni gücün, düşmanlarının sayısından yahut kendi geçmişlerindeki en parlak dönemlerinden bile sayısal olarak daha üstün, daha baskın bir noktaya eriştiğini gösterdiğini ifade eder.

        Nefîrâ (نَفِيرًا)

        Kelimenin kökü olan "n-f-r" lafzı, sözlükte "hızla uzaklaşmak, kaçmak, ürkmek" manalarına geldiği gibi, "bir amaç için (özellikle savaş) hızla toplanmak, harekete geçmek, seferber olmak" anlamlarına da gelir. Ayette temyiz (açıklayıcı nesne) konumundadır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir yerden başka bir yere doğru itici bir güçle, hızla hareket etmek" anlamı yattığını belirtir. İnsanların savaş veya müdafaa için hızla bir araya gelip yola çıkmasına "nefîr" denmesi, eylemin barındırdığı bu dinamizm ve kitlesel hız nedeniyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nefîr" kelimesinin sıradan bir kalabalığı değil, bir liderin veya davanın etrafında hızla organize olabilen, savaşa hazır, mobilize edilmiş bir topluluğu/cemaati ifade ettiğini aktarır. Ayette "eksera nefîrâ" (nefir bakımından daha çok) tamlaması, kalabalık bir nüfustan ziyade, aktif bir askeri insan gücünü temsil eder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin salt bir nüfus artışını değil, doğrudan "askeri bir seferberlik yeteneğini ve savaşçı sayısını" tanımladığını tahlil eder. Ona göre bu kelime, İsrailoğullarına lütfedilen bu ikinci dönemin sadece manevi veya ekonomik bir restorasyon olmadığını, yeryüzünde fiili bir caydırıcılık üreten, somut, sayısal ve agresif bir "askeri insan gücü" (manpower) inşası olduğunu linguistik olarak ispatlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin ayetteki bağlamıyla, toplumun sadece servet ve çocuklarla değil, o devleti koruyacak niceliksel asker sayısıyla, etrafında kenetlenecek yardımcılar ve müttefiklerle tahkim edildiğini, bu terimin tarihsel bir politik gücün zirvesini sembolize ettiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X